--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ay-yıldızlı galibiyet!...

Ahmet Gülümseyen
Ahmet Gülümseyen
Türkiye, Romanya karşısında ‘anlamlı’ bir kazanç elde etti. Bu sadece futbol veya skor açısıyla sınırlı değil. Düne kadar umutsuzluğun tacirliğini yaptığımız dönemde, bir kazanım. sadece Milli Takım ve Teknik Direktörle sınırlı değil, Türk futbolu/spor anlayışı içinde bir mesajdı.
Sporun her alanında olduğu gibi futbolda da, önemli olan kazanmak/sonuç ise bunun en güzel örneği oldu Milli Takım’ın Romanya galibiyeti. Rakibin UEFA kulüpler sıralamasındaki yeri, liglerin ve futbolcunun marka değeri olarak her ne kadar Romanya, Türkiye’nin gerisinde olsa da, 2014 Brezilya yolunda grubumuzdaki şansımız malûmdu! Rakip karşısında, önceki gün oynanan ve alınan galibiyet, gruptaki şansızlığımızın kırılması, futbolda süregelen eziklikten silkinmek manasına geldi…
*
Dünya Kupası yolunda hasretimiz rafa kalkmış, umut tacirleri dahi umudunu kaybetmişken, Romanya galibiyeti ile birlikte bir anda yarış yeniden başlıyor. Bu saatten sonra şampiyonaya gidilir veya gidilmez, Romanya’daki gerçekleri gördükten sonra ‘çıkmayan candan umut kesilmeyeceği’ni’ yeniden görmüş/öğrenmiş olduk.
Bundan sonra, biz sadece diğer takımları takip etmekle kalmayacağız, yarışa yeniden ortak olduğumuz için artık onlar da Milli Takımımızı takip etmeye başladılar. Hal böyle olunca da ay-yıldızlı formayı giyen, takımı tribünden/ekrandan izleyen her bir oyuncu, yapması mümkün olmayan bir işi başarmanın ‘imkânsız’ olmadığını gördü.
*   
Teknik olarak Romanya maçına baktığımızda, deyim yerinde ise ‘görevini’ yapmayan oyuncu kalmadı diyebiliriz. Bunun ölçüsü bir kısım yorumcuların ‘Bu oyuncular bugüne kadar neredeydi?’ diyecek kadar, akıl dolu, tempolu ve sıra dışı bir maç oldu. Öyle ya, kadro olarak Abdullah Avcı döneminin ‘hemen hemen’ aynı kadrosu değil miydi?.. Hal böyle iken, neden benzer isimler mücadeleleri bu kadar değişkenlik gösterdi.
Takımlarımızın genel yapısına bakıldığında, insanımızın duygusal bir yapısını inkâr edemeyiz. Onların normal performansını zorlayacak bir gücü olması kaçınılmaz. Bunun yolu da özellikle futbolda ‘teknik’ adamın sahadaki oyuna müdahalesi ile mümkün olmakta.
Bunun en güzel örneğini/açılımını Fatih Terim yönetiminde Galatasaray’da görmek mümkün oldu. İşleyen süreçle birlikte, bu başarı Milli Takım’a kadar ulaştı. Terim yönetiminde Milli Takım, sahadaki oyuncunun kapasitesinin üzerine çıkmasına etken oluyor. Fatih hoca göreve gelir gelmez ne yaptı; takımlara eşit mesafede olacağının mesajını verdi. Başarı yönünden lig tarihimizin ilk üç sırasında yer alan takımlardan oluşan bir kadro oluşturdu. Ve onların başına da Arda gibi, günümüz futbolunun ‘star’ oyuncusunu sahadaki oyuna müdahale etme görevi verdi..
Sonuç malûm. Arda’sıyla, Umut’uyla, Gökhan Töre’siyle, Selçuk’uyla, Caner’iyle uzun yıllardır izlenemeyen bir Milli Takım çıkıyor ortaya. Şimdi sırada ne var. Macaristan-Hollanda maçının sonucu, Romanya-Estonya karşılaşmasının farklı skorla bitip bitmeyeceği!
Kısacası, bizim sahadan galip ayrılmak zorunda olmamız ve rakiplerin durumu. Tipik yapımızın gereği; Heyecanı son dakikaya bırakmak…
*
Evet, 2014’te Brezilya’ya gidilir veya gidilmez. Önemli olan bu süreçte, ezilmemek veya en zor anında tekrar ayağa kalmayı becerebilmek. Romanya’daki maçta çıkaracağımız en önemli dersin bu olduğunu gördük; Son ana kadar mücadele. Değişim sürecini iyi takip etmek ve gelenin/gideni aratmaması.
2020 Olimpiyatları’nın kaybedildiği bir günün arifesinde, futboldaki bu ders, sporumuzun diğer branşları için de alınması gereken önemli mesajlar taşımakta..

Ahmet Gülümseyen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle