Performans sporu ve bayanın güreşini yasaklayın!
Yasak dediğimizde bizim ilgi alanımız, yakın markajımıza spor konusu girmekte. Bir spor adamı için sporun engellenmesi demek, tıpkı milyonlar gibi, şahsımız için yapacak ve yazacak bir konu bulmamak manasına gelir ki, bu durumda keten helva mı, yoksa başka şeyler mi yanar, itiraf edeyim düşünmek bile gelmiyor içimden. Tartışılması gereken konu bu denli önemli…
Peki, nereden çıktı spor için (düzelteyim) performans için yasak. Performansın kelime anlamını inanın sözlüğe bakmadım. Bakmanın gerekliliği de olmazsa olmaz değil. Olsa olsa, normal /sıradan / sade kelimelerin çok üzerinde bir mana ifade eder. Bu kelimeye bir de sporun güç /kuvvet / dayanıklılık / esneklik vs. katsayısını ekleyin. Ortaya performans sporu çıkıyor ki; ‘Yandı gülüm, keten helva’…
Performans sporu, kimi ne denli ilgilendirir? Uzaktan veya yakından spor ile ilgisi olan herkesin merak konusuna girer. Alacağı madalya ve para, yakalayacağı şöhret. ‘Bu saydıklarımız cazibe kaynakları nelerden oluşuyor?’ sorusunu sorduğumuzda, anında karşılık bulması zor değil: Para ve şöhret. Öz kimliğini tamamlamamış, insan için yararı olmayan, Kur’an ve peygamber sünnetiyle bağdaşmayacak olacak bu süreç, felaketin de habercisi olur…
Örneklemelerle devam edelim. Halka spor yaptırma zorunluluğu, Anayasa’nın ilgili maddelerinde yer almakta. Herkes spor yapması için düzenlenen kanunlarda sadece sözde kalıyor. Neden? İyi niyetle çıkılan yolda, sürece derece, madalya, para eklenince iş çığırından çıkıyor. Sonrasında skandallar üst üste geliyor. Sporun sevk ve idarecisinin başarısı, sporcunun alacağı madalya ile ölçülmeye çalışıyor. Böyle bir süreçte ‘Madalya al da, nasıl alırsan al…’ mantığı işlemeye başlıyor…
İşte size bu konuda, iki farklı örnek. Onların ilki bayanların yaptığı halter, yüzme, voleybol, jimnastik, buz pateni gibi branşlar. Gerek kılık kıyafet, gerekse performans gerektiren, sporculara aşırı yüklenme. Beden ve ruh sağlığının olumsuz etkilenmesi manasına gelen, sporun özüne aykırı olayları da beraberinde getiriyor. Aşırı spor yapan kişinin anatomik yapısının bozulmasına neden oluyor. Bir bakıma, para ve şöhretin kapısını aralayan bir birey, mutluluk sandığı o kapıdan içeri adımını attığı vakit arzu etmediği /hesaplamadığı bir durumla karşı karşıya kalıyor. Kısacası, süreç oluyor felaketin habercisi…
İşte, Vakıfbank Kadın Voleybol Takımı. Bilmem kaçıncı kez şampiyon olmuş. İki elin parmaklarını geçmeyen ve yarısı yabancı olan bir oyuncu topluluğunun mutluluğuna, ülkemiz için sevinelim öyle mi? Peki, ne ürettik ki, neye sevinelim? Türkiye’nin adını dünyaya duyurdu, öyle mi! Peki, kaç vatandaşın sağlığına katkı sağladı? Kaç bireyin sosyalleşmesine neden oldu? Koca bir hiç! Peki, bu durum sporun özü ile vatandaşın spora teşviki için çıkarılan Anayasa’nın bilmem kaçıncı maddesiyle bağdaşıyor? Ona koca bir hayır!...
Evet, şu mübarek cuma gününde söz döndü dolaştı bayan /kadın güreşine geldi. Biri devşirme (Rus - Adı Kur’an alfabesinin ilk harfi ‘Elif’ ile başlıyor) diğeri Müslüman Türk kızı Avrupa ‘podyumunda’ kürsüye çıkıyor. Ve kendisine alkış tutan bir kesim var. Bu bir zafer ise, bu mutluluk tablosu bize, 1932 yılında Dünya Kraliçesi seçilen ve jürisi batılılardan oluşan Keriman Halis’i neden hatırlatıp, 1932 ile 2018 yıllarında gelen bu kraliçe ile şampiyonluğun birbirinden farklı olmadığı kanaati uyandırıyor…
Sevinemiyorum, Türk kadınının geçmişiyle yüzleşmeye haya duyacağı bir ‘miras’ bıraktıkları için? Sevinemiyorum, spor adı altında kadın ile erkeği aynı kamp merkezinde bir araya getirip ‘skandallara’ zemin oluşturdukları için! Sevinemiyorum, sporda derece diye sürekli ileriye bakıp, yanı başındaki değerleri heba ettikleri için! Ve, sevinemiyorum, adını ‘profesyonler’ koyup, ülkenin milli dava ve manevi değerleri ‘batılı/haçlı’ anlayışa mahkûm edip, insan kazanmak yerine şan-şöhret-paranın tercih edildiğinden dolayı. Evet, Dünya’yı da, Avrupa’yı de kazansanız, ahiretinizi /ahiretimizi heba ettiğiniz için sevinemiyorum…







