Kılıçdaroğlu niçin yataktan çıkamıyor?
Dinimizce mahrem sayıldığı için “bizim mahallede” yatak muhabbetine pek girilmez.
Bu mahallenin bir ferdi olarak bizim görüşümüz dahi bu meyandadır.
Fakat bu hiç konuşulmaz anlamına da gelmez.
“Kötü komşu adamı mal sahibi yapar” misali, bizim tarafta karşı mahallenin beklenmedik yatak sortilerine doğal olarak bigâne kalamaz.
Bu defa da öyle oldu.
Daha önce “efkârı umumi” de siyasi atalarımız, Kılıçdaroğlu’nun hali pür melalini “kasetle gelen kasetle gider” diye tasvir etmişti.
Bunu yeterli görmemiş olacak ki Kemal Beyimiz bu defa, tamamı ile aynı minvalde fakat daha cezbedici bir “yatak şov” ile sahne aldı.
Bizim mahalle ateş püskürse de, karşı mahalle bu versiyonu çok tuttu.
Ve “yatan yatana” bir yarış başladı.
Öyle ki, her yer yatakla oldu.
Milletvekillerinden kalemşörlere, sanatseverlerden (!) acar aktristlere kadar aralarında kimler yok ki.
Kemal Beyimiz de “reklam reklamdır, kötüsü de işimize yarar” diyerek ateşe benzin dökmeye devam ediyor.
Sadece “özür dilerim, maksadımı aştım” deyip konuyu kapatmak yerine, “kadına hakaret amacı gütmedim” türünden mersiyeler dizmeyi tercih etmesi, bu işi reklam için sürdürdüğünün açık bir göstergesidir.
Evet, ben de itiraf edeyim ki, muhalefet atanın, sayın bakana “o türden” bir hakaret kastı gütmediğini düşünüyorum.
O’nun gayeyi aslisi Ensar vakası(!)’nın ucunu, bakan hanımın üzerinden Cumhurbaşkanına uzatmaktı.
O nedenle eleştiri perdesini en yüksek level’den açtı.
Ancak, yükseklik boyunu aşınca, yine altında kaldı.
Ve başlattığı yatak muhabbeti döndü dolaştı sonunda “ genel başkan olduğu günleri” buldu.
Mesela “Baykal nasıl gitti, Kılıçdaroğlu nasıl geldi” yollu soruların ve “İnternet ortamına düşen bir kaset, CHP’nin tepesine adeta bomba gibi düşüyor. Baykal, şok kasette, Ankara Milletvekili Baytok’la birlikte görülüyor. Ardından Gandhi Kemal genel başkanlık koltuğuna oturuyordu (T24’ten özet)” gibi cümlelerin eşliğinde birileri tekrar o günleri kurcalamaya başladı.
Yani, bildiğiniz gibi değerli dostlar, Gandi beyimizin CHP’nin başına giden yolu, detaylarını bilmek istemediğimiz bir “yatak muhabbetinden” geçiyordu.
İnsan sormadan edemiyor, acaba durup dururken Kemal Bey yine niye bu yatak muhabbetine daldı?
Yoksa CHP’nin başından daha yüksek bir makamı mı gözüne kestirdi?
Eğer böyle ise “aç tavuk kendini darı ambarında görüyor” demekte durumu kurtarmaya yetmez.
Çocukluğumuzda okuduğumuz La Fonte’nin “Öküz ile kurbağa” masalı da aciz kalır.
Bilirsiniz; “Kurbağa çayırda bir öküz görmüş, boyuna posuna bayılmış. Ben de onun kadar olurum deyip, kabardıkça kabarmış, şişmiş. Eşine sormuş:
-Şimdi öküz kadar oldum mu?
Dişi kurbağa şöyle bir sağdan bir soldan bakmış:
-(Alaycı bir tavırla) Neredeee? demiş.
Kurbağa biraz daha bir hırslanmış. Şiştikçe şişmiş. Derken çat diye çatlamış”.
Dikkat et Kemal Bey, “Ben de Erdoğan kadar olacağım” diyerek girdiğin haller başına iş açmaya!
Hem bak, “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmakta” var.
Son günlerde ayar tutturamıyor, daldan dala konuyorsun.
Çarşaflara dolandın bir türlü çıkamıyorsun.
Temenni etmeyiz ama, piyasada “yatakla çıkan yatakla iner” gibi bir algı oluşturmaya başladın.
Bu arada bir asırlık Kemalist CHP’yi de çaktırmadan Alevilere teslim ettin.
Dosyan hayli kabardı (!).
İyisi mi! Sen gel beni dinle ve bir an önce şu “yataktan çık”!