Futbol terörü ve 1 Mayıs
Takvim yapraklarının 2 Mayıs’ı gösterdiği zaman diliminde 1 Mayıs’ı yazının başlığına taşımak ve işçinin bayramı olarak resmiyet kazanan bir günün futbolumuzla ne tür bağlantı kurulabileceği, inanın bende de sizler gibi merak konusu oldu. Her yazımızda olduğu gibi, adı spor da olsa, hayırlara vesile olması temenni ve duasıyla başladık, düşünceyi kelimeye nakşetmeye…
Öncelikle emek (o bildiğimiz sözde hak bahane edip yakıp/yıkan faşist uygulama/anlayışı hatırlatan manada değil) ve hassasiyeti iyi okuyup anlamak gerekiyor. Peygamber Efendimiz ne buyuruyor; ‘İşçinin ücretini alının teri kurumadan veriniz…’ Yine Hz. Peygamber (s.a.v) “Her kimin kardeşi hizmetinde çalışırsa, yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin, onlara güçlerini aşan yükler yüklenmesin, ağır işler yüklerseniz bizzat yardım ediniz” derken, İslamiyet esaslarının her konuda olduğu işçinin çalışmasına bile kanun ve kural koyulduğunu göstermektedir…
Yaşadığımız dünyada başımıza ne geliyor ise, davranışlarımızın temel kaynağı, iyi olan Allah’tan (c.c) kötü olan ise tamamen nefsimizin sonucudur. Bu da demek oluyor ki, hadis-i şerifte buyurulduğu gibi, İslam’ın iki ana kaynağı Kur’an ve Sünnet’e sımsıkı sıkı sıkıya sarılmadığımız sürece, kurtuluşa erme durumunda olmamız mümkün değil!
FUTBOL TERÖRÜNÜN
KAYNAĞINI BULMAK!..
Futbolu öyle kendimize benzettik ki. İnsanoğlu olarak nefis taşıdığımıza göre, hareket /söylemlerimiz yer ve zamana göre değişkenlik göstermektedir. İşimize ve rengimize (tuttuğumuz takım kastedilmekte) göre hareket etmek istiyoruz. Galatasaray-Beşiktaş maçı sonrasında sarf edilen sözlere bakıyorum da, futbolun spor olmaktan ne denli çıktığını ve oyunun sadece sahada oynandığı gibi kalmayacağını daha iyi anlamaktayız…
Sporun, futbolun oyun olmaktan çıktığı süreç, toplumun değerleri üzerinde oyunlar oynanmaya kadar gidiyor. Taksim Gezi olayları, Fenerbahçe kafilesini taşıyan otobüsün kurşunlanması, Olimpiyat Stadyumunda Galatasaray-Beşiktaş arasındaki karşılaşmasının yarıda kalması, futbol arenasında arbede/teröre birkaç örnek. İhmal, göz ardı edilmeyecek kadar önemli hadiseler. Araştırmak, irdelemek gerekiyor. En önemlisi, sahada tamamlanamayan, yarım kalan müsabakalar için saha dışında ‘sözde’ sonuca gitme çabası…
KİMİN
KAZANMASINDAN
DAHA ZİYADE!..
Futbolu bahane bularak, toplumsal huzuru bozmaya çalışanlara karşı dikkat etmek gerekmektedir. Evet, dün 1 Mayıs’tı. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın günün amacına yönelik yayınladığı mesajında yer aldığı ifadeler gibi, aydınlık yarınlar için kardeş olup kol kola, omuz omuza yürümek zorunluluğumuz var. Bu da ancak çalışan ‘işçinin’ emeğinin karşılığı, teri kurumadan, sahada kazanan ‘takımın’ hak ettiği puanını, maç bitiminden hemen sonra ‘hanesine’ yazmak gerekiyor…
‘Geç gelen adalet, adalet değildir…’ düşüncesinin ne manaya geldiğini, Fenerbahçe ve Beşiktaş arasında oynanan ve yarıda kalan kupa yarı finali için alınan ‘kararının’ sonuçlarına şahit oldukça daha iyi anlamaktayız. Karşılaşmadan tam altı gün sonra kararın açıklanması, alın terinin bırakın kuruması, olayların üzerine bir de ‘soğuk’ su içilmesine neden oldu. Tam bir hastalığa/tartışmalara davetiye. Uzayan karar sürecinde başkanı/teknik direktörü ‘laf’ yarışına girdi. Kararı ‘adeta’ kilitledi. Öyle olmasaydı da TFF kararı maçtan 1-2 gün sonra alınsaydı, kararın neticesi böyle ‘gerginlik’ oluşturmayacaktı. Araştırılmalı, bunun nedeni!..
‘Oldu mu şimdi?’ haklı eleştirisini alan ‘maçın kaldığı tekrar’ edilme sonucu. Ne oldu, film kaldığı yerden devam edecek, kim ne yaptı ise yanına kâr kalacak! Başka bir manaya gelmiyor. Kaybedilen Galatasaray maçından sonra ne diyor, kupa maçında soyunma odasına ancak ‘sedyeyle’ gidebilen Beşiktaş teknik direktörü Şenol Güneş ‘…Bundan sonra söyleyecek bir şeyim yok. Çünkü mecburiyetten buradayız!’..
Futbolu ne hale getirdik! Sevinmek, gösteri yapmak size yakışmıyor futbolu ‘katledenler’, 1 Mayıs’ı bahane edip çevreyi ‘yakıp/yıkanlar’…







