Avrupa'nın son dönemdeki durumunu ele alan Prof. Dr. Tevfik Erdem, Çin kaynaklı Covid-19 virüsü ve sonrasında Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesinin kıtayı olumsuz etkilediğini belirterek Avrupa ülkelerinin sorunları çözmekte sınıfta kaldığını belirtti.
Ankara Hacı Bayram Veli (Gazi) Üniversitesi, İİBF, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapan Prof. Dr. Tevfik Erdem, Avrupa'nın içinde bulunduğu acınası durumu gözler önüne serdi.
Erdem'in makalesi:
Avrupa'ya biraz yükleneceğiz ama hakkını da teslim etmemiz lazım. Avrupa’da ciddi ve güçlü bir sivil toplumun olduğunu ve bu sivil toplumun hükümetleri eleştirme konusunda inisiyatifi ciddi bir biçimde elinde tuttuğunu gördük. ABD’nin Avrupa'daki çeşitli ülkelere kadar kamuoyunun, üniversitelerin ve sivil toplum kuruluşlarının mevcut hükümetlerin politikalarını etkilediğini gördük. Eskiden Filistin bayrağı görmek mümkün değildi. Şimdi her yerde bu bayrağı görüyoruz.
Avrupa'daki temel problem iki şekilde görüyorum;
-Avrupa'nın kendi içinden kaynaklanan problemler.
-Avrupa'nın dışından kaynaklanan problemler.
Dışından kaynaklanan problemlerin arkasında ise iki büyük aktör var. Aktörlerden birisi ABD diğeri de Çin’dir. Bu iki aktör Avrupa'nın geleceğini belirleyen çok önemli bir güçtür. Ukrayna işgali sonrası NATO'nun tekrar ön plana çıkması ve ABD’nin burada baş aktör olarak Avrupa'yı ve Ukrayna'yı domine etmesi, Avrupa için büyük bir krizi karşımıza çıkardı. Enerji krizi en fazla Almanya'yı etkiledi. Enerji krizi, Avrupa Birliği ülkelerini Amerika’ya daha fazla askeri ve ekonomik açıdan bağımlı hale getirdi.
Çin şu anda çok önemli bir aktör olarak görülmüyor. Ama gelecekte Avrupa Birliği ülkelerinin ekonomilerini ve ekonomilerinin yönelişini etkileyecek bir politikayı takip ediyor. Avrupa ülkelerinde benzinli arabalar yerine daha çok elektrikli arabalar ön plana çıkartılıyor. Çin, şu anda elektrikli arabaların bataryaları konusunda dünyanın birçok bölümünde tamamen üretim bölgelerini satın almış ya da fabrikaları satın alan bir politikayı takip ediyor. Dolayısıyla enerjide de önümüzdeki dönemde Avrupa Birliği ülkeleri yüksek olasılıkla Çin'e giderek bağımlı hale gelecekler. Başka faktörler de vardır.
-Çin kaynaklı Covid-19 virüsü.
Avrupa ekonomisini büyük bir sıkıntıya soktu. Devletler sosyal yardımlar yaptı. Ama halkın oyunu alma konusunda sorun yaşadılar. Halka yardım yaptığınız zaman bu kez de burjuva
dediğimiz girişimci sermaye sınıfla bir sorun yaşıyorsunuz.
-Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesi.
Bu işgal ile birlikte Avrupa'nın birçok ülkesinde çiftçi eylemleri başladı. Bunların arkasında yatan temel sebep Kiev’den gelen ucuz tahıl ve Amerika ülkelerinden gelen sığır eti ithalidir.
Bunların her birisi Avrupalı çiftçiler için çok büyük bir problemdir. Bundan sonra çevre politikaları konusunda çok daha titiz davranan bir Avrupa Birliği politikasının hayata
geçeceğini düşünüyorum. Çünkü maliyet artacak ve Avrupa başka krizlerle de karşı karşıya kalacak. Göç probleminden bahsetmek istiyorum. Göç problemi aslında sadece Avrupa’nın bir problemi değil. ABD bu problemi yeşil kartla ya da başka şekillerde çözüyor. Çözemediği zaman da Texas'ta karşımıza çıkan sorunlar oluyor. ABD’de bu durum büyük bir problem olarak görülmüyor. ABD ekonomisi göç problemini absorbe edebiliyor. Ama Avrupa için ciddi bir problemdir.
Avrupa’nın 500.000 civarında göçmene ihtiyacı vardır ama kaçak göçmen sayısı çok daha fazladır. Avrupa’nın göçmene olan ihtiyacı ekonomik bir problem olarak karşımıza çıkacaktır. Bunun sebebi ise eşit olmayan bir iş gücüyle karşı karşıya kalınmasıdır. Avrupa'daki sağ politikacıların ırkçılık ve yabancı düşmanlığı politikalarını giderek daha fazla ön plana çıkartması bir diğer problem arasında yer alıyor. Avrupa'ya göçmenlerin gelmesi demek, çeşitli sorunlarla baş başa kalmak demektir. İnsanlar her ne kadar ırkçı olmasa da beyaz ırkın bozulabileceğini düşünüyorlar. Komşuluk ilişkilerinin bozulmaya başlaması sosyal bir problem olarak karşımıza çıkıyor. Batıya gelen göçmenler, sadece ırk olarak değil dini yönden de tehdit olarak görülüyor. Müslümanları, kendi dinlerini yozlaştıran bir tehdit unsuru olarak gördükleri için artan üreme sayısı ile daha büyük bir sorun olarak gündeme gelmektedir. Müslümanlar kadınlar giderek daha fazla çocuk doğuruyorlar ve bulundukları bölgede de demokratif yapıyı değiştirebilecek bir aktör topluluğu olarak karşımıza çıkabilir. Avrupa'da sağ politikanın ya da ırkçılık politikasının yükselmesinin arkasında da göçmen faktörünü görmek mümkündür. Fransa'da meydana gelen isyanlar ve Almanya'da oluşan sağduyulu güçlü bir sivil toplum ırkçılığa karşı ön planda yer alıyor. Fakat bunun yanı sıra hala devam eden ırkçılığın giderek yükselmesi göz ardı edilebilecek bir şey değildir. Avrupa, aydınlanma düşüncesiyle birlikte başlayan evrenselcilik ve hümanizm gibi temel kavramlara ne ölçüde sahip çıkacak?
Bu teorik olarak mı bağlılığını sürdürecek yoksa pratikte karşılığını görecek miyiz? Açıkçası bunu görmek mümkün değil. Geçenlerde Alman felsefeci, sosyolog ve siyaset bilimci Jürgen Habermas, İsrail'in soykırımcı politikasını destekleyen ve bunu meşrulaştıran bir söylemle karşımıza çıkmıştı. Bildiri yazdığı diğer akademisyenlerle birlikte, Avrupa'daki düşünce özgürlüğünün İslamiyet söz konusu olduğu zaman belli bir noktada durmuş olduğunu görüyoruz.
Avrupa'da düşünce özgürlüğü vardır ama bu LGBT’ye ve Antisemitizme kadardır. Fransa'da birçok akademisyen bir araya gelerek antisemitizm söylemlerinin, Avrupa ülkelerinde Yahudilik karşıtlığını artıracak yeni bir politikayı ortaya çıkarabileceğini ve artık bunun durdurulması gerektiğini söyledi. Avrupa'nın geleceğine dair olumlu bir öngörü yapmak mümkün mü?
Avrupa'nın müstakil ergen bir kıta olarak ön plana çıkması çok mümkün değil. Almanya ya da Fransa öncülüğünde Avrupa'nın müstakil bir politika takip edebilecek konusunda iyimser
değilim.
Avrupa'nın, içinde bulunduğu sorunları kendi başına çözebilecek bir politikaya sahip olmadığını düşünüyorum.
Kaynak: Stratejik Düşünce Enstitüsü / Prof. Dr. Tevfik ERDEM