--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Spora da 28 Şubat ayarı (1)

Ahmet Gülümseyen
Ahmet Gülümseyen
0

 

Bugün günlerden 28 Şubat… Postmodern darbe olarak adlandırılan, İslami duyarlılığa karşı girişilen hain teşebbüsün yıldönümü. Cumhuriyetin kuruluşundan ve kendisi bir diretme-darbe olarak nitelendirilmesi gereken tek parti döneminin devamı olarak, 1960 yılından bugüne 15 Temmuz da dahil, 3’ü postmodern olmak üzere 5 askeri darbe yaşandı. Ülkenin iman ve tarih şuurunu yok etme düşüncesiyle, ‘egemenliğin başkalarıyla paylaşma’ olarak nitelendirilen, şer-batıl güçlerin planlı olarak devreye soktuğu teşebbüsler. Benzerlerinin bir daha yaşanmaması, doğurduğu mağduriyetin, insanlığın hafızasına işlenmesi için her defasında hatırlanması gerekiyor. O unutulmaması gereken günlerden, spor ve spor camiasını faaliyet gösteren duyarlı müslümanları da etkisi altına aldı. Evet, insan nasıl hatırlanmak istiyorsa, geride öyle iz bırakması gerekiyor. Dinimiz İslam ise, Kur’an’ın emrettiği, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) liderliğinde Müslümanca yaşamak zorunluluğumuz var. Çünkü, ‘Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz’ (Hadis-i Şerif). İşte o darbe girişimlerinde zorlu günler geçirip mağdur edilseler de, Müslümanlığının gerekliliğini yerine getirerek bugün, zorluklara teslim olmamanın gururunu yaşayan, imanlarının kendilerine sağlandığı güç ve kuvvetle spor camiasının içerinde yer alıp, ülkesine yararlı işler yapmaya çalışan o değerli şahsiyetler...

Mehmet Şahin (Dövüş Sanatları Uzmanı); “1998, Federasyonu kurup Milli Takım Antrenörlük yaptığım yıllarda 28 Şubat’ın en hızlı dönemlerde çok baskılar gördük. O yıllar sakalımın kesilmesi istendi, tabii ben bun direndim. Kestirmeden Milli Takım antrenörü olarak da görev yaptım. Ama bunun bedeli oldu. Daha sonra bana hiç görev vermediler. O günden beri de halen görev almıyorum. Vermiyorlar. Vermesinler çok önemli değil. Sporcularımızın, Türkiye yine İslami camianın sporcularının sakallarını zorla kestirdiler. Biz bunları gördük yani. Sporcuya, ‘Aksi takdirde seni Milli Takımdan çıkaracağız, kovacağız’ denildi. Böyle şeyler yapıldı ama tabii sonuçta belli bedeller ödendi ve ödenen bedeller sayesinde bugün Allah’a şükür federasyonlarda bu hususta bir sıkıntı yok. Başörtülü sporcularımız da maç yapabiliyor, sakallı sporcularımız da dövüşebiliyor. Bunlar yeterli değil. Bunların ayrıca bir daha geriye dönmemek kaydı şartıyla, yasal güvenceler altına alınması lazım. Bunların yönetmeliklerle iyice oturtulması, belirgin olması lazım. Kılık kıyafetinden, sakalından bıyığından dolayı bir insanı yaptığı sporla karıştırmamak lazım. Çünkü sonuçta sakalın sporla bir alakası yok, başörtünün sporla bir alakası yok. Ama başörtüsü, sakal eğer insanlar inançlarından dolayı yapıyorlarsa, o insanlara da ve yaptığı sporlara da herkesin saygı göstermesi lazım. Benim 1998 yılında Milli Takım Antrenörü iken sakalımın kesilmesini isteyenler, Dünya Federasyonu Başkanı geldi. Herifin sakalı benimkinden uzundu. Ben o zaman dedim ki, hadi bununkini de kesin dediğimde, şaşırıp kalmışlardı yani. Bunları söylüyorum. O günler hakikaten kötü, psikolojik olarak bizleri ezmeye çalıştıkları günlerdi. Allah’a hamd olsun biz bunlara boyun eğmedik ve bugünlere geldik. O kimliğimizden dolayı bize görev vermeyenler, vermesinler. Çok da umurumda değil açıkçası. Biz halen ayaktayız. Biz gittiğimiz her yerde spor camiası tarafından tanınırız. Herkes bize saygı göstermek zorunda. Saygı gösterecekler. Çünkü kimliğimiz ve kişiliğimizle varız biz. Sadece attığımız tekme ve yumruklarla değil…”                                                                         (Devam Edecek) 

 

Ahmet Gülümseyen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle