Dopingin kaynağı ne?
Ülke sporumuz doping skandalı ile çalkalanıyor. Bu illet virüsü öldürmek bir yana, gün geçmiyor ki yaygınlaşamasın. Bugün rakamları dillendirmek, bir gün sonra ‘bayatlamasına’ neden oluyor. O derece yaygın ve vahim bir durum…
Peki bu ‘sıkıntının’ sebebi ne, dopingin önüne geçmenin yöntem/formülleri ne olabilir? Diye bir soru yöneltsek, inanın yine de net bir sonuca ulaşmak kolay olmayabiliyor gözükebilir ama, konun araştırmacıları hastalığın kaynağını o kadar güzel özetliyorlar ki; yediğimiz, içtiğimiz her şey katkılı, o nedenle dopinge bulaşmak o kadar zor olmasa gerek.
İnsanın aklına şu düşünce gelmiyor değil. Önemli bir organizasyon öncesi sporcuyu alın, 6 aylık kamp döneminde, Anadolu’ya ekolojik yapısı bozulmamış bir ortamda çalışmalarını sürdürmesini sağlayın. Yemesi, içmesi hemen ‘her şeyi’ doğal olsun. O zaman hormon bozukluğu veya sıkıntı yaşar mı, yaşamaz bence!
•
Doping’in son mağdurları Kırkpınar pehlivanları. Bu demek oluyor ki, doping illeti yurt dışına açılan, ülkemizin batı kapısı denilen Edirne’ye kadar ulaştı. Abdestsiz çıkılmaya cesaret edilmeyen er meydanındaki pehlivanların isimleri de artık dopingli sporcular listesinde… Şahsen ben yaşananları çok yadırgadım. Gelişmeler, bir o kadar da ‘garibime’ gitmedi desek yeridir. Yazımızın başlangıcında önemine değindiğimiz gibi, kimin ne zaman dopingli çıkacağı belli mi olur! Buna sporcular da dahil...
Önceleri doping maddesiyle ilgili bir kanaat vardı ve sporculara bu ilaçlar yasaklanmıştı. İşte o yasaklanan ilaçların adı da ‘doping’ diye tanımlanıyordu. Kırkpınar’ın son Başpehlivanı ve doping mağduru Ali Gürbüz’e biraz kulak kabarttığımızda, olayın gerçeklerini nasıl da su yüzüne çıkıyor; Kırkpınar’a yetişmek ve çabuk iyileşmek için dizimden kortizonlu iğneler kullandım. İçinde doping maddesi içeren maddeler var ama ben süresini Kırkpınar’a göre ayarlamıştım. Sadece ayağımı kuvvetlendirmek için kullandım…
Şimdi ise eski güreş ve basketbol milli takımlarında doktor olarak görev almış Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Profesör Doktor Adnan Bağrıaçık’ın açıklamalarına kulak kabartalım; Ben, kendi adıma konuşuyorum. Doktoru da ailesi de yakın çevresi de federasyonu da suçludur. Suçun en azı sporcuda. Biz nasıl yetiştirdik, nasıl bir eğitim veriyoruz? Dopingi anlatabildik mi zararlarını gösterebildik mi? Maalesef bu konularda çok geriyiz. Amerika’nın bir yüzücünün etrafındaki ekibin en az 10 kişiden oluşuyor. Bir sporcunuz var, bir de onu yönlendiren kondisyoneri, diyetisyeni, psikoloğu gibi çalışanlar var. Bu artarak gidiyor. Bizde ise bu paylaşım yok. ‘Sporcunun yanında ben olayım. Antrenmanını ben yapayım, doktoru da ben olayım. Gelecek ödülü de ben alayım. Sadece ben kazanayım’ gibi bir şey var...
•
Evet, konu uzmanın açıklamalarına bakıldığında, insanın ‘fazla söze ne hacet’ demesi geliyor. ‘Suçluyu hep dışarıda arıyoruz’ diyoruz, ama her ne hikmetse aynaya bakmayı veya Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in ‘Ayna’ isimli şiirini ‘kendi’ sesinden dinlemeye cesaret edemiyoruz. Buna da bir örnek Spor Bakanlığının ödül yönetmeliği. Akdeniz oyunları ise ‘doping’ olayına deyim yerindeyse adeta bir ‘çanak’ oldu. Sonrası malum, ödülün parçalara bölünmesi…
Diğer husus ise doping testlerinin yapılması. Bu konuyu birkaç defa dillendirmiştik. Ama yazılan ve çizilenlere bakıldığında, süreçte değişen fazla bir şey yok. Numuneler Almanya’nın Köln ile Yunanistan’ın Atina’daki laboratuvarlarında analiz ediliyormuş. Yine Hacettepe Üniversitesi Doping Merkezinden ses yok. Adımız ‘Reşit’ olamamasına rağmen, bizler söyleyip bizler işitmeye devam ediyoruz. Ve ülke sporunu da batağa doğru sürüklüyoruz. Mesajımızı yine yenilemek istiyoruz; İstanbul’a Kültür ve Spor Başkenti payesi kazandırma başarısı gösteren İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Doping Merkezi’nin de üstesinde rahatlıkla gelir. Yeter ki Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi ve Sporun merkezi, Ankara’dakiler bu konuda net bir tavır ortaya koyabilsinler…
•
Bugün Milli Takımın Gana maçını değerlendirecektik ama, sonra düşündüğümüzde; Abdullah Avcı ve talebelerinde, ‘heyecan’ konusunda dünle bugün arasında bir şeyin değişmediğini gördük. Doping skandalının ise her gününe yeni bir halka ekleniyor. Önlem alınması gerekiyor. Eğer yetkililer, bu virüsün kaynağını bulup kafasını ezmediği sürece, doping hastalığı çoğalmaya devam edecektir!...
Peki bu ‘sıkıntının’ sebebi ne, dopingin önüne geçmenin yöntem/formülleri ne olabilir? Diye bir soru yöneltsek, inanın yine de net bir sonuca ulaşmak kolay olmayabiliyor gözükebilir ama, konun araştırmacıları hastalığın kaynağını o kadar güzel özetliyorlar ki; yediğimiz, içtiğimiz her şey katkılı, o nedenle dopinge bulaşmak o kadar zor olmasa gerek.
İnsanın aklına şu düşünce gelmiyor değil. Önemli bir organizasyon öncesi sporcuyu alın, 6 aylık kamp döneminde, Anadolu’ya ekolojik yapısı bozulmamış bir ortamda çalışmalarını sürdürmesini sağlayın. Yemesi, içmesi hemen ‘her şeyi’ doğal olsun. O zaman hormon bozukluğu veya sıkıntı yaşar mı, yaşamaz bence!
•
Doping’in son mağdurları Kırkpınar pehlivanları. Bu demek oluyor ki, doping illeti yurt dışına açılan, ülkemizin batı kapısı denilen Edirne’ye kadar ulaştı. Abdestsiz çıkılmaya cesaret edilmeyen er meydanındaki pehlivanların isimleri de artık dopingli sporcular listesinde… Şahsen ben yaşananları çok yadırgadım. Gelişmeler, bir o kadar da ‘garibime’ gitmedi desek yeridir. Yazımızın başlangıcında önemine değindiğimiz gibi, kimin ne zaman dopingli çıkacağı belli mi olur! Buna sporcular da dahil...
Önceleri doping maddesiyle ilgili bir kanaat vardı ve sporculara bu ilaçlar yasaklanmıştı. İşte o yasaklanan ilaçların adı da ‘doping’ diye tanımlanıyordu. Kırkpınar’ın son Başpehlivanı ve doping mağduru Ali Gürbüz’e biraz kulak kabarttığımızda, olayın gerçeklerini nasıl da su yüzüne çıkıyor; Kırkpınar’a yetişmek ve çabuk iyileşmek için dizimden kortizonlu iğneler kullandım. İçinde doping maddesi içeren maddeler var ama ben süresini Kırkpınar’a göre ayarlamıştım. Sadece ayağımı kuvvetlendirmek için kullandım…
Şimdi ise eski güreş ve basketbol milli takımlarında doktor olarak görev almış Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Profesör Doktor Adnan Bağrıaçık’ın açıklamalarına kulak kabartalım; Ben, kendi adıma konuşuyorum. Doktoru da ailesi de yakın çevresi de federasyonu da suçludur. Suçun en azı sporcuda. Biz nasıl yetiştirdik, nasıl bir eğitim veriyoruz? Dopingi anlatabildik mi zararlarını gösterebildik mi? Maalesef bu konularda çok geriyiz. Amerika’nın bir yüzücünün etrafındaki ekibin en az 10 kişiden oluşuyor. Bir sporcunuz var, bir de onu yönlendiren kondisyoneri, diyetisyeni, psikoloğu gibi çalışanlar var. Bu artarak gidiyor. Bizde ise bu paylaşım yok. ‘Sporcunun yanında ben olayım. Antrenmanını ben yapayım, doktoru da ben olayım. Gelecek ödülü de ben alayım. Sadece ben kazanayım’ gibi bir şey var...
•
Evet, konu uzmanın açıklamalarına bakıldığında, insanın ‘fazla söze ne hacet’ demesi geliyor. ‘Suçluyu hep dışarıda arıyoruz’ diyoruz, ama her ne hikmetse aynaya bakmayı veya Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in ‘Ayna’ isimli şiirini ‘kendi’ sesinden dinlemeye cesaret edemiyoruz. Buna da bir örnek Spor Bakanlığının ödül yönetmeliği. Akdeniz oyunları ise ‘doping’ olayına deyim yerindeyse adeta bir ‘çanak’ oldu. Sonrası malum, ödülün parçalara bölünmesi…
Diğer husus ise doping testlerinin yapılması. Bu konuyu birkaç defa dillendirmiştik. Ama yazılan ve çizilenlere bakıldığında, süreçte değişen fazla bir şey yok. Numuneler Almanya’nın Köln ile Yunanistan’ın Atina’daki laboratuvarlarında analiz ediliyormuş. Yine Hacettepe Üniversitesi Doping Merkezinden ses yok. Adımız ‘Reşit’ olamamasına rağmen, bizler söyleyip bizler işitmeye devam ediyoruz. Ve ülke sporunu da batağa doğru sürüklüyoruz. Mesajımızı yine yenilemek istiyoruz; İstanbul’a Kültür ve Spor Başkenti payesi kazandırma başarısı gösteren İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Doping Merkezi’nin de üstesinde rahatlıkla gelir. Yeter ki Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi ve Sporun merkezi, Ankara’dakiler bu konuda net bir tavır ortaya koyabilsinler…
•
Bugün Milli Takımın Gana maçını değerlendirecektik ama, sonra düşündüğümüzde; Abdullah Avcı ve talebelerinde, ‘heyecan’ konusunda dünle bugün arasında bir şeyin değişmediğini gördük. Doping skandalının ise her gününe yeni bir halka ekleniyor. Önlem alınması gerekiyor. Eğer yetkililer, bu virüsün kaynağını bulup kafasını ezmediği sürece, doping hastalığı çoğalmaya devam edecektir!...







