--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Futbolsever Millilerden ne istiyor?

Ahmet Gülümseyen
Ahmet Gülümseyen

Futbol taraftarı iseniz, bir takımınızın rakipleri karşısından galip gelmesi için dilek ve temenni edersiniz. Eğer söz konusu ülke, Milli Takımı ise, başarı beklentisinin sayısı artar. Milletçe sahadaki mücadeleye odaklanırız. Galip gelmek en büyük hedefimiz olur...

Fransa’da başlayan Avrupa Şampiyonasında da dilek ve temenni, ay-yıldızlı ekip olarak galip gelmek. Fakat bu arzunun karşılığı daha ilk maçımız olan Hırvatistan karşısında ‘suya’ düştü... 

Türkiye’nin Avrupa devleri arasındaki şansı, yer aldığı grup ile değerlendiriliyordu. İşte o takımlardan en önemlisi İspanya’dan sonra Hırvatistan’dı. Hırvatistan karşısında oyun olarak da, skor olarak da bekleneni veremedik ve mağlup olduk...

Avrupa Şampiyonası ilk ayağı olan gruplarda rakiplerin gücü ortada iken, mücadelenin içerisinde yer alan her takım gibi Millilerin önceliği, her maçtan puan çıkarabilmek. Daha ilk maçta bunu başaramamak, moral ve motivasyon olarak geri düşmek manasına gelir ki, toparlanması da o derecede güç! Neden?.. 

Açıklamamızın ilk aşaması, rakip Hırvatistan’ın nasıl bir kumaş olduğu. Biz kendimizi küçümsemek maksadımız dışında, rakibin kaliteli isimlerden kurulu kadrosu, oyununu kendi lehine üstün hale getirmesini sağladı...

Kaybedilmiş olarak geride kalan maçtan sonra yapmamız gereken öfkemize mi hakim olup, yenilginin vicdanı sorgusunu bir kenara mı atacağız, yoksa kim ne konuşursa konuşsun deyip, eleştirileri duymamazlıktan mı geleceğiz?..

Yapılması gereken, biz önce kendimiz olmalıyız! Turnuva başlamadan ve ilk maçta dikkat çeken sırasıyla, heyetin giyim ve kuşamı, futbolcunun saç modeli! Evet, neyi ne kadar önemsediğimizin göstergesi. Bu söylediklerimizle Hırvat maçına motive olmama arasında ‘basbayağı’ bir bağlantı kurabiliriz...

Milli Takıma çağrılan-çağrılmayan şeklinde bir tartışmanın içerisine girmenin, takım çalıştırıcısının kaç para maaş alıp almayacağı, an itibari ile bir anlam ifade etmeyeceğine göre, geriye iki gün sonra oynanacak olan İspanya maçına motive olmamız kalıyor!..

Önceki Şampiyonlara da yenilgi ile başlamamıza rağmen, sonrasında başarılı sonuçlara almışız! Bu tür sıradan yaklaşımların her zaman geçerliliği olma şansı çok zayıf. Tamam, bu takım heyecanı sever, fakat her vakit ayağınız yere sağlam bacak anlamına gelmeyeceğini hesaba katmak gerekmez mi!

Alınan her yeni bir güç kaybıdır, kabullenmek gerek. Tabii pes etmek yok, dirayet göstermek gerek. Fakat, gerçekleri de kabullenmek şartıyla! Grubumuzun güçlü ekiplerden oluşması bu görüşümüzün karşılığı...

Diğer, göz ardı edilmeyecek gerçek ise, bu takımın Fransa’ya yüksek tempo ile sıra dışı galibiyetler elde etmesi. İnsan düşünmüyor değil, tanınmayacak kadar kötü oluşumuz bu temponun bir karşılığı mı? Bunun cevabını elbetteki iki gün sonra oynayacağımız İspanya karşında bulacağız...

İspanya ilk karşılaşmasında Çek Cumhuriyetlerini maçın bitimine az bir süre kala attığı golle mağlup etti. Denk kuvvetlerin başa baş mücadelesi. Bu demek oluyor ki, kalan iki maçta da Millilerin işi kolay değil! Evet, hiç değil...

Öyle ise yapılması gereken ne? Buralara nasıl geldik ise onun karşılığını sahaya yansıtalım! Ay-yıldızlı ekibe gönül verenleri başka bir şeyi ne hayal ediyor, ne de istiyor... 

 

Ahmet Gülümseyen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle