• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Morrison

Yeniakit Publisher
2015-06-18 08:05:00 - 2015-06-17 23:52:09
Morrison

Tarihe “Dün dündür, bugün bugündür” ve “6 kez gittim, 7 kez geldim” sözleriyle geçen Süleyman Demirel, İslami argümanları miting alanlarında ve siyaset sahnesinde kullanmasına rağmen, ikiyüzlülüğünü ise ölünceye kadar sürdürdü. Elinde fötr şapkasıyla “Morrison Süleyman” olarak da anılan Demirel, siyasi hayatında birçok defa darbeciler tarafından mağdur edildiğini savunmasına rağmen, 28 Şubat döneminde post-modern darbecilerle kol kolaydı. 28 Şubat süreciyle, “Milletin adamı” olmaktan “Devletin adamı” olmaya terfi eden Demirel, “Başörtülüler Suudi Arabistan’a gitsin” sözleriyle de arkasında insan hakları enkazı bıraktı.

Kasım 1924 tarihinde Isparta’nın Atabey ilçesine bağlı İslamköy’de doğdu. İlköğrenimini doğduğu köyde, ortaokul ve liseyi Isparta ve Afyon’da bitirdi. Şubat 1949’da İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı yıl Elektrik İşleri Etüt İdaresi’nde göreve başladı. Önce 1949-1950, daha sonra 1954-1955 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri’nde barajlar, sulama ve elektrifikasyon konularında ihtisas yaptı. Burada, ABD derin devletinin dikkatini çekti. 1954 yılında Barajlar Dairesi Başkanı, 1955 yılında da Devlet Su İşleri Genel Müdürü oldu. 1962-1964 yılları arasında serbest müşavir-mühendis olarak çalıştı. Aynı yıllarda Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde su mühendisliği konusunda dersler verdi.

Recep Tayyip Erdoğan’dan sonra en uzun görev yapmış Başbakan olan Süleyman Demirel, 31 yaşında genel müdür, 40 yaşında parti genel başkanı, 41 yaşında Başbakan olmasıyla dikkat çekti. Türkiye’nin çok partili sisteme geçtiği 1946’dan sonraki dönemde kurduğu 7 hükümetle en çok hükümet kuran siyasetçi oldu. Kendisinin de sık sık söylediği gibi, siyasi kariyeri boyunca 6 kere gidip 7 kere dönmüştür.

DEMİREL’İN SİYASİ KARİYERİ

Süleyman Demirel, 1962’de siyasi yaşama atılarak Adalet Partisi’ne (AP) girdi. Aynı yıl yapılan I. Kongre’de genel idare kuruluna seçildi. AP’lilerin af kampanyası sonucunda eski cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın 22 Mart 1963’te şartlı olarak serbest bırakılmasının ardından Ankara’da meydana gelen olaylar sırasında AP genel merkezinin saldırıya uğraması üzerine aktif siyasetten çekildi. Demirel’in bu tavrı yıllar sonra parti içindeki muhalifleri tarafından, “şapkasını alıp kaçtı” diye aleyhinde propagandaya dönüştürüldü. Demirel, darbe ve muhtıralara hiç itiraz etmeden git dediklerinde giderek, gel dediklerinde gelerek bu iddiaları zamanla doğrulamış oldu.

1964’TEKİ İLK GÖREVİ

Haziran 1964’te AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala’nın ölümü üzerine baş gösteren parti içi bunalım sırasında yeniden siyasete döndü. 28 Kasım 1964 tarihinde yapılan Adalet Partisi genel kongresinde Sadettin Bilgiç, Tekin Arıburun ve Ali Fuat Başgil’in de yarıştığı seçimde 1679 oydan 1072’sini alarak genel başkan seçildi. İsmet İnönü hükümetinin düşürülmesinden sonra Şubat 1965’te Suat Hayri Ürgüplü başkanlığında AP, Yeni Türkiye Partisi (YTP), Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) ve Millet Partisi (MP) katılımıyla kurulmasını sağladığı 29. Türkiye Cumhuriyeti koalisyon Hükümeti’nde TBMM dışından başbakan yardımcısı ve devlet bakanı olarak görev aldı. Aynı yıl babası Yahya Demirel, memleketi Isparta’nın İslamköy beldesinde belediye başkanı seçildi.

% 52.8’LE TEK BAŞINA İKTİDAR

1965 genel seçimlerinde, Yeni Türkiye Partisi’nin silinmesiyle Demokrat Parti (DP) çizgisinin tek mirasçısı durumuna gelen Adalet Partisi aldığı yüzde 52,8 oy ile tek başına iktidar oldu. Demirel de bu seçimlerde Isparta milletvekili olarak ilk kez TBMM’ye girdi. 27 Ekim 1965’te, 27 Mayıs sonrasının ilk koalisyonsuz hükümeti olan 30. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini kurdu ve Türkiye’nin 12. başbakanı oldu.

DEMİREL’İN KARŞILAŞTIĞI İLK KRİZ

Süleyman Demirel’in karşılaştığı ilk kriz, 27 Mayıs 1960’ta devlet başkanlığını, 1961 Anayasası’nın kabul edilmesinden sonra da cumhurbaşkanlığını üstlenen Cemal Gürsel’in, sağlık durumunun görevini sürdürmesine engel olduğu yolundaki rapor üzerine cumhurbaşkanlığının sona ermesiydi. Emir-komuta zinciri dışında yapılan ve üzerinden henüz altı yıl geçmiş olan 27 Mayıs Darbesinin Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içindeki etkilerinin sürdüğü bir ortamda TSK içindeki güç dengelerini çok iyi bilen ve bu nedenle çok önemli bir konumda olan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cevdet Sunay, Demirel tarafından ordunun AP’ye karşı olan tavrının yumuşatılması için Cumhurbaşkanlığına aday gösterildi. 15 Mart 1966 tarihinde kendi isteği ile emekli olan ve kısa süre sonra kontenjan senatörü yapılan Sunay, 28 Mart 1966’da Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye’nin 5. Cumhurbaşkanı seçildi. 1965 ile 1971 arasındaki Süleyman Demirel’in başbakan olduğu dönemde Boğaziçi Köprüsü, Ereğli Demir Çelik İşletmeleri ve Keban Barajı gibi büyük yatırımlara imza atıldı. Bu dönemde Türkiye’de enflasyon yüzde 5, kalkınma hızı yüzde 7 idi. Bu kalkınma hızı Japonya’dan sonra petrol ülkeleri dışında, dünyanın ikinci yüksek kalkınma hızıydı.

2013’TE EŞİNİ KAYBETTİ

Eşi Nazmiye Demirel, Alzheimer hastalığı nedeniyle 27 Mayıs 2013’te hayatını kaybetti. Demirel’in memurluktan cumhurbaşkanlığının sona erdiği döneme kadar geçen sürede kullandığı eşyaların sergilendiği Süleyman Demirel Demokrasi ve Kalkınma Müzesi Isparta’da 26 Ekim 2014 tarihinde açıldı.

UNUTULMAYAN İLGİNÇ SÖZLERİ

Süleyman Demirel, siyasete atıldığı ilk günlerden itibaren Cumhurbaşkanlığı görevini tamamladığı güne kadarki aktif siyasi hayatında, söylediği ilginç sözlerle hatırlandı. 12 Eylül öncesi protesto yürüyüşleriyle ilgili olarak söylediği, “Yollar yürümekle aşınmaz”, Benzin kıtlığı eleştirileri karşısında söylediği, “Benzin vardı da biz mi içtik?” şeklindeki sözü, en çok hatırlananlardandır. Bunların yanı sıra, öğretmen yardım sandığı arsa yolsuzluğuyla ilgili eleştirilere, “Verdimse ben verdim!” şeklindeki tepkisi de hafızalardaki yerini korumaktadır. Demirel’in, 28 Şubat sürecinde başörtüsüyle yüksek okullara alınmayan öğrenciler için söylediği, “Gitsinler, Arabistan’da okusunlar” ve FP İstanbul Milletvekili Merve Safa Kavakçı’nın başörtülü olarak Meclis Genel Kurulu’na gelmesini “dine aykırı, ajanlık, provokatörlük, bölücülük, rejime başkaldırı” olarak nitelendirmesi özellikle inançlı kesim tarafından büyük tepki görmüştü.

28 SUBAT’TA DARBECiLERLE KOL KOLA

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 28 Şubat Süreci olarak bilinen postmodern darbe girişimine tam destek verdi. Başbakan Necmettin Erbakan, 28 Şubat MGK toplantısı sonrasında artan gerginlik sebebiyle görevinden istifa ederek, koalisyon ortağı Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Tansu Çiller’in başbakanlığı devralmasını istedi. Ancak Demirel Refah Partisi’nden sonra en çok milletvekili bulunan DYP’nin lideri Çiller’in yerine Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ı hükümeti kurmakla görevlendirdi. Demirel bu tasarrufuyla 28 Şubat cuntasıyla birlikte hareket ettiğini bir kez daha ispatlamış oldu.

28 ŞUBAT’TAKİ ROLÜ RAPORA YANSIDI

Meclis Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu bünyesinde kurulan 28 Şubat alt komisyonunun raporunda, 28 Şubat sürecinde eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in üstlendiği rol deşifre edildi. Raporla, Türkiye’nin demokratikleşme sürecine darbe vuran 28 Şubat sürecinde Refah-Yol Hükümeti’ne karşı akıl almaz uygulamalarla hükümetin düşürülmek istendiği bir kez daha gözler önüne serildi. Bu dönemde darbecilerin yanında önemli roller üstlenen Süleyman Demirel’in Refah Partisi’ne açılan davaya nasıl sevindiği, 28 Şubat postmodern darbesinin yapılacağını önceden nasıl bildiğini ve dönemin ortaya atılan senaryolarında kimin nasıl başrolde oynadığını gösteren 3 önemli olaya raporda yer verildi.

DEMİREL’DEN VURAL SAVAŞ’A KUTLAMA

21 Mayıs 1997 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, Refah Partisi’nin temelli kapatılması talebi ile Anayasa Mahkemesi’nde dava açtı. Dava sonucunda TBMM’de en çok milletvekiline sahip olan Refah Partisi, Anayasa Mahkemesi tarafından 16 Ocak 1998 tarihinde, laikliğe aykırı tutum ve davranışı sebebiyle kapatıldı. Kapatma davasına delil olarak, gazetelerden kestiği uydurma haberlerin fotokopilerini gösteren Başsavcı Vural Savaş “Anılarım” adıyla yayınladığı kitabında, Refah Partisi’nin kapatılmasından 3 gün sonra Cumhurbaşkanı Demirel tarafından Köşk’e davet edildiğinde geçen olayları şu şekilde anlattı: “Sıcak bir karşılama… Refah Partisi kapatılmasaydı, askeri müdahale olabilirdi. Seni kutluyorum. Davayı sen açtın. Bu sonuçta yüzde 50’den fazla hakkın var.”

DARBE ‘GELİYORUM’ DEDİ AMA...

Refah-Yol Hükümeti’nin Adalet Bakanı Şevket Kazan, dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener’e gelen bir raporda darbe imalarının olduğunu, Necmettin Erbakan’ın bunu Demirel’e bildirdiğinde Demirel’in sanki bunlardan haberi yokmuş gibi hareket ettiğini şu sözlerle açıkladı: “İçişleri Bakanı Meral Akşener’in eline 5 Mayıs 1997’de bir rapor geçiyor. Bana telefon etti. ‘Elimizde bir belge var.’ dedi. Hakimevinde buluştuk, beraber okuduk. Bir nüshasını Tansu Çiller’e, bir nüshasını Erbakan Hoca’ya iletmeyi uygun bulduk. Erbakan Hoca’ya belgeyi sunarken, ‘Darbe harekâtına doğru gidişi gösteriyor bu’ dedim. Erbakan Hoca, belgeyi Demirel’e gönderdi. Tamamen illegal bir çalışmaydı bu. Öğrendiğinde şaşırmış gibi yapmış, tahkik edeceğine söz vermiş. Ama ne Genelkurmay Başkanı’na sordu ne de müdahale etti.”

SENARYOYU A’DAN Z’YE YÖNETTİ

28 Şubat alt komisyonunun taslak raporunda, 28 Şubat sürecinde dönemin Kültür Bakanı olan İsmail Kahraman’ın verdiği ifadeden yola çıkılarak Süleyman Demirel hakkında şu ifadelere yer verildi: “28 Şubat sürecinde oluşturulan senaryo gereği hükümet hakkında yıpratıcı, yanıltıcı ve yönlendirici faaliyetlerde bulunması amacıyla nereden ve nasıl ayarlandığı daha sonra kamuoyunca da açığa çıkan Ali Kalkancı ve arkadaşlarının dini, ahlaki ve toplumsal kötü davranışlarını hükümet politikalarının bir sonucu ve hükümet çevrelerinin bir davranışı gibi gösterilerek halk nezdinde haksız yere dezenformasyon ve manüpilasyon faaliyetleri icra ve organize edilmiştir.  ‘Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık’ denildi. Neler olduğunu anlayamadık. Basın buna destek oldu, dışarıdan da destek verildi ve hükümet yıkıldı. 28 Şubat netice almış bir darbedir. Senaryolar değişik ama rejisörü Süleyman Demirel’di. Sahneye koydu ve A’dan Z’ye yönetti. Öyle bir kamuoyu oluşturuldu ki, insanlar olmazlara inandırıldı’ şeklinde verdiği beyanatta tutulmuş ve ayarlanmış şahıslarla senaryo oluşturulduğunu ve bu yöntemin o süreçte yoğun olarak kullanıldığını onaylamıştır.”

GÖREV SÜRESİNİN UZAMASINI AKİT ENGELLEDİ 

Görev süresinin bitimine doğru cumhurbaşkanlığı süresinin beş yıl daha uzatılmasını öngören Anayasa değişikliği teklifi, gazetemiz Akit’in yayınladığı bir belge ile engellendi. Akit’in yayınladığı belgede, Demirel’in, batık bankacı yeğeni için, Azerbaycan yövnetimine referans mektubu yazdığı ortaya çıktı. Değişiklik teklifi  5 Nisan 2000 tarihinde TBMM’de reddedildi. TBMM’de 351 sandalyesi bulunan koalisyon ortakları DSP, MHP ve Anavatan Partisi liderlerinin mutabakat açıklamalarına karşın, bir kişinin beşer yıllığına iki defa cumhurbaşkanı olabilmesini öngören anayasa değişiklik teklifine verilen oyların 303’te kalmasıyla Demirel köşke veda etmek zorunda kaldı. 16 Mayıs 2000 tarihinde, görevini Ahmet Necdet Sezer’e devretti.

ÖZAL'IN ÖLÜMÜ VE CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİM SÜRECİ

17 Nisan 1993 tarihinde 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal kalp ve koroner yetmezliğine bağlı tansiyon düşmesi sonucu hayatını kaybetti. Süleyman Demirel 4 Mayıs tarihinde, Turgut Özal’ın ölümüyle boşalan Cumhurbaşkanlığına adaylığını ilan etti. Demirel, 8 Mayıs günü TBMM’de yapılan seçimin üçüncü turunda DYP, SHP ve MHP’nin desteğiyle, ancak 244 oyla Türkiye’nin 9.Cumhurbaşkanı seçildi.

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23