• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Seküler yobazlar ve satılık kalemlerin korkulu rüyası idi! Hasan ağabeyi rahmetle anıyoruz

Yeniakit Publisher
2023-12-31 11:09:00 -
Seküler yobazlar ve satılık kalemlerin korkulu rüyası idi! Hasan ağabeyi rahmetle anıyoruz

Ömrünü ve kalemini hakikat mücadelesine adayan ve peygamber diyarı Medine’de ruhunu Rahman’a teslim eden Genel Yayın Yönetmenimiz Hasan Karakaya’yı Hakk’a irtihalinin 8. yıl dönümünde dualarla yâd ediyoruz. Usta kalem, ‘Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz’ ilahi hikmetini tecelli ettirircesine, 31 Aralık 2015’te Mescid-i Nebevi’de son namazını eda ettikten ebedi âleme hicret etmişti.

Müslümanların üvey evlat muamelesi gördüğü dönemlerde hiç korkmadan hakikati haykıran Hasan Karakaya, yalın kılıç bir kalem erbabı olarak daima haksızlığın karşısında durdu.

Bildiğini yazmaktan vazgeçmedi

Özellikle 28 Şubat sürecinde mütedeyyin kesime yönelik başlatılan sistematik baskılara boyun eğmeyen, iftiralara, gözaltılara ve cuntacıların zulmüne rağmen doğru bildiğini yazmaktan vazgeçmeyen Karakaya, eski Türkiye artıklarının ve sonrasında o boşluğu doldurmaya hevesli FETÖ’cülerin korkulu rüyası oldu. Bu ülkenin asli unsuru inançlı kesimi hedef alan seküler yobazlara ve ruhunu şeytana satan satılık kalemlere anladığı dilden konuşan Hasan Karakaya, iyi bir dost, vefakâr bir ağabey, yeri doldurulamaz bir gazeteciydi. Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın Suudi Arabistan temaslarını takip eden heyette yer alan ve Mescid-i Nebevî ziyaretinin ardından kalp krizi geçirerek ebedi âleme göçen merhum Genel Yayın Yönetmenimiz Hasan Karakaya’yı Hakk’a irtihalinin sekizinci yıl dönümünde dualarla yâd ediyoruz. 28 Şubat sürecinde Müslümanların haykıran sesi olan Karakaya, son nefesine kadar milli iradeden yana tavır alarak gönüllerde taht kurdu.

‘Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz’

Mütevazılığı, sevecenliği ve tavizsiz duruşuyla hatırlanan usta kalem, ‘Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz’ ilahi hikmetini tecelli ettirircesine, 31 Aralık 2015’te peygamber şehri Medine’de bulunan Mescid-i Nebevi’de son namazını eda ettikten ebedi âleme hicret etmişti. Vefatının sene-i devriyesinde ailesi, çalışma arkadaşları ve meslektaşları Karakaya’yı anlattı.

Akif'e komşu oldu

Hasan ağabeyin Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazına başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere dönemin başbakanı, bakanlar, milletvekilleri, bürokratlar, gazeteciler ve binlerce seveni katılmıştı. Kılınan cenaze namazının ardından tekbirler eşliğinde Edirnekapı Şehitliği Mezarlığı’na getirilen Hasan ağabeyin cenazesi, İstiklal Şairi Mehmet Akif Ersoy’un kabrinin hemen yakınındaki bir mezara defnedildi. Define katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hasan ağabeyin kabri başında Bakara Suresi’nin ilk 5 ayetini okuduktan sonra mezarına toprak atmıştı.

Hak neyse onu yazıyordu

Merhum Hasan Karakaya ağabeyi anlatan Akit TV Yönetim Kurulu Başkanı Osman Nuri Karahasanoğlu, “Hasan Karakaya, 28 Şubat’ın en karanlık günlerinde mazlumların sesi soluğu olmuştu. Hiç korkmuyor, Hak neyse onu yazıyordu. Kaleme aldığı yazılarda bunları görüyorduk. Yazılarıyla, duruşuyla gazetecilik nedir ne değildir eşsiz örneklerini veriyordu. Yeri doldurulur mu? Çok zor görüyorum. Böyle güçlü bir kalemin yetişmesi de zor, Akit gibi bir gazeteyi bulması da zor. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum” dedi.

 

 

Eşsiz bir kalemdi

Yazarımız Ali Karahasanoğlu ise “12 Eylül 1993’de Beklenen Vakit gazetesinde Hasan ağabey ile tanıştım.Vefatına kadar da 22 yıl yol arkadaşlığı yaptık. Hasan ağabey eşsiz bir kalemdi. Hiç yılmadan Hakk’ı savundu. İnanan insanların, mazlumların savunucusu oldu. onların yüreklerine su serpti. Kelimeleri, öylesine güzel kullanıyordu ki, yazısı ne kadar uzun olursa olsun, bitirmeden kalkamazdınız. Haksızlığı yapan kim olursa olsun, rütbesine, makamına bakmaz, general imiş, yüksek düzeyde bürokrat imiş, yüksek hakim imiş, mafya mensubu imiş hiç fark etmeksizin söyleyeceklerini net olarak ifade ededi.” dedi. Karakaya’nın yaşadığı gibi son nefesini verdiğini hatırlatan Karahasanoğlu, “Vefatından kısa süre önce verdiği bir röportajda, ‘Hz. Peygamberin dizinin önüne çöküp onu dinleme’ hayali, Hasan abinin Medine’de vefatı ile gerçekleşti. Hz. Peygamber ile aynı yaşta vefat etmesi de, ayrı bir tevafuk” ifadelerini kullandı.

 

Sürekli Fatiha’larımızda

Yayın Kurulu Üyesi Ramazan Fatih Uğurlu, Karakaya ile dostluklarının çok uzun yıllara dayandığını kaydederek, şunları söyledi: “Hasan Karakaya ile dostluğumuz Bab-ı Ali’ye, Ankara’ya Rüzgarlı Sokak’tan giriş yaptığı 1976 yılında başlar. Milli Gazete’de başlayan bu birliktelik zaman zaman ayrı gazetelerde olsa da aynı fikir ikliminde ve aynı yolun yolcusu olarak 40 yılı aşan bir süre devam etti. Sürekli Fatiha’larımızda olan Karakaya’yı on binlerce seveni ile birlikte rahmet ve özlemle anıyoruz. Kabri cennet bahçelerinden bir bahçe olsun duası ile…”

 

 

Ustamızın yeri dolmuyor

Yayın Kurulu Üyesi ve Haber Müdürü Murat Alan da “Ustam” dediği Karakaya hakkında şöyle konuştu: “Hasan Karakaya ağabey, Yalçın Turgut Balaban ağabey ve Mustafa Karahasanoğlu ağabey. Düşünün çalıştığınız isimler bunlar. Her biri mesleğinin piri, her biri ayrı ayrı hazine. Bu üç isimle de çalıştık, onlara talebelik yaptık. Hasan ağabeye çıraklık yaptık. Onlardan ders aldık. Hem dünya görüşlerinden hem de manevi duruşlarından beslendik. Böylesine namuslu, dürüst, vatansever kalemlerle çalışmak belki de çocuklarıma anlatacağım en güzel miras. Eksiklik hissediyor insan, namussuzluğu gördüğünüzde, zulmü işittiğinizde acaba Hasan ağabey hayatta olsaydı ne derdi bu olaya. Nasıl bir yazı döşenirdi şu millet düşmanı için. Mustafa Bey nasıl bir bakış açısı önerirdi. Yalçın ağabey nasıl bakardı. Dost, ağabey, mesai arkadaşından ziyade davanın keskin kılıçları nasıl tepki gösterirdi diye düşünüyorsunuz. Yayın kurulu toplantısında hâlâ manşeti ya da sürmanşeti konuşurken bu isimler bizlere klavuzluk ediyor. Mustafa Bey olsa şöyle derdi diyoruz çoğu zaman. Rabbim rahmet eylesin, bizleri de onlar gibi davaya keskin kalem eylesin.”

Hiçbir zaman savaşını bırakmadı

Merhum Hasan Karakaya ağabeyin oğlu Fatih Karakaya da gözünü açtığından beri babasının gazetecilik yaptığını dile getirerek, “Gazetecilikle babalığı eşzamanlı gerçekleşti. Her ne kadar yazılarında sert bir mizaca sahip gözükse de aile içinde müşfik, babacan, hoşgörülü, eşitlikçi, özgürlükçü, okumayı çok seven bir babaydı. Kalbi yüreği çok geniş bir insandı” ifadelerini kullandı. Babasının inandığı değerlerin peşinden gittiğini söyleyen Karakaya, “Babam hiçbir zaman savaşını bırakmadı. Fikrinin, inandığı değerlerin peşinden gitmeyi tercih etti.” dedi.

 

 

 

Hasan abimizi çok özlüyoruz

Akit Gazetesi Yayın Kurulu Üyesi Hasan Hüseyin Maden de “Hasan ağabeyi ölüm yıl dönümünde anıyoruz demek hatırasına saygısızlık olur. Biz onu her gün anıyoruz, her daim hatırlıyoruz. Davasını davamız biliyoruz. Onun kutsalları bizim de kutsalımızdır. Onun bıraktığı aynı çizgide yayın yapmaya devam ediyoruz. Sanki Hasan abi sağmış gibi hep onun hatırasıyla yaşıyoruz. Ne var ki kendisini çok özlüyoruz” dedi.

 

 

Yaşasaydı, 15 Temmuz'da şehit olurdu

Son nefesinde Hasan ağabeyin yanında olan Gazeteci Ersoy Dede de “...Evet! FETÖ ihanetini görmüştü Hasan ağabey. Ama 15 Temmuz işgal ve darbe girişimini görmedi. Eğer hayatta olsaydı öyle sanıyorum ki o gece köprüde şehit olurdu. Bir vakitler kalemini, duruşunu, tavrını tarzını beğendiğini söylediği gazetecilerin nasıl bir anda döndüğünü görmedi mesela. Öldüğünde arkasından iftira atanlarla yas tutanların bugün el ele verdiğini görseydi kahrından ölürdü muhterem.. Cennet mekan Hasan ağabeyim...” ifadelerini kullandı.

 

 

 

“Hasan olsa ne derdi?”

Hasan Karakaya’yı 8 yıl önce Cenab-ı Hakk’ın rahmetine uğurladıklarını ifade eden Medya Derneği Başkanı Ekrem Kızıltaş ise şunları söyledi: “Türkiye’nin kendi ayakları üzerinde durma mücadelesinin hep ön saflarında bulunmuş olan Hasan Karakaya’yı bu vefat yıldönümünde de rahmetle anıyorum. Fatih Altaylı ve Can Ataklı gibilerini gördükçe, ‘Hasan Karakaya sağ olsaydı, ne derdi?’ sorusu aklımdan gitmiyor. Rahmetli Karakaya, vaktiyle kendine has üslubuyla hadlerini hep bildirirdi çünkü…”

 

 

Yokluğun belli oluyor

Rahmetli Genel Yayın Yönetmenimiz Hasan Karakaya ağabey, son günlerde mütedeyyin kesime yönelik nefret söylemlerini artıran ve geçtiğimiz hafta sonu Ankara’da yapılan Gazze’ye destek mitingine katılan vatandaşlara küfreden Fatih Altaylı’ya hitaben anladığı dilden bir yazı kaleme almıştı. Hasan ağabey, 10 Ekim 1999’da kaleme aldığı yazısında başörtülülere “fahişe” hakaretini eden Altaylı’nın küfürlerini büyük bir öfkeyle karşılamış ve “Bugün yazmak gelmiyor içimden... Sövmek istiyorum” başlıklı bir yazı kaleme almıştı.

Karakaya’nın ne kadar haklı yazılar kaleme aldığını gösteren yazı şöyle:

“Bugün yazmak gelmiyor içimden... Sövmek istiyorum - Öncelikle; böyle bir yazıyı kaleme almış olmaktan dolayı hepinizden, özellikle de hanımlardan özür diliyorum.
Bugün; “seviye” beklemeyin benden... Çünkü “çukur”ların seviyesine inmek ve kulaklarına bağırmak istiyorum.
Ahlâk, edep, medeniyet, hoşgörü de beklemeyin.
Zira; kendimde değilim bugün.
Son derece öfkeli, kızgın ve kendimi kaybetmiş durumdayım.
Vücut kimyam bozuk.
Ağzıma geleni, kâğıda döküyorum.
Kusura bakmayın... Özür diliyorum hepinizden...
Bugüne kadar;
Bu köşeyi hanımlar da okuyor diye, mümkün olduğu kadar “argo” kullanmamaya, mümkün olduğu kadar “sövmemeye” özen gösterdim.
Ne var ki;
Okuma hakları ellerinden alınan “Başörtülü” öğrenciler için “fahişe” diyebilecek kadar adileşen, pespayeleşen bir “orospu çocuğu”na, hakettiği dilden cevap vereceğim.
Dikkat edin;
“Orospu’nun çocuğu” değil, “ .......” diyorum.
Çünkü; “ana”sının kabahati yok.
Bilseydi, büyüyünce böyle bir “Mahlûkat” olacağını hiç doğurur muydu onu?..
Evet;
O, kafası orospulaşmış bir fahîşe!..
(...)
O, mümkün değil ki, anasının rahminde büyümüş bir “Cenin” olamaz!..
Olsa olsa; ‘9 ay 10 gün çektiği kabızlık”tan sonra (....) ...............
Düşünüyorum da;
Bir “insan”dan, mümkün değil, böyle bir “yaratık” çıkamaz!..
Bir kadın, böyle bir “enik” doğuramaz!
Aklım, havsalam almıyor.
Hiçbir ana-baba, böylesine bir “...”, böylesine bir “mikrop” üretemez!.. Hele hele; 9 ay boyunca taşıyamaz bünyesinde!..
O halde, nereden çıktı bu mahlûk?..
“İnsan” desen, insana benzemiyor!..
“Hayvan” desen, tüm mahlûkata hakaret olur!..
Kendi dışkısını yiyen “Domuz” bile temiz kalır bu “necaset”in yanında!..
İyi de;
Kim bu alçak?..
Nereden çıktı bu şerefsiz?..
Öyle bir “necaset parçası” ki, hiçbir “ana”nın rahminden çıkması mümkün değil!..
................
Onun gözünde;
Okumak için üniversite kapısında bekleyen “başörtülü” öğrenciler birer “fahişe!..”
Hem de;
“Bellenmesi gereken bir fahişe!..”
Depremde çektikleri “acı”ların üzerine, bir de “okula girememe” baskısıyla karşılaşan bir “depremzede öğrenci”nin zulmü protesto için açtığı “7.4 yetmedi mi?” pankartına takmış kafayı.
Diyor ki;
“Size neyin yetip yetmediğini ben biliyorum da, size değmez!.. Onu yapmaya bile değmezsiniz!.. Sizi gidi alçak fahişeler sizi!..”
Ben de diyorum ki;
Hayır; böyle bir “şey”e “insanca” cevap vermek mümkün değil...
Ona neyin yetip-yetmeyeceğini ben de çok çok iyi biliyorum ama, değmez!..
Çünkü;
Yazdığı kalem bile “küçük” gelir ona!..
O ki;
Oturduğu “Cola Şişesi”nden bile zevk alan bir “...”dir!..
Dolayısıyla; “kalem”ler, “şişe”ler değil, “budaklı odun” lâzım, bu ....le!..
Ya da, çok iyi bildiği “çarpışan mızrak”lardan ikisi!..
Bu “necaset” var ya;
Program yaptığı “kanal-izasyon”dan aradım kendisini:
“O şimdi burada yok, denize doğru akıyor o bok!” dediler!..
Ağzından “kusmuk”, kaleminden “irin” dökülen bu .., asla “yazar” olamaz.
Büyük bir ihtimalle ya “boynuzlu” bir ..., ya da ...!..
Sırf “başörtülü” oldukları için okuma hakkı gaspedilen kız öğrenciler için “200 milyonu bastır soyunsunlar, 300 milyonu ver başka şey yapsınlar” diyebilecek kadar bayağılaştığına göre, merak ediyorum;
Böyle bir hayvana tahammül edebilmesi için, ....?..
Ya da;
(...)
Yoksa;
(...)
Öyle ya;
“Kimin kaça soyunacağı” konusunda bu kadar “uzman” olduğuna göre!..
Ne demiş eskiler;
“Kişi, başkalarını da kendisi gibi bilirmiş!..”
..............
Zaman zaman; bazı hanım okurlarımın “hassasiyet”lerine duyarlı davranır ve bu “pespaye tetikçi”lere daha ağır ifadeler kullanmamak için kendimi zor tutardım.
Hayır; bugün çıkaracağım ağzımdaki baklayı.
İster kızın, ister darılın, isterse telefonlara sarılın; ama n’olur, bu kafasındaki “irin”leri satarak para kazanan “..”na, bugün olsun anladığı dilden cevap vereyim.
Böyle “..”lere az bile yazıyorum.
Bunlar “balans ayarı”ndan hoşlanır...
Elleri kızarıncaya kadar alkış tutarlar bütün “dayatma”lara!..
Bunlara var ya;
Balans ayarı değil, aslında iyi bir “alyans ayarı” yapacaksın!..
Bol taşlı, büyük başlı “yüzük”leri ..., ... ayar yapacaksın!..
Hayır; bunlara karşı “anladığı dilden” konuşmak da çare değil.
Bundan böyle;
Anladıkları “stil”den konuşmalı bunlarla!..
Nasıl “bellenmek” istiyorlarsa,
Öyle bellemeli!..
Hem de “gazete” diye çıkardıkları “paçavra”ların üzerinde!..
Görsünler bakalım;
“Allah’ın emri” olan başörtüsünü taktığı için namus timsali olan o mağdur öğrencilere “fahişe” demek neymiş!.. Görsünler;
Budaklı odun, “cola şisesi”nin üzerine oturmaya benziyor muymuş!..
Görecek!..
Bir gün gelecek, cümle âlem görecek bu “...”ların rezilliğini!..
Bakalım “o gün” geldiğinde nereye kaçacaklar?..
Ama;
Dünyanın öteki ucuna da kaçsalar, en ücra köşeye de sinseler, girdikleri delikten çıkarıp, teşhir edeceğim bunları!..

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Ozan

Mekanı cennet olsun

Sonuç

 öldü
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23