Trabzonspor’un taraftara teşekkür borcu…
Süper Lig sıralamasında kendine yer bulmaya çalışan Trabzonspor, İstanbulspor engelini dört golle geçti. Bu sonuç, bordo-mavili ekibin kendine gelme, istenilen sonucun bir yansıması olarak değerlendirilmesi, ‘abartısız’ kıvamında. Karadeniz ekibinin beklentilerin karşılanması anlamına geliyor. Böyle bir sürecin beraberinde getireceği (doğuracağı) sonucu, süreç içerisinde hep birlikte gözlemleyeceğiz. Trabzonspor için bir hafta içerisinde ortaya çıkmasının başrol oyuncusu bordo-mavili taraftar. Bu sezon oynanan 15 iç saha (Lig, Avrupa, Kupa) maçından yenilgi yüzü görmeden, 11 galibiyetle yenilgisiz ayrıldığını görüyoruz.
Tribün desteği, takım mücadelesinin enerji kaynağı oluyor. Bu maçlarda toplam 27 gol kaydederken, kalesinde sadece 5 gol gördü.
Böyle bir tablonun ortaya çıkmasında tribün, yani seyirci desteği göz ardı edilemeyecek bir gerçek olunca, bordo-mavili taraftar ‘alkışı/takdiri’ fazlasıyla hak ediyor. Takımın teknik patronu Abdullah Avcı da bunun farkında. Kazanılan İstanbulspor maçından sonra “35 maçtır iç sahada kaybetmediğimizi ve bunda en önemli pay taraftarımızındır… Trabzonspor hiçbir zaman vazgeçmeyecek, taraftarımızın bitiş düdüğüne kadar sahada bizimle beraber olmasını rica ediyoruz”… Bu açıklamalar Trabzonspor’un taraftara, taraftarın da Trabzonspor’a ihtiyacı olduğunun yansıması…
SAYIN CAVCAV’I ANARKEN,
100. YILINDA GENÇLERBİRLİĞİ
Ajanslara düşen haberin içerik özeti aynen şu;
‘Kuruluşunun 100. Yılı kutlayan Gençlerbirliği, alt lige düşme tehlikesiyle karşı karşıya’.. Diğer haberde ise, kulübün eski başkanı İlhan Cavcav’ın vefatının 6. yıldönümü dolayısıyla ‘efsane başkan’ şeklinde başlayan sözler. Bu mesajları gördüğümde, vefatı dolayısıyla 2017 yılında bu satırlarda ‘İlhan Başkanı ebediyete uğurlarken!..’ başlıklı yazımızı hatırlama/hatırlatma gereği duyduk. Sadece Gençlerbirliği değil, Türk futbolunun içinde yer aldığı ve kötü yönetimin kaynağını oluşturan sebeplerini içeren o yazıdan bir bölüm; “İlhan Cavcav Başkan hepimizin taşıdığı emaneti, bizleri yoktan var eden Allah’a teslim etti. Allah’ın rahmeti tüm ölmüşlerimiz gibi, İlhan Başkanın üzerine olsun inşallah… Başkanın ölüm haberini aldıktan ilk aklıma ‘maçlara sakallı çıkan futbolculara verdiği para cezası ve ‘Burası İmam Hatip Okulu mu?’ sözleri geldi. Rahmetli Başkanın sarf ettiği sözlerin üzerinden çok geçmedi ki (sadece iki gün) ‘Kullandığı ‘imam-hatip’ ibaresi yüzünden rencide olanlardan, yanlıştan dönüp ‘özür’ dilemek gibi erdemliği gösterdi. Futbola Başkan olarak adanmış tam 37 yıllık hayat, alınması gereken derslerle dolu. Bu hayat ‘kitap mı, belgesel mi, yoksa film mi olur?’ bilmiyoruz… O hatıraların ana başlığı ‘transferler’. Türk futbolunun içerisine düştüğü, o ‘batağın’ kaynağı oluşturan ‘transfer-mali’ durumlar. Çıkış yolu için önemli ‘reçete’… Başkanın hayat süreciyle ilgili Anadolu Ajansı güzel bir dosya hazırlamış. İş dünyasındaki tecrübesini futbola taşıyan işadamı, Kulüpte yetişen Tarık’ı Fenerbahçe’ye 100 milyon liraya, Geremi’yi Real Madrid’e 5 milyon dolara transfer etme başarısı... Renato Escobar Baruffi’ye 2.5 yıllık sözleşmeyi tedavi gördüğü hastanede imza attırması… Afrika futbolundan Moshoeu, Kushe ve Kona bu başarılı transferlere örnek birkaç isim. İlhan Başkanın teknik direktör konusunda da hassasiyetini, 1981 yılında süregelen başkanlık döneminde (37 yıl) 42 farklı teknik direktörle çalıştırmakla görmekteyiz… Cavcav’ın 2016 Nisan ayındaki rahatsızlığından dolayı 4-5 kez hastaneye yattığını belirterek ‘Evet, yorulduğumu ve bırakmak istediğini söyledim. Kulübe sahip çıkanlar oluyor… Onları tanıyorum. Onlara kulüp değil, 1 tane futbolcuyu dahi teslim etmek mümkün değil. Bunun için de fevkalade üzülüyorum…’ diye konuşması hassas, bugün Cavcav’dan ayrılığın ne anlama geleceğini özetleyen, altı çizilmesi gereken bir durum… Yahya Kemal’in ‘Hiç şaşmayan saate…’ benzettiği kader çizgisinde, misafir olduğumuz şu fani dünyadan, her canlı gibi Başkan İlhan Cavcav da, Gençlerbirliği ve futbol hatıralarını bırakıp gitti. Rabbim, mekânını cennet eylesin. Sevenleri ve Türk Futbolunun camiasının başı sağ olsun…”







