Darbe girişiminin 2. yılını değerlendiren Başbakan: “Eğer bugün terörle yoğun bir mücadele yürütüyorsak, bunda 17 Aralık paralel ihanet çetesinin çok büyük payı vardır. Şu anda devlet içinde odaklanma tehdidi büyük ölçüde bertaraf edildi.”
SERDAR ARSEVEN / SOFYA - Başbakan Ahmet Davutoğlu Sofya dönüş yolunda aralarında Ankara Temsilcimiz Serdar Arseven’in de bulunduğu gazetecilere önemli açıklamalarda bulundu. Davutoğlu, 17 Aralık darbe girişiminin yıldönümünde paralel yapı ile mücadeleye ilişkin çarpıcı mesajlar verdi. Davutoğlu, 17 Aralık’ın 2. yıldönümünde şu mesajları verdi: “Yakın dönemde görülmüş en kapsamlı ihanet çalışmalarından biridir. Eğer bugün bu derece yoğun terörle mücadele yürütüyorsak, bunun arkasında 17 Aralık’la yapılmak istenen yani AK Parti zaafa uğratmak için ülkeyi ve devleti zaafa uğratmayı amaçlayan bir çetenin kurduğu ilişkiler ağının çok büyük payı vardır. Aynı çete 30 Mart seçimlerinde, 7 Haziran seçimlerinde, 1 Kasım seçimlerinde bölgede HDP’yi destekledi. Bu çete, Türkiye’de tam da demokratikleşmenin hızlandığı bir dönemde olağanüstü durum varmış görüntüsüyle uluslar arası bir algı oluşturan bir çete.”
VESAYETİN FARKLI BİR FORMU
Davutoğlu şöyle devam etti: “17 Aralık Türkiye’de vesayetin renginin, tipinin değişebileceğini gösteren bir olay. Vesayetin 27 Mayıs’ta olduğu gibi genç subaylar üzerinden ya da 12 Eylül’de olduğu gibi 5 general üzerinden veya post modern darbe denilerek 28 Şubat’ta veya 27 Nisan’da olduğu gibi değil de farklı formlar da gelebileceğini gösteren bir olayın yıldönümü. 2 yılda devlet de AK Parti de bu konuda çok büyük direnç gösterdi. Sayın Cumhurbaşkanımızın o zaman başbakan olarak dirayetle bunun üzerine gitmesinin Türkiye’de demokrasiyi koruduğu kanaatindeyim. Aksi takdirde devlette örgütlenen bir çetenin her birimizin özel hayatı da dahil olmak üzere, bunlar üzerinden hesap vermeyen bir güç kullandığı bir konjonktüre girebilirdik. Şu anda devlet içinde odaklanma tehdidinin büyük ölçüde bertaraf edildiği kanaatindeyim.
Yargıda yoğunlaşmış durumdalar
Yargıya, birçok yere sirayet etmiş olabilirler. Ama önemli olan bunların tek tek mevcudiyeti değil, toplu hareket edebilme kabiliyetleri. Bu önemli ölçüde kırılmıştır. Ama bir yerden tekrar çıkmaz anlamına gelmiyor. Onun için bütün toplum kesimlerinin, siyasi partilerin, sivil toplumun benzer vesayet çabasının bir daha ortaya çıkmaması için birlikte çalışmaya ihtiyaç var.”
BARBAR, ZALİM PKK
Davutoğlu cami ve okulları yakan PKK’lı caniler hakkında da şunları söyledi: “Ulu Camii, Mescid-i Aksa, Mekke, Medine’den sonra en önemli, bir de Şam tabii. Dolayısıyla insanın yüreği yanıyor. Ama tabii buraları onların insafına ve merhametine de terk edemezsiniz, barbarlar, zalimler yani hem tarihi dokuya hem insani dokuya büyük zarar verdiler. Ben Doğu ve Güneydoğu’daki halkımıza müteşekkirim. Tahriklere gelmediler.” Başbakan Davutoğlu, öğretmenlerin bölgeden ayrılmasıyla ilgili olarak ise şunları ifade etti: “Varto’da, Silvan’da, Cizre’de, Silopi’de bazı okul binalarını bunlar silah deposu gibi kullanıyorlar. İddialı bir şey olarak söylüyorum; alır onları ülkenin en iyi okullarında yatılı eğitim ile kayıpları telafi ederiz. İstanbul’un, Ankara’nın, İzmir’in en iyi okullarında yazın veya sömestr tatilinde eğitimlerini yaptırırız. Gerekirse hepsine özel eğitim aldırırız.”
BU İŞİ BİTİRECEĞİZ
Başbakan Davutoğlu, terörle mücadele konusunda kararlı olduklarını vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı: “23 Temmuz’da başlayan harekatta üç gün içinde 452 hedef vuruldu ve çok ciddi zayiat verdiler. Baktılar ki, bütünüyle bir mücadele yürütmenin imkansızlığı söz konusu... 12 kritik ilçeyi hedef aldılar. Sur, Lice, Silvan, Varto, Kulp var, Cizre devam ediyor, Doğubeyazıt, Yüksekova var. Bunların hepsi vardı. Bunların çoğunda kontrol sağlandı. Cizre, bütün Silopi ve Nusaybin ama özellikle Cizre ve Silopi’de mutlak olarak bunlardan temizleninceye kadar mücadele sürecek. Gerekiyorsa orada yeni güvenlik birimleri konuşlanacak. Ama kesinlikle yeniden hendek ve barikat kazmalarına izin verilmeyecek. Ama netice alıncaya kadar da bu devam ettirilecek.”
Hitler parlamenter sistemin ürünü
Başbakan Ahmet Davutoğlu’na Başkanlık sistemi ve yeni anayasayı sorduk, işte aldığımız cevap: “Anayasa meselesi önemli bir meseledir. Hangi sistem olursa olsun, insan onuru, eşit vatandaşlık, kimsenin dışlanmadığı bir hukuk sistemi gibi temel esaslardan hareket edildiğinde başkanlık sistemi de parlamenter sistem de demokratik olabilir. Bunlar feda edildiğinde, başkanlık sistemi de parlamenter sistem de otoriterleşmeye, diktatörleşmeye yol açar. Başkanlık sistemi olup diktatörleşenler de var. Parlamenter sistem Hitler’i çıkaran sistemdir. Türkiye’de evrilerek gelen sistemin, parlamenter sistemin bozulmuş olmasından kaynaklanan bir durumla ilgilidir. Eğer niyet yeni ve sivil bir anayasa yazmaksa, ortada konuşacağımız bir zemin var. Ama niyet şu veya bu şekilde muhalefetin cumhurbaşkanlığı makamını tartışma konusu yapması ise o zaman neyi konuşursak konuşalım netice alamayız. Konuyu kişiselleştirmenin, önyargılarla yaklaşmanın kimseye faydası yok.”
Yönetimde idealim Başkanlık sistemi
Başbakan Davutoğlu, gündemdeki çift başlılık ve başkanlık sistemi tartışmaları hakkında da şu ifadeleri kullandı: “Benim için ideal olan özgürlükçü, katılımcı demokrasiyi esas alan, insan hak ve özgürlüklerine dayanan, güçler ayrılığı prensibini esas alan ve başkanlık sisteminin yönetim biçimi olarak ele alındığı bir anayasa.”
“Çift başlılık yeni bir konu değil” diyen Davutoğlu şunları ifade etti: “Daha önce Evren cumhurbaşkanı iken Evren ile Özal arasında sıkıntı vardı. Özal, Mehmet Keçeciler’i bakan yapamamıştı. Demirel ile Özal’ın yaşadığı süreç de var. Özal’ın ömrünü tüketen bir süreçtir o. Demirel’in de zorlandığı bir süreçtir. 28 Şubat döneminde Demirel, kendisi cumhurbaşkanı idi ve bu sefer kendisi Erbakan’a aynı otoriteyi uyguladı. Neredeyse hükümet yoktu. MGK üzerinden idare edilen bir Türkiye tablosu, Demirel’in döneminde yaşandı. Ahmet Necdet Sezer, kendisini cumhurbaşkanı yapan Ecevit’le nasıl bir kriz yaşadı. Anayasa kitapçığı üzerinden. Sezer’in ilk dönemde sayın başbakanımızın nasıl engel olduğu, fren yaptığı bir sürü kurumun vekaletle yönetildiğini hepiniz hatırlarsınız. Bu çift başlılık hikayesi sanki daha önce yokmuş da bugün çıkmış gibi bir yaklaşım yanlış.”
Çift başlılık Özal’ı tüketti
“Çift başlılık yeni bir konu değil” diyen Davutoğlu şunları ifade etti: “Daha önce Evren cumhurbaşkanı iken Evren ile Özal arasında sıkıntı vardı. Özal, Mehmet Keçeciler’i bakan yapamamıştı. Demirel ile Özal’ın yaşadığı süreç de var. Özal’ın ömrünü tüketen bir süreçtir o. Demirel’in de zorlandığı bir süreçtir. 28 Şubat döneminde Demirel, kendisi cumhurbaşkanı idi ve bu sefer kendisi Erbakan’a aynı otoriteyi uyguladı. Neredeyse hükümet yoktu. MGK üzerinden idare edilen bir Türkiye tablosu, Demirel’in döneminde yaşandı. Ahmet Necdet Sezer, kendisini cumhurbaşkanı yapan Ecevit’le nasıl bir kriz yaşadı. Anayasa kitapçığı üzerinden. Sezer’in ilk dönemde sayın başbakanımızın nasıl engel olduğu, fren yaptığı bir sürü kurumun vekaletle yönetildiğini hepiniz hatırlarsınız. Bu çift başlılık hikayesi sanki daha önce yokmuş da bugün çıkmış gibi bir yaklaşım yanlış.”
Kaynak: Yeni Akit Gazetesi
