• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
..
TÜM YAZILARI

Emir, emir-ül müminin ve halife (1)

16 Kasım 2019
A


Ali Sandıkçıoğlu İletişim: [email protected]

Kısa bir süre önce sosyal medyada üzerine eskimez harflerle Emir-ül Müminin (K.S.) yazılı bir resimle karşılaştım. 2013 yılında Almanya’da üzerine epeyce çalışıp, araştırmalar yaptığım konu ile alakalı yazımı Akit Gazetesi aracılığı ile değerli kardeşlerimin takdirlerine sunacağım. Eksik ve kusurlarımız olursa; önce Cenab-ı Hakk tarafından bağışlanıp affımı niyaz eder, vaki olabilecek eksikliklerim için şimdiden siz değerli kardeşlerim ve Akit Gazetesi okuyucularından özür dilerim. Niyetim Allah rızası için, yanlış anlamalara bir nebze olsun değinip işin olabildiği kadarı ile hakikatini ve özünü ortaya koymaya çalışmaktır. Bu yazımda kısaca yazımın başına aldığım kelimelerin açıklamalarını yapmaya çalışacağım. Müslümanlar için bu kelimeler çok önem ihtiva eder. Öncelikle kısaca bu kelimelerin bir sözlük manalarına bakalım, sonra hadisi şerifler, teamül ve geleneklere göre tek tek incelemeye çalışalım.

EMİR:

Emir; bir kavmin, bir topluluğun başı, beyi, emredeni, vali, kumandan, devlet başkanı, melik anlamlarına gelir. Hz. Ali (R.A.) Efendimizin lakabıdır. (Dini Terimler Sözlüğü, s. 101) Arapça kökenli isim ve sıfat olarak kullanılan bir kelimedir. Bir aşiret, bir ülkenin başı, bey, reis (en çok Arabistan’da kullanılır), büyük bir soydan gelen kişi. Peygamber sülalesinden gelenlere şerif, seyyid, emir gibi adlar da verilir. Hicaz valisi ile Mekke ve dolaylarının işlerine bakmak üzere atanan peygamber soyundan olan kişi. (Osmanlıca-Türkçe Sözlük, s. 174) Emir sahibi, başkan, eskiden İslam devletlerinde devlet başkanı, vali ve yüksek rütbeli subaylara verilen isim. Emirler bulundukları yerlerde dini, idari, askeri ve mali hizmetleri görürlerdi.

Müslümanlar her türlü işlerinin görülmesi, çıkan ihtilafların halledilmesi, içte ve dışta güven ve huzurun sağlanması için aralarından birini kendilerine başkan seçmeye çok önem verirler. Bu hususla alakalı Hz. Peygamber Efendimizin birçok hadisi şerifi vardır. İleride değineceğiz. Ancak hemen hemen herkesin duyduğu yahut okuduğu çok önemli bir hadisi şerifinde Peygamberimiz (S.A.S.): “Üç kişi yola çıktıklarında birini kendilerine başkan yapsınlar.” Yani emir tayin etsinler buyuruyor. Emir unvanı Hz. Peygamber Efendimizin mübarek dört halifesinden “Hulefa-i Raşidin” bil itibar kullanılır. En yüksek rütbeli emir, devlet başkanı olan zattır. Devlet başkanına aynı zamanda “Halife” ve “Emir-ül Müminin” adı da verilir. Devlet başkanının dışında emirlik unvanı bazı memurların makam ve rütbelerine göre de kullanılır. Mesela ordu kumandanına “Emir-ül Ceyş” ve “Emir-ül Ümera”, Hac organizasyonunun başında bulunana “Emir-ül Hac” denir. Ayrıca emir ismi özel olarak Hz. Ali (R.A.) için de kullanılmıştır.

Emevilerin ilk devirlerinde “emir” sıfatı kullanılmıştır. Daha sonraları bölgelere halife tarafından zekât, haraç, cizye toplama memurları atanınca (bunlara amil denir) emirlerin yetkileri sınırlandırılmış oldu. Abbasiler devrinde de emirlik müessesi devam etti. Daha sonraları kısmen değişikliğe uğradı. Emirlerin bulundukları bölgelerdeki işleri ve idareleri hakkında bilgi toplayan “Ashabul Berid” isimli vazifeliler teşekkül ettirildi. Bunun dışında emirlerin yanında mali işleri kontrol edecek amiller tayin edildi. Daha sonraları hem emirlerin hem de mali işleri kontrol etmekle yükümlü olan amillerin yaptıkları haksızlıkları kontrol edip halifeye bildirmek üzere “Sahibunnazar Fi’l- Mezalim” isimli bir devlet dairesi daha kuruldu. Abbasilerin son devirlerinden Halife tarafından tayin edilen emirler vergi vermek şartı ile idare ettikleri kendi bölge yahut eyaletlerinde tam yetkiye sahip oldular. Bu emirlerin bir kısmı daha sonraları hanedanlar kurdular. Tahiriler, Ağlebiler, Gazneliler ve Saffariler gibi… Bunlar sonraları silah kullanarak devlet bile kurmuşlardır. Endülüs Emevi hükümdarları, üçüncü Abdurrahman’a kadar emir unvanını kullanmışlardır. Büyük Selçuklularda devlet adamlarına ve devlet vazifelilerine emir ismi verilmekte idi. Osmanlılarda ise İkinci Mehmed’e kadar padişahlar ve Fetret Devrinde şehzadeler bu unvanı benimsedi. Yıldırım Beyazıd’ın oğlu Süleyman Çelebi bu unvanı doğrudan kullanmıştır “Emir Süleyman” diye. Osmanlılarda zamanla “emir” yerine “bey” geldi. “Emir-ül Umera” karşılığı “Beylerbeyi” oldu. Ancak Mekke valilerine emir denmeye devam edildi. Buhara ve Afganistan gibi devletlerin başkanlarına da emir dendi. (Yeni Rehber Ansiklopedisi, s. 302) Halen emir ismi Suudi Arabistan’da ve diğer bazı ülkelerde bazı makamlarda olan devlet ricali içinde kullanılmaktadır. Bundan başka fethedilen yerlere vali veya kaymakam olarak devlet adına atanan insanlara da o beldenin emiri diye hitap edildiği kaynaklarda gözükmektedir.

EMİRİN EMİR VERMESİ:

Tatarhaniyye’nin siyer bahsinde İmamı Muhammed’e izafe edilen şu görüşe yer verilmektedir: “Emir, askerine herhangi bir konuda emir verse, askerin emire o konuda itaat etmesi gerekir. Tabii ki bu itaat, verilen emirin dinen mahzurlu olmaması şartına bağlıdır.” (I. Abidin terc., c. 12, s. 273) Bu açıklamadan anlaşıldığı gibi “emirin” verdiği emirin yerine getirilebilmesi için verilen emirin dini celili İslam ve şer’i hükümlere uygun olması lazımdır. Sabahtan erken kalkan ben Emir-ül Mümin’im diye kendini emir ilan edemez. Böyle bir emire ve verdiği emirlere de şer’i hükümlere göre uyma mecburiyeti yoktur. (Daha geniş bilgi için lütfen ilgili kitaplara bakınız.)

EMİR-ÜL MÜMİNİN:

Günümüzde Müslümanlar arasında en hassas konulardan birisi de Emir-ül Müminin meselesidir. Ülkemizde ve İslam ülkelerinde sayıları bilinemeyecek kadar Emir-ül Müminin(!) vardır. Bunları kimler emir tayin eder? İslam hukukuna göre bu Emir-ül Müminin denilen zatların bir kıymet-i harbiyesi var mıdır? Verdikleri her ne türlü ise emirlerine uyulma mecburiyeti var mıdır? Hep birlikte bu konuyu kaynakları ile incelemeye çalışalım. Emir-ül Müminin; müminlerin yani inananların emiri manasında Arapça kökenli bir kelime grubudur. Emir-ül Müminin, halifelere lakap olarak da kullanılmıştır. Bu adet Peygamber Efendimizin (S.A.S.) ikinci halifesi Hz. Ömer (R.A.) zamanında başlamıştır. Daha sonra gelen birçok devlet başkanı için kullanıldığı gibi Osmanlı Padişahları için de Emir-ül Müminin ismi kullanılmıştır. Ayrıca Emir-ül Müminin tasavvufta, bazı tarikatlarda o grubun başında olan manevi zata da isim olarak verilmiştir. Oradaki emirlik manevi olup kendisine inanan cemaatin emiri, başı, umumi idarecisi anlamında kullanılmaktadır.

“Emir-ül Müminin”, “İmam-ül Müslimin” yerine kullanılan bir tabirdir. Günümüzde gerek Türkiye’de gerekse dünyadaki İslam ülkelerinde tasavvuf alanında genç yaşlı birçok Emir-ül Müminin (!) bulunmaktadır. Bunların birçoğu Peygamberlik rütbesinden az aşağıda bir konuma oturtulup söylediklerine asla itiraz edilemez inancı yaygındır. Bu Emir-ül Müminin diye adlandırılan zatların birçoklarının amelleri, hal ve hareketleri ne yazık ki İslam şeriatına uymaz. İster bağlısı olun, isterseniz dışarıdan birisi olun, Emir-ül Müminin akıl, mantık ve din dışı uygulamalarına, emir ve yasaklarına karşı çıktığınızda sizi hemen dinsiz, mürted diye yaftalamaktan geri kalmazlar. (Hükümleri aşağıda açıklanacaktır.)

HALİFE:

Halife kelimesinin çoğulu hulefadır. Hem tekil olarak hem de çoğul olarak halife ve hulefa kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de geçmektedir. İlk halife unvanını kullanan Hz. Ebubekir’dir (R.A.). Kendisine Halife-i Resulullah denirdi. Sırası ile Hz. Ömer (R.A.), Hz. Osman (R.A.) ve Hz. Ali (R.A.) Hazreti Peygamber Efendimize halife olmuşlardır.

Umumi topluluklar için olduğu gibi dini topluluklar içinde ibadet; takvada yarışmak, insanları hayra ve hakka davet etmek, Mevla’nın dinini mümkün mertebe eksiksiz olarak yaşamak, manevi maksatların hasıl olması için cemaatlerinde aynı gerekçe ile başlarında bir emir bulundurmaları gerekmektedir. Eğer cemaatin başında bir emir ya da bir büyük, bir başka ifade ile bir idareci varsa ona tabi olmak verdiği emirlere uygun hareket etmek gerekir. İslam dini bu itaati özel şartlar içinde gerekli kılmıştır. Burada şuna çok dikkat etmek lazımdır. Ben emirim diyen herkes emir olamaz. Zira Cenab-ı Hakk, Kur’an-ı Kerim’inde şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin; Peygambere itaat edin ve sizden olan Emir’lere itaat edin” (Nisa 59). Kişi hoşlansa da hoşlanmasa da Emir-ül Müminin’in verdiği emirleri dinleme ve ona uyma mecburiyetindedir. Şayet Emir-ül Müminin günah olduğu şeren kesin olan bir şey emrettiği zaman onu dinleme ve ona uyma mecburiyete yoktur. (Buhari, Ahkam) Bu hususla alakalı Peygamber Efendimizin hadisi şerifleri pek çoktur. İleride konu ile alakalı bir kısım hadisi şerifin mealine yer verilecektir.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus daha vardır. Özel grupların veya cemaatlerin başındakilere Emir-ül Müminin ismi kullanılabilir. Pek tabi bu durumda olanlar ancak idare ettikleri ve kendilerine inananların emiri sayılırlar. Resulullah Efendimizin halifelere veya devletin başında bulunan emir gibi aynı yetkiye sahip değillerdir. Diyelim ki, Türkiye’de özel bir topluluğun Emir-ül Müminin denen bir lideri var. Bunu Pakistan’daki Müslüman nereden bilecek ve ona nasıl inanacak? Elbette ki böyle bir Emir-ül Müminin’in emri bütün Müslümanları bağlamaz. Müslümanlar bir büyük emir üzerinde birleşip, anlaştıkları takdirde bütün Müslümanların ona uyması icap eder. Peygamber Efendimiz konunun ehemmiyetine binaen şöyle buyurmuşlardır: “Siz bir adam üzerinde birleşmiş iken, bir başkası emirlik iddiasına kalkışıp sizi bölmek ve topluluğunuzu dağıtmak isterse, onu öldürünüz.” (Müslim, İmare) “Naslarla itaati vacip kılınan ve kendisine karşı gelmek haram olan imam (amir) bütün Müslümanların genel imamıdır. Genel imamın temsil ettiği imamet makamı, dini korumak ve dünyayı onunla yönetmek üzere peygambere halife olma makamıdır.” (Maverdi A. 5) Bu itibarla Müslümanların genel imamı aynı zamanda da halifedir. Nevevi şöyle der: “İmama; Halife ve Emir-ül Müminin (Müminlerin Amiri) demek de caizdir.” (Nevevi R. 10/49) Bu mevzuya ileride hadisi şerifler ışığı altında daha geniş bir şekilde inşallah değinilecektir.

Bir başka ifade ile Halife; Allahu Teala’nın emirlerini yerine getirmek üzere Hz. Peygamber Efendimize vekil olan zat demektir. Ayrıca tasavvuf ilminde kâmil bir mürşidin talebe ve müritleri içinden talebe yetiştirmeye ve irşada ehil olanlara tasavvuf geleneği ve kaideleri usulünce izin vererek irşat için görevlendirilen kimseye de halife denir.

İslami geleneklerde halife seçiminde dört şekil yahut dört usul görmekteyiz,

a) Alimler, hakimler, kumandanlar ve başka söz sahibi insanların bir araya gelerek birini halife seçip ona biat etmeleridir ki, Hz. Ebubekir bu yolla seçilmiştir.

b) Halifenin kendinden sonra halife olacak insanı bizzat seçip vasiyet etmesidir ki, Hz. Ömer’in biat edilip seçilmesi bu yolla olmuştur. Buna da “istihlaf “denir.

c) Şura usulü olup halifenin vasiyet ettiği birkaç kişiden birinin halife seçilerek biat edilmesi şeklinde olur ki, Hz. Osman (R.A.) bu yolla seçilmiştir.

d) Birinin zor kullanarak hilafeti ele geçirmesidir ki, bunun şeriata ve Kur’an-ı Kerim’e uygun olan emirlerine uyulma mecburiyeti vardır.

Dört büyük halifeye Hulefa-i Raşidin denir. Dünyanın birçok Müslüman ülkelerinde Cuma hutbelerinde Hulefa-i Raşidin’in isimleri bugün bile okunmaktadır. (Yeni Rehber Ansiklopedisi s. 256) (Daha fazlı bilgi için ilgili kaynaklara bakınız.) İslam her zaman adil bir yönetimden yanadır. İstikrarın korunmasına ehemmiyet verir. Kargaşayı, başıbozukluğu disiplinsizliği asla İslam dini hoş karşılamaz. Fitneyi, fitne çıkartmayı reddeder. Onun için Rabbimiz: “Fitne katilden beterdir” buyurmaktadır. (Süre-i Bakara 191) Topluluk için bile mutlaka sorumlu bir başın ya da başkanın olmasını emretmiştir. Bu hususla alakalı olarak Resulullah Efendimiz (S.A.S.): “Dünyanın ücra bir köşesinde de olsa, üç kişinin içlerinden birini kendilerine emir (başkan) tayin etmeden yaşamaları helal (doğru) olmaz.” (A. Bin Hambel Müsned II, 117) En küçüğünden en büyüğüne kadar bütün toplumlarda birliğin sağlanması ihtilafların, çekişmelerin, zaman kayıplarının önlenmesi için bir emire, bir yöneticiye, bir başkana ihtiyaç vardır. Olması da zaruridir. Valilik isteyen Ebu Zer Hazretlerine Peygamber Efendimiz (S.A.S.) şöyle buyurmuştur: “Ya Eba Zer, sen zayıfsın. Emirlik büyük bir emanettir. Gereğini yerine getirmeyenler için kıyamette utanç ve nedamet vesilesi olur.” (Müslim İmare 16)

İMAMETİN EMİRİN ZORLUĞU:

Emirlik ne kadar kutsal bir görev ise de sorumluluğu da bir o kadar zordur. Peygamber Efendimiz idareciler için: “Allah’ım, kim ümmetimin yönetimini üstlenir de onlara zorluk çıkarırsa, sen de onu zora koş. Kim ümmetimin yönetiminden bir görev üstlenir de onlara kolaylık gösterir, yumuşak davranırsa sen de ona kolaylık göster.” (Müslim, İmare) Hz. Ömer (R.A.) haber verdiği bir hadis-i şerifinde Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Önderlerinizin en hayırlı ve en şerlilerini size haber vereyim mi? Sizin kendilerini sevdiğiniz ve sizi seven; sizin kendilerine dua ettiğiniz ve size dua edenler liderlerinizin en hayırlılarıdır. Sizin kendilerini sevmediğiniz ve sizi sevmeyen ve sizin kendilerine lanet ettiğiniz ve size lanet eden önderlerde liderlerinizin en kötüleridir.” (Tirmizi, Fiten 77)

Bu yazım iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümü bu hafta sizlere sunuyorum. Haftaya ikinci bölüm ile devam edeceğiz. Hz. Allah (C.C.) bizleri kendi rızasından, Resulünün şefaatinden mahrum eylemesin. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

mehmet cetın

emırıl mumının vasıflarını yazsanız mesela atının ısmı ne manaya gelır sıyası tercıhlerınde ıltızamı kufre gırdımı vs yada emır oldugu soylenılen ve benım zerre kadar bu soylenene ınanmadıgım bu sahıs bır proje mıdır haftaya bu konuda yazarsanız cok sevaba gırersınız

E. Tarakçı

Ah Hocam ah! Bu ifadeler tarihte nostaljik bir hatıra olarak kaldı,tekrar canlanması imkansız. Müslüman olan herkes bunları defalarca duydu. Keşke bugün Halifeler gibi emirlerimiz olsa! Kıyamete kadar asla olmayacak.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23