Vietnam’dan bu yana en büyük hezimet: Profesör Robert Pape’den Trump’ın ateşkesine "stratejik yenilgi" teşhisi
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile vardığı 10 maddelik ateşkes planı, Amerikan akademik dünyasında sert bir dille eleştirilmeye başlandı. Dünyaca ünlü strateji uzmanı ve Şikago Üniversitesi Profesörü Robert Pape, bu anlaşmanın Amerika Birleşik Devletleri (ABD) için "Vietnam Savaşı’ndan bu yana en büyük stratejik yenilgi" olduğunu savundu.
Pape, Trump’ın tehditlerle başladığı sürecin İran’ın şartlarını kabul ederek noktalanmasının, Washington’ın küresel hegemonyasında onarılamaz bir gedik açtığını belirtti.
"İran artık dünyanın dördüncü güç merkezi"
Profesör Robert Pape, ateşkes planının sadece askeri bir geri çekilme değil, aynı zamanda küresel güç dengelerinin yeniden yazılması anlamına geldiğini vurguladı. Pape’e göre, bu anlaşma sonrasında İran, artık bölgesel bir aktör olmanın ötesine geçerek; ABD, Rusya ve Çin’in ardından "dünyanın dördüncü güç merkezi" olarak tescillendi.
Pape, bu değerlendirmesinin gerekçelerini şu başlıklarla sıraladı:
- Caydırıcılığın Çöküşü: ABD’nin "bir medeniyeti yok etme" tehdidinden, İran’ın petrol haklarını ve stratejik konumunu tanıyan bir noktaya evrilmesi, Washington’ın caydırıcılığının sorgulanmasına yol açtı.
- Enerji Hegemonyası: Hürmüz Boğazı üzerindeki İran kontrolünün fiilen kabul edilmesi, Tahran’ı küresel enerji piyasasının anahtarı haline getirdi.
- Vietnam Benzetmesi: Pape, ABD’nin teknolojik üstünlüğüne rağmen sahadaki siyasi ve stratejik direnci kıramamasını, 1970’lerdeki Vietnam hezimetine benzetti.
Stratejik dengelerde yeni boyut
Profesör Pape, Trump yönetiminin imzaladığı bu 10 maddelik planın, Amerika’nın Orta Doğu stratejisinde bir dönüm noktası olduğunu ifade etti. "ABD, kendi eliyle yeni bir süper güç yarattı," diyen Pape, İran’ın hem nükleer kapasitesi hem de bölgedeki proksi güçleriyle artık küresel kararlarda doğrudan söz sahibi bir aktöre dönüştüğünü savundu.
Anlaşmanın uygulanmaya başlanmasıyla birlikte, ABD müttefiklerinin Washington’ın güvenlik şemsiyesine olan güveninin sarsılacağı ve bölge ülkelerinin Tahran ile yeni diplomatik kanallar açmak zorunda kalacağı öngörülüyor.



