Ülkemizdeki Suriyeli sporcular ve Nike (2)
Sporun ‘hormonlaştığı’ bir süreçte, sporu kendi haline bırakılmaması gereken bir süreç yaşıyoruz. İnsan yaşamak için ne kadar yiyip/içmesi gerekliyse, sağlıklı ve zinde kalması için de, spor/hareket/egzersiz zorunluluğu doğuyor. Hal böyle olunca, spor yapanların sayısı her geçen gün artmakta. Böyle bir durumda spor kelimesi bireysel olduğu gibi, siyasi ve ekonomi açıdan toplumlar içinde ‘önem’ taşımakta. Sporun kontrollü veya kontrolsüz yapılması, eline alığınız ‘pimi’ çekilmiş bir bomba veya tam tersi, süslü bir çiçek buketine dönüşecektir. Bu tanımla bağdaştırabilecek örnekleri, spor adı altında gerçekleştirilen faaliyetlerde şahit olmak mümkün...
NİKE GÖREVİNİ YAPIYOR!..
Biz düşüncelerimizi yazıya aktarırken, Amerika spor giyim firması Nike, piyasaya sürdüğü spor ayakkabısının altına, Arapça ‘Allah’ yazısını andıran bir logoyu kullanma skandalına imza attı. Firmanın yaptığı çirkin ve alçakça uygulaması yeni değil ki? Nike’ın, benzer uygulamasını 1997 yılında da sergilediğini görmekteyiz. ‘Peki, spor bu uygulamanın neresinde?’ sorusuna ‘Önce spor yapanlara yönelik giyim malzemesi üret, sonra sahip olduğun malzeme üzerinden toplumun inançlarıyla alay, hakaret etme çirkefliğine bürün!’ Tam bir ideolojik, Siyonist ve Haçlı anlayışın yansıması. Evet, ‘Dost uyur, düşmanın uyumaz’ atasözümüzün altın çağını yaşadığı bir süreçte ‘Sahi biz bu sürecin neresindeyiz?’ sorusunu kendi kendimize sormak yetmez, Müslümanların inançlarını ‘ayaklar’ altına alacak kadar ‘alçaklaşan’ bir markanın değirmenine, giydiğimiz kıyafetlerle ne kadar ‘su’ taşıdığımızı düşünmemiz gerekiyor? Yazımızı yazarken bile, konuyla ilgili anlık haber oluşabiliyorsa, spor denen gerçek görmemezlikten ‘nasıl’ gelinebilir ki?..

‘Arap Baharı’ adıyla başladı, İslam ülkelerindeki kıyım. Hayatını kaybeden yüz binler, yerini, yurdunu terk etmek zorunda kalan milyonlar. Ve çatışmalardan etkilenen on milyonlar. Savaşı başlatan ve insanlık dışı uygulamaların baş aktörleri. Bölgedeki ateş ve açlık çemberinden kurtulmak isteyenlerin sığındığı ülkeler Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak gibi Müslüman ülkeler. Ortak değerlere sahip ve ülkemize göç eden sığınmacı/göçmen misafirlere nasıl bir uygulama içerisinde olunması gerekiyor, uğraşımız olan ‘sporla’ aracılığıyla, bu kardeşlerimizle nasıl yarar sağlayabilir şeklinde düşünmeden edemiyoruz. Çocuk ve gençler nasıl ki okul eğitimlerini devam ettirmeleri gerekiyorsa, bu kardeşlerimize spor alanında da ensar olmak gibi görev ve sorumluluğumuz var. Allah (c.c) buyuruyor ‘…Şunu unutmayın ki, Allah›ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, takvâda en ileri olandır. Muhakkak ki Allah her şeyi bilir, her şeyden hakkıyla haberdârdır.’ (El-Hucurât) ‘Sizin en hayırlınız, insanlara faydalı olanınızdır’ Hadis-i Şerifi’ne sadık, dinimizin emrine getiren mümin bir kul olma yolunda emin adımlarla yol almış oluruz. ‘Muhacire ensar, mülteciye kardeş olmak’ için, inanın fazladan bir ‘enerjiye’ sarf etmeye gerek yok. Kendimiz için istediklerimizi, müminler için yerine getirmek yeterli olacaktır. Spor konusu ve diğer hususlardan farklı değil. İstanbul Üniversitesi Spor Bilimleri Öğretim Görevlisi Alay Kesler’in ‘Ülkemizde 10 bine yakın futbol eğimi alan yetenekli Suriyeli genç var. Bu çocuklar sevdikleri spordan mahrum kalmamalı için, bu çocuklara ‘filiz lisans’ çıkarılarak, kulüplerde oynamaları sağlanmalı…’ sözleri, kat edilmesi gereken yolda önemli ‘kılavuz’ olacaktır. Sayın Kesler’in ‘futbol başarısı’ konusu ve yetiştirdiği Metin Türk (Adem Allavi) gibi ‘yıldız’ adayı Suriyeli futbolcular ise apayrı bir yazı konusu…







