Oltadaki ‘spor’ yemine Diyanet ne der?
Spor, günümüz toplumlarının hayatında önemli bir parça. Nüfusun azımsanmayacak bir kesiminin, yarışma, serbest zaman değerlendirme, eğlence, sosyalleşme gibi nedenlerle içinde yer aldığı spor çarkının etkileşim alanlarından bir tanesi de toplumun manevi değerlerin üzerindeki ‘olumsuz’ etkisi. Hasta olduğumuzda doktor tavsiyesiyle başladığımız bir ilacın reçetesine baktığımızda,‘yan etkileri’ şeklinde, uyarı bölümü vardır. Ve tavsiye olarak da ‘Doktorunuza danışmadan kullanmayınız’ yazısına rastlarız. Peki, bugün reçeteye yazılmayan ve her insana tavsiye edilen hareket ve egzersiz, genel tanımla spor yaparken, kimlere danışıyoruz? Yaptığımız sporda ölçüyü iyi ayarlamadığımızda, üzerimizde meydana getirebileceği manevi ‘yıkımı’ hiç hesaba katıyor muyuz! Bakın geçen sezon (2022) ülkemizde 180 uluslararası organizasyon gerçekleştirilmiş. Bu demek oluyor ki, yerli yabancı sporcular katılım göstermiş. Yurt içi ve yurt dışında gerçekleştirilen spor müsabakalarında, sporcularımız 6 bin 127 madalya kazandığı, her defasında ilgili ve yetkililer tarafından ‘ballandırılarak’ anlatılıyor. Peki, yapılan spor faaliyetlerinde milli ve manevi değerlerimiz açısında hiç değerlendirme yoluna gidiyor mu? Devam edelim…
DİYANET’E DANIŞMADAN SPOR YAPMAK!
Yazılarımızı yazarken, içerik konusunda sıklıkla akademik kaynaklara başvuruyoruz. O kaynakların çoğunda, sporun etkileşim aracı olduğu ve kişiler arasında ki farklılığı ortadan kaldırmakla kalmayıp, farklı kültürlerin ortak amaç etrafında birleşmesinde önemli etken olduğundan bahsediliyor. Bu ifadelerden anlıyoruz ki, sahip olduğun toplumsal değer ne olursa olsun, spor adı altında ‘şahısların/komitelerin koyduğu kurallar geçerlidir’ mantığı hakîm. Yaklaşımımızın abartı olmadığını, toplumların örf, âdet, gelenek, görenek ve dini inançları yok sayarak, koyulan o kurallar atında gerçekleşir. Hal böyle olunca, bir spor branşına başlayan çocuk ve genç, bir spor dalında derece yapan sporcuları kendine örnek alır. Çocuk ve gençlerimize bir şey olmaz anlayışının bir neticesi olarak bir bakmışsınız, gördüğü yemi günün kısmeti sanıp oltaya takılan balık misali, toplumun ortak değerlerinden uzaklaşılan bir ortam oluşabiliyor. Belli bir dönem sonra şahit oluyorsunuz ki spor, İslami ölçülerde yapılmadığından, adil bir oyun, saygı, dürüst, dostluk, dayanışmanın sadece yazı ve sözde kalıyor. Yani sizin dini inanış ve sahip olduğunuz kültürel değerler, birilerinin spor başlığı altında koyduğu kurallarla yok sayma boyutuna ulaşır. Modernlik adı altında başlatılan ve spor adı altında, uygulaması şan, şöhret, paraya odaklı, oltadaki yeme kanan balık misali, Batılılaşma anlayışına teslim olmak gibi, tehlike unsuru olabilmektedir. Dahası,dikkat edilmediği takdirde, ekonomik ve sosyal açıdan, kapitalist düşünceye kurban edilmektedir, maalesef. Yapılan spor branşlarının, günümüz örnekleri oldukça yaygın. Sporcunun giydiği kıyafetten, spora ayırdığı zamana, spor yapılan ortamdan, yapılan spor üzerinden oynanan bahis oyunlarına kadar. Burada şu akla geliyor; yapılan sporların İslam dairesinde gerçekleşmesinin, fetva konusunda Diyanet İşleri Başkanlığını ilgili makamına sorulduğunda, alınacak cevap, bugün gündem yaptığımız konunun hassasiyetini de gözler önüne serecektir. Ve bu tür danışmanlık hizmetlerini, şiddetle de tavsiye etmekteyiz…
BAKAN KASAPOĞLU VE
GUİDETTİ’NİN MİSAFİRLERİ
Geçtiğimiz günlerde, Gençlik ve Spor Bakanımız Sayın Mehmet Muharrem Kasapoğlu, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından ‘Türkiye Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Savunucusu’ seçilen ve halen VakıfBank Kadın Voleybol Takımı Antrenörlüğü yapan (maalesef) Giovanni Guidetti ile Kars ilinden özel davetle İstanbul’a gelen 13 kız voleybolcunun buluştuğu haberi, gözümüze çarptı. Hemen akla şu sorular geliyor; ‘Niçin başka bir branş değil de voleybol? Niçin başka bir il değil de doğudan bir il. Niçin başka bir antrenör değil de Guidetti?’ Bu bağlam da, çocuğuna spor yaptıracak mütedeyyin ailelere, branş seçerken anı değil, geleceği düşünerek ‘Aman dikkat!’ diyoruz. Yazımızı bir Hadis-i Şerif ile bitirelim; “İman yetmiş kûsür parçadır. Hayâ da imandan bir parçadır.”







