Futbol değil, Kiev-Thomson terörü...
Dinamo Kiev-Beşiktaş arasında oynanan maç, ortaya konan futbolla değil, ev sahibi takım taraftarların çıkardığı terör olayları, yanlı hakem kararlarıyla anılacak. Maçı katleden İskoç hakem, Dinamo Kiev ‘holiganlarının’ saldırısına uğrayan siyah-beyazlı taraftarlar. Sıraladığımız bu ayrıntılar ‘ışığında’, futbol oyununda meydana çıkarılan ‘karanlık’ tablo. Cuma gününün anlam ve önemi, manevi havasına denk gelen bir günde, düsturumuzu bozmama adına, bu görüntünün izahına hangi kelime kâfi geleceği konusunda, inanın zorlanıyorum...
UEFA HESABINI NASIL VERECEK?
Stadyumun dışına taşan olaylar o denli düşündürücü ki. Kiev taşkınlığının bilançosu, biri bıçak darbesi ile ağır yaralanan toplam 10 taraftarımız. Bu olayların meydana geldiği arena ‘UEFA Şampiyonlar Ligi’. Bir organizasyon veya maç oynandığında, güvenlik açısından bırakın kamerayı, oturak sayısını dahi hesaplayan UEFA yetkililer, spor müsabakasında akan kanın nasıl hesabını verecek. Geçtiğimiz yaz Fransa’da yapılan Avrupa Şampiyonası’nda yaşanan sokak olaylarını hatırlayın. Ülke takımlarının bu olaylarda yaşadığı travmayı. Beşiktaş’ın maçında, Ukrayna sokaklarda yaşananlar Türkiye’de olsa dünya ayağa kalkardı. Ama ‘çıt’ yok. Anlayış aynı anlayış. Karşılığı ise haçlı zihniyet’. Farklı olan sadece, olayların çıktığı yer ve figüranları...
DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR...
Futbolu yorumlarken, uzaktan da olsa yaşananlara baktığımızda, meydana gelen zehir-zemberek olaylar karşısında insan ‘tiksinti’ duyuyor. Bırakın oyun veya spor olarak tanımlanması, yapılan eylemin küfür, hakaret, şike gibi boyutlara taşınması düşündürücü boyutlarda. Futbol adı altında toplumun ayrı bir ilgi gösterdiği bir branşın altında sosyal-toplumsal bir ‘vaka’ haline dönüşmesi ayrıca felaket. Deplasman olarak tanımlanan, ülke dışında yaşanan bu olayların bir izahı olmalı. Ukrayna hükümetinin bu olayları kınayan bir açıklamasına şu ana kadar rastlamadık! Sıradan gibi görünen bir maçı ‘provoke’ etmek, çıkarılmaya göz yumulan olaylarla (alınmayan her önlem olaylara çanak tutmaktır), terör yandaşlığı ülke statüsü kazanılmasından başka bir manaya gelmiyor. Cumhurbaşkanımız önemine vurgu yaptığı gibi ‘Dünya beşten büyüktür...’ Sporda öyle, ekonomide de öyle, siyasette de öyle. Bu demek oluyor ki, topyekûn savaş. Adını ‘kurtuluş’ mücadelesi mi dersiniz, futbol diye mi adlandırırsınız. Ne derseniz deyin!..
SİYAH-BEYAZLILAR ‘BEŞİKTAŞ’ GİBİ OYNAMADI!
Hakem maçı katletti. İtiraz etmemizde de haklılık payı var. Maç 2-0 iken bir anda penaltı kırmızı kart rollerin değişmesine neden oldu. Mücadelenin hakemi bile verdiği penaltı ve kırmızı kart dahi inanası gelmemiştir. Hal böyle iken emeği-düdüğü nasıl çalabilir? Sanki birileri ‘Pozisyonu sezdiğin an çal. Çal ama, Türk takımı, Beşiktaş aleyhine çal. Bu emri o kadar yerine getirdi ki, kendisi (hakem) hakkında yazılan-çizilen-söylenenler, tepki babında ‘ayyuka’ çıktı. Ne yazılsa, ne söylense haktır? Rakip oyuncunun Beşiktaşlı futbolcu Beck’le girdiği mücadeleye baktığımızda, itme-faul hareketine maruz kalan siyah-beyazlı oyuncu olduğu açık ve net olarak görülüyor. Uygulamaya gelince de emir ve komuta yerine getirilecek. Çalınan yanlış düdük, buna bağlı olarak çıkarılan kart ‘baron’ uşaklarının rollerini gözler önüne seriyordu...
ŞENOL GÜNEŞ’İN ASİL DURUŞU
Yanlı hakem kararı, taraftarın sergilediği ‘fanatizm’. Bir futbol müsabakasından başka her şey. İskoç Hakem Craig Thomson’ın kırmızı kart kararına, kendi ülkesinin gazetesi (The Scots) bile isyan bayrağı açtı. Karşılaşma sonrası Ukraynalı basın mensubu ‘bozmasının’, hakem kararları ve taraftarlarımızın olay çıkardığı yönündeki iyi niyet taşımayan, ‘yanlı’ sorusuna, Beşiktaş teknik direktörü Şenol Güneş’in sözleri-duruşu olukça oldukça manidar; ‘...Kâbus gibi bir gece yaşandı. Kararlara bakarsak görürüz. Bir söz söyleyip de ceza almak istemiyorum. ...Sahada utandıran durumu siz yazabiliyor musunuz? Olmayan penaltı pozisyonunu gördüm. Arkamda gözüm yok, sahaya bakıyorum. Siz sahaya bakarken demek ki tribüne bakıyordunuz....” Bu sözler ve yaşananları ‘hakem kararı ve tribün olaylarının’ en güzel özetiydi. Ülke olarak birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyulan zamanda bu millet ‘Yiğit düştüğü yerden kalkar...’ edasıyla üstesinden her daim gelecektir inşallah...







