--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Milli güreşçilerin başarısızlığına sevinmek (mi?)

Ahmet Gülümseyen
Ahmet Gülümseyen

Mübarek cuma gününün bereketi hepimizin üzerine olsun...’ duasıyla başlayalım bugünkü yazımıza, Allah (cc) hayırlara vesile kılsın inşallah. Bayanı güreştirme dillendirmesen, yazmasan olmuyor. Aksi takdirde ne mi olur? Hesap günü başımıza gelecekleri düşünüyoruz da halimiz perişan, Allah (cc) muhafaza. Bu ‘çarpık’ sürecin içerisinde yine bayan güreşçiler var. Daha henüz genç yaşlarda bayan -kadın güreşi diye tanıma uydurarak, Dünya ve Avrupa Şampiyonlarında ‘milli’ takım diye ay-yıldızlı mayolarla mindere çıkarıp, sözde ‘güreştiriyoruz’ demeleri var ya! İnanın milli, manevi, inanç, akıl ve nizamla açıklanır bir yanı yok. Kelimeler ise kifayetsiz kalıyor bu çirkefliğe!..

Almanya’nın Dortmund kentinde geçtiğimiz günlerde sonuçlanan Avrupa Gençler Güreş Şampiyonasında erkekler kategorisinde 55 kiloda Kerem Kamal altın, 66 kiloda Murat Fırat ise bronz madalya kazandı. 38 ülkenin katılımıyla gerçekleştirilen organizasyonda Millilerimiz ise takım halinde üçüncü oldu. Ata sporunun ‘erkekler’ kategorisinde geleceğin parlaklığını alkışlıyoruz. Aynı şampiyonada yer alan bayan-kadın sporcuların esamesi dahi okunmadı. Bu başarısızlığın iz düşümünde neler var? Sorgulamak, irdelemek gerek...

Bir ülkenin Milli Takımı başarısız oldu diye sevinmek olabilir mi? Normal şartlarda ‘anormal’ sayılabilecek bir durum olur. Düşüncenin geri dönüşleri ise yorum ve değerlendirme, ağır eleştirilere neden olur. Geleceği görememek, cehalet nelerin habercisi olmuyor ki. Genç erkeklerin başarısından övündüğümüz kadar, bayan-kadınların Avrupa Şampiyonasındaki başarısızlığı bizleri o denli sevindirdi. Nedenini, bayan-kadınları güreştirmenin doğuracağı sakıncaları, bu sporu yapanlar üzerindeki tahribatı, bu satırlarda defalardır dillendirdik. Sonuç alınana kadar, sürdürmeye devam edeceğiz inşallah...

Bayan-kadını güreştirmek en büyük suçtur. Kime? Milli ve manevi değerleri taşıyan ‘vicdanlara’ göre. Anormal bir durumu normalmiş gibi gösterirseniz, düşünceler sırasıyla düşünce ve alışkanlıklara dönüşür ki. Böyle bir durum ise sıradanmış gibi gözükmeye başlar Allah (cc) muhafaza. Bayan-kadını güreştirmek gibi hatanın-yanlışın içerisinde yer alınıp, halen ayrıntı isteniliyorsa, spor, ay-yıldızlı forma adı altında gerçekleştirilen rezaleti gidip yerinde görmenize gerek yok. İddia ediyorum ki, sosyal medya araçları (arama motorlarına) kadın-bayan güreşi yazdığınızda şahit olacağınız görüntüler karşısında duyulacak ‘hayânın’ izahını yapamazsınız. Sonuç olarak, yarın çok geç olmaması için, bugünden ‘durdurun’ bu rezilliği... 

‘MEHMET AKİF BİZİM 

NAMUSUMUZDUR EVLADIM’

Tarihe düşülen not, en önemli şahitliktir. Bayan-kadın güreşi konusundaki süreci tarih yazacak. ‘Nasıl hatırlanmak istiyor isek, öyle iz bırakmak gerek’ sözünün bize hatırlattığı, sporun tarih sayfasında nasıl yer almak istiyorsak, bugün yaptıklarımızı, içinde yer aldığımız süreci iyi sorgulamak ve neticelendirmek gerek. Bu düşüncelerle, şanlı tarihimizde yer alan önemli notları buraya taşıma ve sık sık ‘hatırlatmak’ gerekiyor. Birlik Vakfının çıkardığı ‘Birlik’ dergisinin ‘Tarihin tozlu raflarında Cemil Meriç’in bir hatırasını, kızı Prof. Dr. Ümit Meriç şöyle anlatıyor;

“Bir arkadaşım babamın eline Akif Ersoy’un Safahat kitabını veriyor ve ‘Sosyal muhtevası olan kitaplar da okumalısınız’ diyor. Babam bir gün Akif’in Bayram şiirini ezberliyor ve dedeme okuyor. Dedem de ‘Akif bizim namusumuzdur. O sadece bir hafız değildir. Aynı zamanda sporu çok seven namuslu bir sporcudur’ diyerek şu hikâyeyi anlatıyor; ‘Mehmet Akif öğrencilik yıllarında bir arkadaşıyla buluşmak için randevulaşır. Yaz mevsimi ama çok fena bir fırtına varmış. Vapurlar bile işlemiyormuş. Akif, randevusuna gitmek için geliyor. Ceketi ve kıymetli eşyalarını oradaki bir dükkâna bırakıyor ve denize atlayarak karşıya geçiyor. Fakat arkadaşı da ‘Akif bu havada nasılsa gelmeyecek’ diyerek randevusuna gelmiyor. Mehmet Akif, ‘Söz namustur’ diyerek İstanbul Boğazını yüzerek arkadaşıyla olan randevusuna gidiyor. Akif bizim namusumuzdur evladım. Bu kadar sözünde durmaya önem veren bir şahsiyettir.’ Kendisi de rüşvet teklif edildiğinde istifa eden namuslu biri olduğu için de bu namus hikâyesini oğluna anlatır.” 

 

Ahmet Gülümseyen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle