Dersimiz Beşiktaş, Fenerbahçe, Osmanlı...
Şampiyonlar Ligindeki temsilcimiz ikinci sınavını Ukrayna ekibi Kiev karşısında verdi. 1-1 biten maçın sonucunda görülmesi gerekenler, siyah-beyazlı ekibin devler ve kendi liginde neler yapabileceği konusunda da önemli yansıma/ipucu oldu...
Çok değil, geçtiğimiz hafta sonu oynanan Galatasaray maçından bugüne kadar ne kadar bir süre geçti! Peki, değişen neydi! Ben cevaplayayım ‘Koca bir hiç...’ ‘O maçla bunu bir tutmak haksızlık olur..’ yorumu yapılırken, doğruyu bulma adına hemen araya girip, ‘Düşünceniz profesyonel ise, uygulamanız da personeliniz de profesyonel olmalıdır’ düşüncesinin de gerekliliğini/önemini unutmamak gerek...
Ne demek ‘Şampiyonlar Liginde bir puan başarı diye...’ Bu sual düne kadar geçerliliğini koruyordu, aması ise işleyen süreçle birlikte geçerliliğini kaybetme noktasına gelmesi. Bu tezimizin dayanağı/geçerliliği eldeki mevcut kadro...
Beşiktaş sezon öncesi kadro oluştururken, son dakikaya kadar gidecek-kalacakların belirsizliğini yaşadı. O isimlerinden en önemlisi de, takımın o zaman ki golcü ismi Gomez. Takım, Dinamo Kiev karşında ilk 45 dakikayı 1-0 önde kapatmasına rağmen, Caner ile gerçekleştirilen kanat organizasyonlarında sonuca gidilememesi, bugün Gomez isminin gündeme gelmesinde en önemli etken!..
Temsilcimiz sadece kanatları kullanmaktaki başarısı ile göz doldurmadı. Orta sahada Tolgay’ın çalışkanlığının sonucu olsa gerek, oyunda kaldığı süresince ortaya koyduğu başarılı futbol ile takımının rakip kalede daha fazla pozisyona girmesini sağladı...
Kaleci hususunda yaşanan gelgitler konusuna cevap olarak, Tolga mı değil mi bilmecesinin cevabı Fabri oldu. Fakat o, Şampiyonlar Ligi gibi büyük öneme sahip bir maçta, kendisine tanınan şansı iyi kullanamadı desek yerinde olur sanırım. Rakip kanat organizasyonu sonucunda yenen hatalı gol, Kartal’ın kalesinde yaşadığı sancının devam ettiğinden başka bir anlama/manaya gelmiyor...
Bu tür maçlarda hatalı goller yerseniz, oluşan güvensizlik tüm takımın oyunu, performansına da yansır. Performans bakımından maçın genelinde iyi olmasına, hatalı yenen beraberlik golünü gördükten sonra, eğer bugün yabancı futbolcu sınırlaması olsa, kesilecek ilk isim Fabri olur dersek, abartmış olmayız...
Uzun bir aradan sonra Şampiyonlar Ligi’ne katılmak ve Vodafone Arena’da ilk maçına çıkmak, Kartal’ın sahip olduğu değerler. Bu maç öncesi sahip olunan moralin ana kaynağı-dayanağı ise Benfica deplasmanında Talisca’nın 90’da attığı golle umut depolamıştık...
Benfica’dan sonra Şampiyonlar Ligi’nde ikinci maçımız olan Dinamo Kiev’di. Çıkan sonuç, beraberlik. Her iki maçında sonuca tesir eden ‘son dakika golü- 45 dakikaya sığdırılan futbol v.s...’ sizin de dikkatinizi çekmiştir sanırım...
Siyah-beyazlı takımın taraftarlarının bundan sonraki merakı, takımlarını gerek kendi, gerekse devler ‘liginde’ nasıl bir gelecek beklediği yönünde. Beşiktaş ile birlikte, dün akşam Fenerbahçe, Osmanlı veya Atiker Konyaspor’un maçlarını gördükten sonra!.. ‘Bekleyip görelim...’ anlayışından ziyade, oynadığımız ‘başarılı-üstün’ oyununu doksan dakikaya yaymadığımız sürece macera, sonuç vermeyecek heyecan da ortadan kalkmayacaktır.







