Olimpiyatlar İstanbul’a yakışır
Hayat nasıl bir oyun ise, spor da insanın yaşantısında bu oyunun bir ‘halkası’. Bu halkaların bir araya gelmesi, kıtaların bütünlüğünü, sportif yaklaşımla Olimpiyat fotoğrafının karelerini oluşturuyor. Bir sporcunun en büyük hayali ‘Olimpiyatlarda’ yarışmak ise, bir ülkenin spor organizasyonu düzeyinde ulaşacağı en son nokta Olimpiyatlardır…
*
Ülkemiz kaç yıldır Olimpiyatlara aday? Ben size diyeyim 1995, siz ‘kestirmeden’ deyin 2000. Bugün girdiğimiz adaylık süreci kaç? 2020. Tam 25 küsur yıl. Gelinen nokta düşündürücü, ama asıl düşündürücü olan ise her defasında ‘ev sahipliği yapma isteğinin’ olumsuz sonuçlandırılması.
Verilen kararlara her defasında yeterli ‘gerekçe’ gösterilmediği için soru işareti! Sayın Başbakanımızın değindiği gibi; ‘2 veya 3 kez’ Olimpiyat ateşinin yandığı ülkelerden neyimiz eksik!
Evet biz istedik, onlar ‘Hayır’ dedi. Yoksa tek nedeni ‘Müslüman’ ülke olmak mı? Hiç de altındaki gerekçeler irdelenmedi, ciddi bir şekilde sorgulanmadı, ‘Neden acaba’ diye!
Araştırın, yıllar öncesinden başlayan adaylık sürecinden bu yana, bu sürecin direkt muhatabı olan Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi kaç başkan değiştirdi. Sonuç: Papatya falına dönen adaylık süreci, bunun yanında göz ardı edilen gerçekler… İşte tablo ortada, olimpiyatlara bırakın yarışma bazında, inanın ‘yazı konusunda’ bile yetişmemiz zor oldu.
*
Biz ülke olarak sayısız spor organizasyonumuzda güvenilmesi gereken bir ülke olarak gösterilmedik mi? Dünya, Avrupa, Akdeniz Oyunları, Balkan Şampiyonası… Tüm bunların yanında uluslararası üniversiteler için düzenlediğimiz Yaz ve Kış Oyunlarında, bu başarıyı göstermedik mi?
Siz bu satırları okurken, Avrupa’nın en iyi 17 Yaş Bayan Sutopu Takımlarının Ataköy Yüzme Havuzu’nda, Ahmet Cömert Uluslararası Boks Turnuvası da devam ediyor… İstanbul’da bir yılda ortalama 80’in üzerinde ulusal ve uluslararası spor organizasyonu yapıldığından, bize Olimpiyatlar’ı layık görmek istemeyen Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin (IOC) bilgisi var mıdır acaba! Merak ediyorum. Ki ülke olarak, bizzat Başbakanımız bu organizasyona öncülük ediyor ve ülke garantörlüğü veriyor: Biz bu işi yaparız diye. Daha başka ne yapılır ki. Anlama ve izah etmekte güçlük çekiyorum.
*
Spor gündemini, kötü amellerine çekmek isteyen anlayış bugünlerde boş durmuyor. Şike ve Gezi Parkı olayları ile Olimpiyat adaylığı süreci arasında bağlantı kurulmaya çalışılıyor. Gayeleri ise 2020 Olimpiyatları’nın ülkemize gelmemesine katkı sağlamak.
Bu kadar art niyet taşıyan, sporu tamamıyla kötü amellerine alet etmek isteyen bir anlayış... Bahane gösterdikleri ise adını ‘Gezi Parkı’ koydukları birkaç siyasi ‘hayal’ kaçkınları ve ‘şike’ illetine bulaşan isimler. Siz kalkıp da, tamamen siyasi olarak ve art niyet ile kötü amel tacirleriyle sporun organizasyon boyutuyla nasıl bir bağlantı kurabilirsiniz?
Araştırın bakalım, o taşkınlıkları çıkaran birkaç ‘çapulcu’, sporu spor olarak izlemek ve zevk almak için hiç hayatlarında spor müsabakasına gitmiş mi! O azınlığın yapacağı ancak, takımların ‘atkılarını’ boyunlarına geçirip, grupların içine sızmak…
Tabii hal böyle olunca, eline kalem alan birkaç spor kalemşörü, başlıyor Olimpiyat sürecini ‘sözde’ karalamaya. Hal böyle olunca da ortaya, ahmakça bir tablo çıkıyor…
*
Bugün gelinen nokta adaylık ibresinin tamamen Türkiye yani İstanbul’dan yana olması.. Dünyanın göz bebeği İstanbul 2010 Kültür Başkenti, 2012 Avrupa Spor Başkenti, şimdi ise 2020 İstanbul Olimpiyatları. Bugüne kadar yapılan organizasyonlar ve tarihin akışına bakıldığında, geç bile kalındığı her halinden belli...
Meşhur bir söz var ya; “Görmeyen göz, duymayan kulak karşısında sen ne yaparsan yap”. Dileriz Uluslararası Olimpiyat Komitesi 7 Ekim’de vereceği kararda, daha önceki hataya düşmez ve İstanbul ‘fazlasıyla’ hak ettiği payeye; Olimpiyatlar’a kavuşur.
*
Ülkemiz kaç yıldır Olimpiyatlara aday? Ben size diyeyim 1995, siz ‘kestirmeden’ deyin 2000. Bugün girdiğimiz adaylık süreci kaç? 2020. Tam 25 küsur yıl. Gelinen nokta düşündürücü, ama asıl düşündürücü olan ise her defasında ‘ev sahipliği yapma isteğinin’ olumsuz sonuçlandırılması.
Verilen kararlara her defasında yeterli ‘gerekçe’ gösterilmediği için soru işareti! Sayın Başbakanımızın değindiği gibi; ‘2 veya 3 kez’ Olimpiyat ateşinin yandığı ülkelerden neyimiz eksik!
Evet biz istedik, onlar ‘Hayır’ dedi. Yoksa tek nedeni ‘Müslüman’ ülke olmak mı? Hiç de altındaki gerekçeler irdelenmedi, ciddi bir şekilde sorgulanmadı, ‘Neden acaba’ diye!
Araştırın, yıllar öncesinden başlayan adaylık sürecinden bu yana, bu sürecin direkt muhatabı olan Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi kaç başkan değiştirdi. Sonuç: Papatya falına dönen adaylık süreci, bunun yanında göz ardı edilen gerçekler… İşte tablo ortada, olimpiyatlara bırakın yarışma bazında, inanın ‘yazı konusunda’ bile yetişmemiz zor oldu.
*
Biz ülke olarak sayısız spor organizasyonumuzda güvenilmesi gereken bir ülke olarak gösterilmedik mi? Dünya, Avrupa, Akdeniz Oyunları, Balkan Şampiyonası… Tüm bunların yanında uluslararası üniversiteler için düzenlediğimiz Yaz ve Kış Oyunlarında, bu başarıyı göstermedik mi?
Siz bu satırları okurken, Avrupa’nın en iyi 17 Yaş Bayan Sutopu Takımlarının Ataköy Yüzme Havuzu’nda, Ahmet Cömert Uluslararası Boks Turnuvası da devam ediyor… İstanbul’da bir yılda ortalama 80’in üzerinde ulusal ve uluslararası spor organizasyonu yapıldığından, bize Olimpiyatlar’ı layık görmek istemeyen Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin (IOC) bilgisi var mıdır acaba! Merak ediyorum. Ki ülke olarak, bizzat Başbakanımız bu organizasyona öncülük ediyor ve ülke garantörlüğü veriyor: Biz bu işi yaparız diye. Daha başka ne yapılır ki. Anlama ve izah etmekte güçlük çekiyorum.
*
Spor gündemini, kötü amellerine çekmek isteyen anlayış bugünlerde boş durmuyor. Şike ve Gezi Parkı olayları ile Olimpiyat adaylığı süreci arasında bağlantı kurulmaya çalışılıyor. Gayeleri ise 2020 Olimpiyatları’nın ülkemize gelmemesine katkı sağlamak.
Bu kadar art niyet taşıyan, sporu tamamıyla kötü amellerine alet etmek isteyen bir anlayış... Bahane gösterdikleri ise adını ‘Gezi Parkı’ koydukları birkaç siyasi ‘hayal’ kaçkınları ve ‘şike’ illetine bulaşan isimler. Siz kalkıp da, tamamen siyasi olarak ve art niyet ile kötü amel tacirleriyle sporun organizasyon boyutuyla nasıl bir bağlantı kurabilirsiniz?
Araştırın bakalım, o taşkınlıkları çıkaran birkaç ‘çapulcu’, sporu spor olarak izlemek ve zevk almak için hiç hayatlarında spor müsabakasına gitmiş mi! O azınlığın yapacağı ancak, takımların ‘atkılarını’ boyunlarına geçirip, grupların içine sızmak…
Tabii hal böyle olunca, eline kalem alan birkaç spor kalemşörü, başlıyor Olimpiyat sürecini ‘sözde’ karalamaya. Hal böyle olunca da ortaya, ahmakça bir tablo çıkıyor…
*
Bugün gelinen nokta adaylık ibresinin tamamen Türkiye yani İstanbul’dan yana olması.. Dünyanın göz bebeği İstanbul 2010 Kültür Başkenti, 2012 Avrupa Spor Başkenti, şimdi ise 2020 İstanbul Olimpiyatları. Bugüne kadar yapılan organizasyonlar ve tarihin akışına bakıldığında, geç bile kalındığı her halinden belli...
Meşhur bir söz var ya; “Görmeyen göz, duymayan kulak karşısında sen ne yaparsan yap”. Dileriz Uluslararası Olimpiyat Komitesi 7 Ekim’de vereceği kararda, daha önceki hataya düşmez ve İstanbul ‘fazlasıyla’ hak ettiği payeye; Olimpiyatlar’a kavuşur.







