Trabzonspor’da öze dönüş hareketi (mi?)
Ligin ikinci yarısında Bursa, Kasımpaşa, Gaziantep ve Osmanlıspor maçlarıyla yakalanan galibiyet serisi, Trabzonspor takım taraftarlarını oldukça heyecanlandırdı. Üst üste kazanılan maçların bir gerekçesi olması gerekiyor! O gerekçe, sahip olunan kadroya bağlı olarak her oyuncunun bir alternatifi, diğer bir ifade ile kadro zenginliği bağlı rekabet. Burada durup, ‘Başarının anlamlısı, daimi olanıdır’ sözüne dikkat çekmek istiyoruz. 25 ve 27, iki hafta arayla oynanacak Beşiktaş ve Galatasaray maçları göz önüne getirildiğinde, takımın neler yapabileceği konusunda, ister istemez merak konusu oluyor! Alanya ve Konya maçındaki sergilenen oyundaki dalgalanma ve kaybedilen 4 puana bakıldığında, Trabzonspor’un geleceği, Avrupa’ya katılma konusunun hiç de o kadar kolay olmayacağını söylenebilir! Memnun edici gelişmeler yok değil tabii. Karadeniz ekibinden Yusuf Yazıcı’yla sözleşme konusu, yönetimin en akıllı icraatı oldu. 20 yaşındaki yetenekli futbolcunun 2020 yılına kadar olan anlaşmasının, 2022 yılına kadar uzatılması, Muharrem Usta başkanlığındaki bordo-mavili yönetimin bugüne kadar aldığı en doğru karar olduğunu söyleyebiliriz. Sözleşmede dikkat çeken, oyuncuya ödenecek olan ücretin miktarı ve birimi. Yetenekli oyuncuya her sezon 250 bin lira garanti para ödenecek. Bir yabancı oyuncunun sözleşmesinde avro veya dolar dışında para dilimine rastlamak mümkün olmayacağına göre, dileriz Yusuf Yazıcı gelişmesi, Trabzonspor’un öze dönüş hareketinin sağlam adımı olur!...
FUTBOLCULAR KARTLA KIZARTILMALI!...
Psikoloji yorumuna göre, suç işleyenler utanma, mahcup olma, kızgınlık ve telaş başlar. Evet, rengi sararmasından daha ‘ziyade’ kızarıklık. Futbolda durum ne? Futbolu unutup, agresif hareket sergileyen oyunculara yaptıklarına karşılık gelen kırmızı kart, diğer ifade ile oyun dışı kalması. Bu olmadığı gibi, ayrımcılık, beraberinde tartışma başlıyor. Sonuç ise, suçun paraya çevrilmesi gibi bir netice ortaya çıkıyor ki, böyle bir durum da ‘şiddeti’ önlemede sonuç alınamamasına neden oluyor. Bunun da tek bir nedeni olabilir, kartları gösteren kişilerin ‘gelecek’ kaygısı! Bu tespitimizi, spor yazarı Uğur Meleke’nin ‘ikinci sarı kart çıkmıyor’ başlıklı araştırma yazısı destekler nitelikte. Yazının içeriğinde şu sonuçlar yer alıyor; “Süper Lig’de bugüne kadar oynanan 197 maçta yapılan faul ortalaması 33,2... Premier Lig’de 23,1. Premier Lig’de 5 faul başına 1 kart çıkarken, Süper Lig’de 1 kart için neredeyse 7 faul gerekiyor... Süper Lig’de 924 sarı, 55 kart kullanılmış... Ligde 3 dakikada bir faul çalındığı halde, 20 dakikada bir sarı, 320 dakika bir kırmızı çıkması akıl almaz...” Yazının netice bölümünde değinildiği gibi, ülke futbolunu eğitimli antrenör ve hakemler kurtaracak...
AVRUPA BİRLİĞİ SÜRECİ NE İSE
OLİMPİYATLAR DA O!...
Yaz ve Paralimpik Oyunları bir ülke için olmazsa olmaz, hayalini kurduğu spor organizasyonu olarak değerlendiriliyor(du). Ta ki düne, sporun sadece spor olduğu anlayışının yok edildiği tarihe kadar. Hatırlayın ülke olarak bu yolda gösterdiğimiz gayret ve çabayı. Aday olduğumuz süreçte dahi tesis (Olimpiyat Stadı, Bağcılar ve Sinan Erdem Spor Salonlarını) yapmamız, neleri başarabileceğimizin de adeta teminatı gibiydi. Olimpiyatla tanışmayan bir şehirde, Milli Olimpiyat Komitemiz dahi var, ama neticeleri ortada. Ülkemizin Avrupa Birliğine kabul edilmeme saçmalığı ile, Olimpiyatları alamayışımızın gerekçesi tıpatıp uyuşuyor. 2013 yılının Eylül ayında Arjantin’de yapılan oylamada 2020 Yaz ve Paralimpik Oyunları’na ev sahipliği yapacak Tokyo 60 oy verilirken, İstanbul’un oyu 36 idi. Oylamayı bizzat takip eden Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, sonuçlar açıklandıktan sonraki açıklaması netti, ‘Bizim şuan tek hedefimiz Olimpiyat Organizasyonundan çok daha çok, sporcularımızın başarılı neticeler alması.’ Tokyo’nun 2 Olimpiyat verilen 4 ketten biri olması, Avrupa Birliği süreci benzetmemizin ‘yabana’ atılacak bir durum olmayacağının fotoğrafıdır. Hamburg ve Roma’dan sonra Budapeşte’nin de ev sahipliği adaylığını çekmesi, Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın öncülüğünde 2024’e aday olmamanın ne denli isabetli bir karar olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruzdur sanırım!..







