Avrupalı TS ve Kıbrıs’taki ambargo
Tarihinde ilk defa UEFA Avrupa Ligi’nde mücadele eden Trabzon, grup maçlarına, Kıbrıs Rum Kesimi ekibi Apollon Limassol’u 2-1 mağlup ederek başladı. İlk defa mücadele edilen bir ligde, üstelik 1-0 da geriye düştüğünüz maçı kazanıyorsunuz. Bu sonuç, Karadeniz ekibi için büyük önem taşıyor. Bu galibiyeti herkes sıradanlıktan çıkarıp, sadece skorunu ‘alkışlarla’ taçlandırmalı.
•
Bordo-Mavili takımın Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki mücadeleyi ‘teknik’ olarak değerlendirdiğimizde, elde edilen skor ve 21 yaşındaki genç oyuncu Yusuf Erdoğan’ın attığı gol dışında ‘olumlu’ bir tablo çizmek mümkün olmadı.
Her defasında savunmada denenen Olcan, oyun içinde gerçek yeri olan kanat bölgesine dönünce, takımına daha fazla katkı sağlayan role soyundu. Malouda’nın kafa golü, bunun en güzel ispatı gibiydi. Tecrübeli Fransız oyuncu, Bordo-Mavili takımın orta sahasında atakları iyi organize etti…
Rakip, Trabzonspor’un dişine göre olamayacak kadar zayıf gözükse de temsilcimizin savunmada yaptığı hataları iyi değerlendirdi. Oyunun hemen başlarında Bamba’nın penaltıya sebebiyet vermesi, maçın son anlarında kaleci Onur’un üst üste başarılı kurtarışları olumlu tabloyu sadece galibiyetle sınırlandırmaya yetiyordu.
•
Teknik adamlarımızın, yabancı sınırlandırılmasına olan merakı/mecburiyeti, Apollon maçı fırsat bilinerek delindi. Bosingwa ve Sol Bamba kendine ilk on birde yer buldu. Bamba’nın sebebiyet verdiği penaltı ve ardından gelen gol, sahip olunan değerleri değersiz kılmaya yetti…
Bir de oyunun son bölümünde Henrigue-Yusuf Erdoğan değişikliğine değinmek istiyorum. Avrupa maçlarında yabancı oyuncu, ‘sınır’ ötesi kulüp başkanlarının baskısı sonucu oluşuyor gibi…Buna bağlı olarak, Mustafa hocaya bir soru yöneltmek istiyorum; En çok güvendiği ve Karabük maçında yıldızlaşan Yusuf Erdoğan, oyuna dahil olmak icin neden 77 dakika bekledi?..
Evet, Trabzonspor Apollon Limassol karşısında anlamlı bir galibiyete imza attı. Tabii ki, temsilcimizin Avrupa Ligi’ndeki asıl gücünü 3 Ekim’de konuk edeceği Lazio karşısında görme fırsatına sahip olacağız...
•
Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde oynanan maçın bir de göz ardı edilmeyecek başka gerçekleri de vardı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne konulan spor ambargosu ve UEFA As Başkanının maç öncesi verilen yemekteki konuşmaları…
Rumlar, Kıbrıs adına Avrupa Kupları’na katılıp mücadele veriyor mu, veriyor! Yasağın mimarı FIFA ve UEFA yetkililerine sormak gerekmez mi; Peki bu adada yer alan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti nerede?..
Yavru vatanın, bugün Avrupa Kupları’nı bırakın, spor arenasında esamesi dahi okunmuyor! Nedeni, uluslararası arenada Kuzey Kıbrıs’a konulan ‘spor ambargosu’. Bunu ortadan kaldırmak için kim ne çaba sarf ediliyor; Sonuç alınamayacak kadar ‘koca’ bir hiç?...
•
Dikkat çeken bir başka husus, UEFA As Başkanı Marios Lefkaritis’in, Apollon Limassol’un Bordo-Mavili kulüp adına verdiği yemekte, ‘İki takımın, futboluyla barışa hizmet ettiğini biliyoruz’ şeklindeki açıklamaları.
KKTC’ye konulan spor yasağının çözümü için bugüne kadar bir ‘arpa’ boyu adım atılmayışı gerçekten üzücü ve bir o kadar umut kırıcı...
Hal böyle iken, ambargonun ortadan kaldırılması adına çaba sarf etmeyen anlayışın (UEFA yetkililerinin söylemlerinin) içerisinde ‘barış’ kelimesinin yer alması, hiç de samimi gelmedi bana!
Tıpkı şike dolayısıyla takımlarımıza verilen Avrupa Kupları’ndan men cezalarının ‘zamanlaması’ gibi...
•
Bordo-Mavili takımın Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki mücadeleyi ‘teknik’ olarak değerlendirdiğimizde, elde edilen skor ve 21 yaşındaki genç oyuncu Yusuf Erdoğan’ın attığı gol dışında ‘olumlu’ bir tablo çizmek mümkün olmadı.
Her defasında savunmada denenen Olcan, oyun içinde gerçek yeri olan kanat bölgesine dönünce, takımına daha fazla katkı sağlayan role soyundu. Malouda’nın kafa golü, bunun en güzel ispatı gibiydi. Tecrübeli Fransız oyuncu, Bordo-Mavili takımın orta sahasında atakları iyi organize etti…
Rakip, Trabzonspor’un dişine göre olamayacak kadar zayıf gözükse de temsilcimizin savunmada yaptığı hataları iyi değerlendirdi. Oyunun hemen başlarında Bamba’nın penaltıya sebebiyet vermesi, maçın son anlarında kaleci Onur’un üst üste başarılı kurtarışları olumlu tabloyu sadece galibiyetle sınırlandırmaya yetiyordu.
•
Teknik adamlarımızın, yabancı sınırlandırılmasına olan merakı/mecburiyeti, Apollon maçı fırsat bilinerek delindi. Bosingwa ve Sol Bamba kendine ilk on birde yer buldu. Bamba’nın sebebiyet verdiği penaltı ve ardından gelen gol, sahip olunan değerleri değersiz kılmaya yetti…
Bir de oyunun son bölümünde Henrigue-Yusuf Erdoğan değişikliğine değinmek istiyorum. Avrupa maçlarında yabancı oyuncu, ‘sınır’ ötesi kulüp başkanlarının baskısı sonucu oluşuyor gibi…Buna bağlı olarak, Mustafa hocaya bir soru yöneltmek istiyorum; En çok güvendiği ve Karabük maçında yıldızlaşan Yusuf Erdoğan, oyuna dahil olmak icin neden 77 dakika bekledi?..
Evet, Trabzonspor Apollon Limassol karşısında anlamlı bir galibiyete imza attı. Tabii ki, temsilcimizin Avrupa Ligi’ndeki asıl gücünü 3 Ekim’de konuk edeceği Lazio karşısında görme fırsatına sahip olacağız...
•
Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde oynanan maçın bir de göz ardı edilmeyecek başka gerçekleri de vardı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne konulan spor ambargosu ve UEFA As Başkanının maç öncesi verilen yemekteki konuşmaları…
Rumlar, Kıbrıs adına Avrupa Kupları’na katılıp mücadele veriyor mu, veriyor! Yasağın mimarı FIFA ve UEFA yetkililerine sormak gerekmez mi; Peki bu adada yer alan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti nerede?..
Yavru vatanın, bugün Avrupa Kupları’nı bırakın, spor arenasında esamesi dahi okunmuyor! Nedeni, uluslararası arenada Kuzey Kıbrıs’a konulan ‘spor ambargosu’. Bunu ortadan kaldırmak için kim ne çaba sarf ediliyor; Sonuç alınamayacak kadar ‘koca’ bir hiç?...
•
Dikkat çeken bir başka husus, UEFA As Başkanı Marios Lefkaritis’in, Apollon Limassol’un Bordo-Mavili kulüp adına verdiği yemekte, ‘İki takımın, futboluyla barışa hizmet ettiğini biliyoruz’ şeklindeki açıklamaları.
KKTC’ye konulan spor yasağının çözümü için bugüne kadar bir ‘arpa’ boyu adım atılmayışı gerçekten üzücü ve bir o kadar umut kırıcı...
Hal böyle iken, ambargonun ortadan kaldırılması adına çaba sarf etmeyen anlayışın (UEFA yetkililerinin söylemlerinin) içerisinde ‘barış’ kelimesinin yer alması, hiç de samimi gelmedi bana!
Tıpkı şike dolayısıyla takımlarımıza verilen Avrupa Kupları’ndan men cezalarının ‘zamanlaması’ gibi...







