Aslan’ın neye ihtiyacı var?
Şampiyonlar Ligi’nde ülkemizi temsil eden tek takım Galatasaray olunca, Türk futbol severlerin beklentileri de ister istemez fazla olmakta. Beklenti dediğimizde hemen akla arzu ve istekten daha çok, yapımız gereği ‘duygusallık’ geliyor. Tabii ki, olması gereken, toplum olarak ‘katmerlisi’ bize has bir anlayış… Bu yaklaşım maalesef tek başına bir yere kadar yeterli-yararlı oluyor. Eğer siz bu anlayışın daha çok ‘fayda’ sağlamasını istiyorsanız, duygusallığı gerçekle ‘harmanlamanız’ gerekecek.
Yazımıza böyle bir giriş yapmamıza, Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi ilk maçında Anderlecht ile 1-1 berabere kalması sebeb oldu. Rakip karşısında doksan dakika ortaya konan futbol ve maçın uzatma dakikasında gelen berberlik golü, neyi-neden, dahası doğru ile yanlışın nasıl ayırt edilmesi gerektiğinin mesajıydı. Bu mesaj sadece Galatasaray’la sınırlı kalmayıp, Beşiktaş ile Trabzonspor’un oynayacağı Avrupa Ligi maçlarını da yakından ilgilendirmekte…
Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi ilk maçında ortaya koyduğu ‘oyun’ ve elde edilen ‘skora’ baktığımızda ‘endişe’ verici bir duruma sebep oluyor. Devler Ligi’nde kuralar çekilip, rakipler belli olunca, herkeste oluşan kanaat, Arsenal ve Dortmund dışında kalan Anderlecht’in, grubun en iddiasız ekibi olması. Önceki geceye baktığımızda ise, sahada, yaş ortalaması 22 olan geleceğe yatırım amacı taşıyan bir Belçika ekibi vardı.
Temsilcimiz ile rakibi kıyaslandığında ise kâğıt üzerinde bariz üstünlüğümüz vardı. Futbolda doğru olan ‘mücadele eden, bir o kadar aklını kullanan kazanıyor tezi’ bir kez daha bu maçla birlikte tescillenmiş-onaylanmış oldu. Geriye ikinci bir şık kalmıyordu! Teknik direktör ve futbolcuların sahaya yansıttıkları oyundan bunu görememek mümkün değil.
Karşılaşmaya teknik açıdan bakıldığında birkaç oyuncunun bireysel beceri ve çalışkanlığından başka olumlu bir tablo göze çarpmadı. Her zamanki gibi Galatasaray’ın güvencesi, diğer takımlarımız Beşiktaş, Fenerbahçe, Trabzonspor olduğu gibi kalecide başlıyordu. Muslera sahanın ve takımın en iyisi idi desek abartmış olmayız.
Hakemin başlama düdüğü ile birlikte sahadaki oyun dengesini iyi ayarlayıp yönlendirmeyen oyuncular topluğu vardı. Maçta dakikalar ilerledikçe bu fark daha da bariz göze çarptı. Teknik direktörün medeni cesaret gösterip, Bruma ve Tarık’ı sahaya sürünce, oyundaki ibre Galatasaray’dan yana döndü.
Burada Prandelli’ye bir başka parantez açmak gerekecek. Rakibine oranla yedek kulübesi oldukça zengin olan takımının sahadaki mücadelesinden o sorumlu. Şampiyonlar Ligi gibi prestijli bir mücadelede hiçbir mazeretin arkasına sığınmamalı…
Galatasaray taraftarının, bazı oyunculara ‘performanslarından’ dolayı tepkisi vardı. Burak ve Selçuk’un beklentilere cevap verememesi tepki konusunda seyircinin ‘ayaklanmasına’ sebeb oldu! Tepkinin ‘küfür’ boyutuna asla ve asla onayımız olamaz. Seyirci tarafından haddi aşmayacak, sahadaki mücadeleye katkı sağlayacak bir ‘serzeniş’ olacak ise bu tepki dikkate alınmalı. Yoksa, tribündeki bir kesim gibi Sarı-Kırmızılı oyuncu Melo’nun oyun içindeki agresifliği takıma zarar vermekten başka bir işe yaramaz. Bu futbolcunun hırçınlığı için, yüksek motivasyonun bir sonucu deniliyor. Takım sporlarında bu tür hırsın adı ‘hırçınlık’ olur ki, diğer oyuncu ve taraftara da kötü örnek, takımına ceza manasına gelir. Brezilyalı oyuncu yatıp-kalksın karşılaşmanın hakemi tarafından oyundan atılmadığına dua etsin…







