Terim’in imzası ve gezi zekâlılar
Son iki haftadır futbol gündeminde ön plana çıkan isim; Fatih Terim. Peki, Terim yönetimindeki Milli Takım’ın Andorra ve Romanya galibiyetleri gerçekten bu kadar önemli mi?..
Kafalardaki soru işaretine, Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FIFA), yaptığı açıklama ile noktayı koydu.
Ay-yıldızlı ekibimiz elde ettiği galibiyetlerle, 9 basamak yükselerek, Eylül ayı dünya sıralamasında 49’uncu sıraya yerleşti.
Milli Takım’ın Terim’le elde ettiği bu ivme sadece ay-yıldızlı ekibin UEFA sıralamasındaki yerini değiştirmedi, Galatasaray yönetimini de haklı olarak harekete geçirdi.
Fatih Terim’in Milli Takım başarısı, Galatasaray Başkanı Ünal Aysal’ı da üst üste açıklama yapma zorunda bıraktı.
Ay-yıldızlı takıma can simidi olarak çağrılan Terim, bu daveti ‘takdir’ gören saha içi sonuçlarla kapatınca, Sarı-Kırmızılı yönetim başarılı teknik adamla masaya oturup iki yıl için imza attırdı.
Bu imza, teknik adamın Milli Takım’daki başarısının bir sonucu. Olay Milli Takım olunca, ister istemez ‘akan sular’ duruyor. Aysal yönetimine ise beklemek düşüyor. Bunun ne manaya geldiği, başkanın, ‘Federasyon inşallah bunu takdir edecektir’ sözlerinden daha iyi anlaşılmaktadır.
*****
Her şey buraya kadar normal…
Şimdi ise Galatasaray’ı ilgilendiren ayrı bir karar var; Basketbol Başantrenörü Ergin Ataman’ın adının, Basketbol Milli Takımı’nda görevine son verilen Bogdan Tanjevic’in alternatifi olarak düşünülmesi...
Olur veya olmaz! Milli Takımların zor anlarında imdadına yetişecek teknik adamların Galatasaray’dan olması, bir camia için büyük bir onurdur ama asla asla çözüm değildir.
Ünal Aysal’ın, ‘Federasyonların işini biz yapalım daha ucuza gelir’ değerlendirmesine hak vermemek elde değil.
Öyle ya!.. Futbol Milli Takımı’na teknik adam görevlendirmek, Basketbol Milli Takımı teknik direktör isminin Galatasaray’la anılması, bir camia için ne kadar gurur kaynağı ise, aynı branşların federasyon başkanları içinse o kadar başarısızlık anlamına gelmez mi?...
İçinde yer aldığımız 2020 süreci ‘sporda başarı’ için işlemeye başladı ise buna Yıldırım Demirören ve Turgay Demirel’in yanı sıra, ülkemizde yer alan diğer spor federasyon Başkanları için de net bir mesaj anlamına gelmez mi?..
*****
Sporu yazmak için her defasında bilgisayarımızın başına geçtiğimizde, ülke insanımız için güzellikleri paylaşmak istiyoruz ama olmuyor.
İyiyi görmek istemeyen ve kalemindeki mürekkebi kin ve nefrete bürüyenler, ister istemez bizlerin sahip olduğu etik değerlerden sıyrılıyorlar...
Neymiş efendim, olimpiyatları alamamışız… Neymiş efendim, devletin spor politikası yokmuş... Bitmedi; Şike ve doping olaylarından dolayı 2020’yi kaybetmişiz.
Bunları dillendirenlere sormak istiyorum. Devletin spor politikasını sorguladığınız kadar, kendi spor politikanızı belirlediniz mi?..
Dikkatimi çeken diğer husus, bir yanda olimpiyatlar, diğer yanda ise Gezi Parkı Olayları…
Gezi zekâlıların şimdiki gündemi ise Türkiye-İsveç U-21 maçının biber gazından etkilenip yarıda kalması.
Kasımpaşa’da oynanan maçta, stat dışında birkaç göstericinin sırf gündem oluşturması için yapmış olduğu gösteriye, polisin biber gazı ile müdahale etmesi…
Gazetemizin köşe yazarlarından Ali İhsan Karahasanoğlu’nun da önceki gün kaleme aldığı gibi, ‘Biber gazı ile müdahale etmek kadar… Kimlerin olaylara karıştığını tespit et.. Bir olmadı, iki olmadı çıkar savcının karşısına… Meydanlardan toplanmalarını ancak böyle önlersin’. Adamların işi provokasyon çıkarmak ise, Emniyet’in işi kesin çözüm ise, işte size reçete.
Bizleri rahatsız eden ise, bu provokatörlerin sporu da kötü emellerine alet etmeleri. Bu tür tiplere sempati duyan spor yazarlarına ne demeli! Onlar, yapılanları haklı bir işmiş gibi köşelerine taşıyarak, meydanların her zaman hareketli kalmasına adeta çanak tutuyorlar.
Sahi biz olimpiyatları kazansaydık ne diyeceklerdi; Gezi zekâlılar sayesinde ‘emniyet’ gücümüzü gösterdik, ‘IOC üyelerinin güvenini kazandık’ mı!
Sözün özü, niyetleri iyi olmayanların prim yaptığı bir süreç yaşıyoruz vesselam.
Kafalardaki soru işaretine, Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FIFA), yaptığı açıklama ile noktayı koydu.
Ay-yıldızlı ekibimiz elde ettiği galibiyetlerle, 9 basamak yükselerek, Eylül ayı dünya sıralamasında 49’uncu sıraya yerleşti.
Milli Takım’ın Terim’le elde ettiği bu ivme sadece ay-yıldızlı ekibin UEFA sıralamasındaki yerini değiştirmedi, Galatasaray yönetimini de haklı olarak harekete geçirdi.
Fatih Terim’in Milli Takım başarısı, Galatasaray Başkanı Ünal Aysal’ı da üst üste açıklama yapma zorunda bıraktı.
Ay-yıldızlı takıma can simidi olarak çağrılan Terim, bu daveti ‘takdir’ gören saha içi sonuçlarla kapatınca, Sarı-Kırmızılı yönetim başarılı teknik adamla masaya oturup iki yıl için imza attırdı.
Bu imza, teknik adamın Milli Takım’daki başarısının bir sonucu. Olay Milli Takım olunca, ister istemez ‘akan sular’ duruyor. Aysal yönetimine ise beklemek düşüyor. Bunun ne manaya geldiği, başkanın, ‘Federasyon inşallah bunu takdir edecektir’ sözlerinden daha iyi anlaşılmaktadır.
*****
Her şey buraya kadar normal…
Şimdi ise Galatasaray’ı ilgilendiren ayrı bir karar var; Basketbol Başantrenörü Ergin Ataman’ın adının, Basketbol Milli Takımı’nda görevine son verilen Bogdan Tanjevic’in alternatifi olarak düşünülmesi...
Olur veya olmaz! Milli Takımların zor anlarında imdadına yetişecek teknik adamların Galatasaray’dan olması, bir camia için büyük bir onurdur ama asla asla çözüm değildir.
Ünal Aysal’ın, ‘Federasyonların işini biz yapalım daha ucuza gelir’ değerlendirmesine hak vermemek elde değil.
Öyle ya!.. Futbol Milli Takımı’na teknik adam görevlendirmek, Basketbol Milli Takımı teknik direktör isminin Galatasaray’la anılması, bir camia için ne kadar gurur kaynağı ise, aynı branşların federasyon başkanları içinse o kadar başarısızlık anlamına gelmez mi?...
İçinde yer aldığımız 2020 süreci ‘sporda başarı’ için işlemeye başladı ise buna Yıldırım Demirören ve Turgay Demirel’in yanı sıra, ülkemizde yer alan diğer spor federasyon Başkanları için de net bir mesaj anlamına gelmez mi?..
*****
Sporu yazmak için her defasında bilgisayarımızın başına geçtiğimizde, ülke insanımız için güzellikleri paylaşmak istiyoruz ama olmuyor.
İyiyi görmek istemeyen ve kalemindeki mürekkebi kin ve nefrete bürüyenler, ister istemez bizlerin sahip olduğu etik değerlerden sıyrılıyorlar...
Neymiş efendim, olimpiyatları alamamışız… Neymiş efendim, devletin spor politikası yokmuş... Bitmedi; Şike ve doping olaylarından dolayı 2020’yi kaybetmişiz.
Bunları dillendirenlere sormak istiyorum. Devletin spor politikasını sorguladığınız kadar, kendi spor politikanızı belirlediniz mi?..
Dikkatimi çeken diğer husus, bir yanda olimpiyatlar, diğer yanda ise Gezi Parkı Olayları…
Gezi zekâlıların şimdiki gündemi ise Türkiye-İsveç U-21 maçının biber gazından etkilenip yarıda kalması.
Kasımpaşa’da oynanan maçta, stat dışında birkaç göstericinin sırf gündem oluşturması için yapmış olduğu gösteriye, polisin biber gazı ile müdahale etmesi…
Gazetemizin köşe yazarlarından Ali İhsan Karahasanoğlu’nun da önceki gün kaleme aldığı gibi, ‘Biber gazı ile müdahale etmek kadar… Kimlerin olaylara karıştığını tespit et.. Bir olmadı, iki olmadı çıkar savcının karşısına… Meydanlardan toplanmalarını ancak böyle önlersin’. Adamların işi provokasyon çıkarmak ise, Emniyet’in işi kesin çözüm ise, işte size reçete.
Bizleri rahatsız eden ise, bu provokatörlerin sporu da kötü emellerine alet etmeleri. Bu tür tiplere sempati duyan spor yazarlarına ne demeli! Onlar, yapılanları haklı bir işmiş gibi köşelerine taşıyarak, meydanların her zaman hareketli kalmasına adeta çanak tutuyorlar.
Sahi biz olimpiyatları kazansaydık ne diyeceklerdi; Gezi zekâlılar sayesinde ‘emniyet’ gücümüzü gösterdik, ‘IOC üyelerinin güvenini kazandık’ mı!
Sözün özü, niyetleri iyi olmayanların prim yaptığı bir süreç yaşıyoruz vesselam.







