Bugün Karadeniz yaylalarında 80 yaşındaki insanlara delikanlı deniyor. Burada temiz bir çevrede yaşamak, temiz hava solumak, temiz su içmek, iyi akrabalık ilişkileri içerisinde bulunmak şüphesiz önemli.
Bunun yanında beslenme alışkanlıkları büyükşehir kargaşasına kendini kaptıranlardan çok farklı. Bu beslenme şeklini onlara uzmanlar söylememiş, yüzyıllardır dedelerinden gördükleri şekilde geleneksel olarak bunu yapıyorlar. Orada aşırı yemek yemek tehlikeli sayılıyor. Yani sünnete uyuluyor. Genellikle az yerler ve yemekleri de küçük lokmalar halinde yavaşça tüketirler. Hatta misafirlerine de tıka basa yemesi için ısrar etmezler.
Yemekleri, hazırladıkları gün tüketmeye özen gösteriyorlar. Beklemiş yemeği sağlıksız kabul ederler. Modern bilim de şimdi aynı şeyi söylemekte. Ama insanlar buzdolablarını üç-beş günlük yemek tencereleri ile doldurmakta. Hanımlar bir defa yapayım da birkaç gün rahat edeyim düşüncesinde, evinin sağlığını tehlikeye atıyor farkında değil.. Karadeniz, Kafkasya için günlük besinin %74'ünü süt ürünleri ve sebzeler oluşturuyor. Yağı tedbirli kullanırlar, rafine şeker kullanmazlar. Uykudan önce canları tatlı isterse bir bardak ballı su içerler. Genç, yaşlı öğün aralarında acıktıkları zaman kefir içerler veya meyve yerler. Özellikle yaşlılar yatmadan önce bir şeyler yemeği sevmezler kefir içerler.
Meyvelerin büyük bölümünü olgunlaşma döneminde çiğ yerler, geri kalanını da saklarlar yada kuruturlar.
Nispeten az et yerler (haftada bir yada iki kez) ve eti de bazı yerlerde narsuyu ile pişirirler. Özellikle yaşlılar zararlı buldukları için et suyu tüketmezler.
Etten ve kümes hayvanlarından elde edilen yağları hiç kullanmazlar ve tereyağı kullanırlar. Herhalde olsa zeytinyağı da kullanırlardı.
Yaşlısı genci hem tadını sevdikleri hem de iyileştirici özelliği olduğuna inandıkları için bol miktarda sarımsak yerler. Yemek pişirmede ve tabak çanakta metal kullanmamaya özen gösterirler. Ayrıca yemek sırasında acıklı bir hikaye anlatmayı da doğru bulmazlar.
Zaro Ağa 164 yaşında vefat etti
Zaro Ağa, bazı kaynaklara göre 1777’de, bazı kaynaklara göre de 1774’de Bitlis, Mutki'de Meydan köyünde doğdu. 164 yaşında vefat etti. 18. yüzyılın sonlarına doğru İstanbul’a gitmiş ve Selimiye Kışlası, Ortaköy ve Tophane camiilerinin inşaatında çalışmıştır.
50’li yaşlarında uzun yıllar İstanbul hamal topluluğunun başında kalmıştır.
Daha sonra operatör Emin Bey‘in şehreminliği zamanında belediye serhademeliğine getirilmiş ve bu vaziyeti ölümüne kadar sürdürmüştür. Böylece son günlerini İstanbul’da geçirmiştir ve aynı şehirde ölmüştür.
Ölümüne yakın ise kapıcılık yaptığı söyleniyor.
Dünya basının odak noktası olmuş ve dünyanın en uzun yaşayan insanı olarak 1925’te İtalya’yı, 1930’da Yunanistan’dan sonraki Amerika ve İngiltere’ye gitti.
Bol Bol Yoğurt Yiyin
Zaro Ağa erken yediği akşam yemeklerinde sofrasında sadece yoğurt ya da sadece ekmekle ayran bulundururdu.
Tam 100 yıl bu alışkanlığını değiştirmedi. Sağlıklı yaşamak isteyenlere; “Bol bol yoğurt yeyin!” derdi. 164 yıllık hayatında eşlerinin ömrü vefa etmeyince tam 20 kere evlendi. Çocuklarının ve torunlarının sayısını o da bilmiyordu.