--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

UEFA’dan sonra CAS da ‘şovunu’ yaptı

Ahmet Gülümseyen
Ahmet Gülümseyen
İnsan bir şeyler ‘anlamak’ ister, anlaması için kendisini zorlamasına rağmen anlayamaz ya, işte öyle bir durumla karşı karşıya geldi, Türk futbolunda bir ‘asrı’ geride bırakan çınarları.
Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi (CAS), Önce Fenerbahçe, sonrasında da ise Beşiktaş’ın UEFA’nın kendilerini 2013-14 sezonunda Avrupa kupalarından men etme kararına karşı yaptığı itirazını reddetti.
Önce UEFA tarafından uygulanan ‘psikolojik’ baskı ve sonrasında ise CAS. Yoktur birbirlerinden farkı… Fenerbahçe ve Beşiktaş Kulüpleri ile o camianın ‘güzide’ başkan/yöneticileri ceza alır/almaz. Bunlar apayrı konular... Fakat CAS’ın Kulüplerimizin itirazını değerlendirmek için tam bir ay gibi süre istedi. Sonrasında ise UEFA’nın aldığı kararı onadı. İnanın başka bir sonuç beklemek, biraz çaresizlik, biraz ahmaklık olurdu! Bugüne kadar hangi yabancı kurumun kapısını çaldınız da, kapıları aralanıp anlamlı/mantıklı bir sonuç çıktığına, şahsen ben rastlamadım.
Tamam ‘itiraz kabul görmedi’ ona da bir diyeceğimiz yok. Peki, CAS’ın aldığı kararın ‘zamanlamasına’ bir bakar mısınız! Madem sonuç olumsuz olacak, sizin vereceğiniz karar Tromsö maçının oynandığı gün mü olmalıydı. Ben bir hukukçu değilim ama ‘hislerimin ayaklanmasını’, alınan kararlara karşı durduramıyorum. Çıkıyorsunuz, 60 bin kişinin bizzat izlediği maçınızı oynuyorsunuz, kazandığınız mücadelenin akabinde ‘Yok arkadaş sen, bu yarışta bulunmayacaksın’ denilecek. Hangi vicdan sahibi, alınan karara ‘tamam’ diyebilir! Bu kadar transfer, bu kadar masraf, bu kadar heyecanı boşa çıkarmak bu denli basit mi! Yendiğiniz takım yoluna devam edecek, siz devre dışı. Evet! Dün söylediğimizi bugün de tekrarlayalım. Elin ‘gavurundan’ medet umarsanız olacağı bu, farklı bir sonuç beklemek zaten abes kaçardı.
Diyelim adam yabancı, alır parmağının ucunda istediği şekilde seni çevirir. Peki, ülke futbolunu yöneten Türkiye Futbol Federasyonu ne iş yapar. Bünyesindeki takımlara hoş gözükmek için (teknik adam v.s) senaryo üreteceğine, yabancının kestiği cezanın (ki kesmesine sözümüz bir yere kadar. Asıl itirazımız cezanın zamanlamasına) karşısına geçip, ‘dur’ diyebilmemesine… Bunu da yapamıyor ise suskun kalmak yerine, en azından, bir şeyler itiraz etmeli... Varlığından bir haber… UEFA yarın çıkıp (belki de onun hesapları içerisinde), ‘Takımların patronu sensin, madem bu takımlar ceza almalıydı, niçin cezayı sen kesmedin’ deyip, Federasyona ceza verir ise sakın şaşırmayın. Ha, bu cezayı ne zaman verir, onu bilemem? Fenerbahçe ve Beşiktaş’a verilen cezaların veriliş sürecine baktığımızda, onu kestirmek kolay değil. Türk futbolunu ‘yaban’ ellerine düşürdüğümüzden, biz kendi aramızda tartışırken,  bir bakarsınız ‘sürpriiiiz’ deyip cezayı iadeli/taahhütlü adrese göndermişlerdir bile….
Alınan kararlar, verilen cezalar ve işleyen süreç tamamıyla futbol ‘lobisinin’ bir sonucu. Şike süreci ile başlayan davalar, biri olmadı diğeri (UEFA, CAS…)  misali sürdükçe sürdü. Yüz yılı geride bırakan kulüplerin temsilcileri, mahkeme kapılarında saatlerce ‘kendilerini/camialarını’ savundular. İnanın basit bir olay değil… Sonra siz ‘şikecisiniz’ denilip fatura kesildi. Önce, psikolojik baskı, sonra ceza... Eğer ortada bir ceza var ve bu ceza verilmeliydiyse, neden Futbol Federasyonunda gerçeklere, geçen süre içerisinde hep ‘sessiz’ kalıp, Türk Futbolunun şike ile ilgili ‘göbeğinin’ yabancılara kestirdi. Kulüplerin seçtiği yönetimlerin (TFF), kendilerini seçenlere karşı kötü gözükmemesi için mi?
 Evet, süreçte ‘lobi’ çalışmasının etkisi olabilir mi? Ben olacağından eminim. Verilen kararların sadece ‘zamanlamasına’ bakıldığından, işin içinde olmayanlar dahi bundan emin olduklarını görebilirler.
Şike süreci başlamasından itibaren, süreç oldukça sancılı geçti. Alınan ve alınamayan kararlar. Türk futbolu kendi içinde bu kaosu çözemedi, elin oğlu geldi ve  ‘neşteri’ vurdu. Şimdi, bu saatten sonra ‘afallamanın’ bir anlamı da yok. Türk futbol camiası kendi içinde barışık olamadı. Ki diyelim, yanlış, doğruyla değil de yanlışla düzeltilmeye çalışıldı. Eğer Şikeci ise, suça bulaşan takımı küme düşürmediği, puanının silinmediği, ligin tescil edilmediğine göz yumuldu. Tüm bunlar yaşanırken, birde bu spor camiasının içerisinden yetişip şimdi Uluslararası Spor Camiasında görev alanlar var. Örneğin şimdiki görevi UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik. Beşiktaş ile Fenerbahçe’nin aldığı cezalarla ilgili kendisine soru yöneltildiğinde “UEFA’da herkesin işi bellidir. Denetim Kurulu, Disiplin Kurulu ve Tahkim Kurulu... Bunlarla ben meşgul olamam’ şeklinde cevaplamıştı. Çeyrek asra yakın UEFA ile yakın temasta olan Erzik’te bunu söylerse, yabancının kestiği ‘cezaya’ kimse kalkıp itiraz etme hakkı olmamalı mı dersiniz!
 Herkesin aynaya bakma zamanı. Eğer, aynada gördükleri karşısında şaşkınlık yaşıyor ise, aynayı silmeyi değil, vicdanının sesine kulak kabartmalı. Atalarımız boşuna dememişler ‘Ayinesi iştir kişinin aynası, lafa bakılmaz’. Öyle değil mi Aziz Yıldırım, Demirören Başkan. Zamanın kıymetini şimdi daha iyi anlıyorsunuzdur sanırım! Şahsi kanaatim, bırakın şimdiden sonra, spor camialarının içinde o zamanın kıymetini bilenler kadar, doğrularla amel edenler görev alsın…

Ahmet Gülümseyen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle