• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdullah Yıldız
Abdullah Yıldız
TÜM YAZILARI
25 Aralık 2018

Peygamberimizin (s.a) Kur’ân-ı Kerim’i Açıklama Görevi

Aşır Aşır Kur’ân dersimiz devam ediyor. Nahl suresindeyiz. Nahl/44. âyette şöyle buyuruluyor:

“…İnsanlara indirdiklerimizi onlara açıklaman için ve (üzerinde) düşünsünler diye sana Zikr’i (Kur’ân’ı) indirdik.”

Bu âyet Rasûlüllah’a “İnsanlara indirilenleri yani Allah’ın hükümlerini onlara açıklama (tebyîn)” görevini yükler. Efendimiz sadece bir nakilci değil aynı zamanda Allah’ın hükümlerini sözlü veya fiilî olarak açıklama, yorumlama, inananlara uygulamada örnek olma işlevine de sahiptir ki buna sünnet denir; sünnet de ilâhî irşadla gerçekleştiği için bir tür vahiy değeri taşır. Âyetten açıkça anlaşıldığı gibi Rasûlüllah’ın aslî görevi Kur’ân’ı açıklamaktır; şu halde onun Kur’an’a aykırı bir hüküm ve anlayış ortaya koyduğu kesinlikle düşünülemez (Kur’ân Yolu).

“Kendilerine indirileni insanlara açıklama” görevini Rasûlüllah hem dil ile hem de uygulamada yerine getirmelidir. Efendimizin kendi önderliğinde bir İslâm toplumu kurup onu Kitab’ın ilkelerine göre yönetmesi gerekir. Onun bu görevi, özellikle bir insan peygamber göndermenin hikmetini göstermek üzere anılmıştır. Aksi halde kitap bir melek aracılığıyla gönderilebilir veya yazılıp ayrı ayrı her insana verilebilirdi. Ama bu durumda, Allah’ın insanlara bir kitap göndermedeki dileği, hikmeti, rahmeti, nimeti yerine gelmiş olmazdı. Çünkü Allah’ın bir kitap göndermedeki amacı; onun bir insan tarafından parça parça sunulması, anlamlarının açığa kavuşturulması, itirazlara cevap verilmesi ve her şeyin ötesinde o insanın kendisini reddedip karşı çıkanlara, ancak Kitab’ı getiren birine layık bir tavır takınmasıdır. Dahası Peygamber, Kitab’a inananlara, hayatın her alanında rehberlik etmeli ve kendi mükemmel hayat tarzını onların gözü önüne sermelidir. Sonra onları bütün insanlara model oluşturacak örnek bir toplum haline getirmek için, Kitab’ın ilke ve öğretilerine göre eğitmelidir.

Bu ayet hem peygamber olarak bir insanın gönderilmesini reddedenlerin itirazlarını hem de Peygamber’in açıklamasına gerek kalmaksızın sadece Kitab’ın kabul edilmesi gerektiğini söyleyip hadisi inkâr edenlerin görüşünü çürütür. İkinci görüş, -taraftarları her neyi öne sürerlerse sürsünler- bu ayete aykırıdır. Sadece Kitab’ın kabul edilmesi gerektiğini söyleyenler şu görüşleri öne sürerler:

1) Peygamber tebliğ ettiği Kitap ile ilgili hiçbir açıklama yapmamıştır.

2) Sadece Kitap kabul edilmelidir, Peygamber tarafından yapılan açıklama değil.

3) Bugün için bize sadece Kitap gereklidir. Çünkü Peygamberin “açıklama”sı yararını yitirmiştir.

4) Şimdi sadece Kitab’a güvenilebilir; çünkü Peygamber›in “açıklama”ları bugüne ulaşmamıştır veya ulaşsa bile güvenilir değildir.

Bu âyet dört görüşü de reddeder: Eğer 1. görüşü kabul ederlerse bu, Kitab’ın tebliğcisi olan Peygamber’in, seçildiği amacı yerine getirmediği anlamına gelir; aksi halde Allah, Kitab’ı melek aracılığıyla veya doğrudan her insana gönderebilirdi. Eğer 2 veya 3. görüşü kabul edecek olurlarsa, Allah›ı yazılı Kur›an nüshalarını doğrudan insanlara gönderebileceği halde, Kitab’ı bir peygamber aracılığıyla göndererek lüzumsuz bir iş yapmakla (hâşâ) suçlamış olurlar. 4. görüşü kabul ederlerse, gerçekte hem Kur›an›ı hem de Hz. Muhammed›in “peygamberliğini” inkâr etmiş olurlar. O zaman onlara kalan tek akıllıca yol, yeni bir peygamber ve yeni bir vahiy gelmesi gerektiğine inananların görüşünü kabul etmek olacaktır. Oysa Allah, Hz. Peygamber’in Kitab’ı açıklamasını temel bir nokta olarak kabul etmekte ve bunu Peygamber gönderilmesinin nedeni olarak bildirmektedir. 

Eğer Hadis’i reddedenlerin öne sürdükleri, Rasûlüllah’ın açıklamalarının sona erdiği görüşü kabul edilecek olursa iki sonuç kaçınılmaz olur: 

Birincisi, Hz. Muhammed’in (s.a) peygamberliğinin bir yol olarak bizim için sona erdiği ve onunla aramızdaki ilişkinin sadece önceki peygamberlerle (örneğin Hud, Salih, Şuayb -a.s-) olan ilişkimiz gibi olduğu sonucudur. Yani, biz sadece onların eski peygamberler olduğuna şehadet etmeliyiz, fakat onların sünnetine uymak zorunda değiliz. Bu görüş, sahibini yeni bir peygambere ihtiyaç vardır fikrine götürür; zira Hatemu’n-Nebiyyîn ilkesi reddedilmiş olur. 

İkinci kaçınılmaz sonuç ise, yeni bir Kitab’a ihtiyaç olduğudur; zira bu durumda Kur’an, tek başına yeterli olamaz. Bu ayetin ışığında Kur’an’ın kendi kendisini açıklayabileceği görüşünü ispatlayacak tek bir fikre bile yer kalmaz. O halde bu son görüşe göre mutlaka yeni bir kitap gönderilmelidir.

Böylece hadisi ve sünneti inkâr edenler İslâm’a kökünden darbe vurmaktadırlar (Tefhimü’l-Kur’ân).

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23