Allah bu memleketi, istikameti “Hamamönü” olanlara bırakmasın!
Ununu elemiş, eleğini asmış “derkenar olmuş” ne kadar siyasetçi varsa…
Fetullah’ın gazına, Aydın Doğan’ın sazına gelmiş ne kadar “hırslı” emekli siyasetçi varsa…
Tasını, tarağını toplamış, ver elini Hamamönü…
Yahu Azrail (as) geldi gelecek iken…
Fabrika ayarlarınıza geri döndürülmeniz an meselesiyken…
Toprak artık “geeel, gel” diye çağırırken anlamıyorum ki neyin derdindesiniz?
Bunca zahmete, bunca masrafa ne gerek?
Düşünsenize…
Lif, kese, sabun, tarak…
Göbek taşı, kurna, tellak…
Havlu, sauna, buhar, sıcak, derken Allah aşkına, bu kadarına hanginizin kalbi dayanacak?
Daha tuttuğunuz karargâhların inşaatı bitmeden…
Kazma, kürek, amelelerin elindeyken…
Ya vakit dolarsa, nefesiniz tıkanırsa, göğsünüz sıkışırsa, nalları dikerseniz ne olacak eski çınarlar?
Söyleyeyim mi?
Kimse çınarlığınızı falan takmaz…
Anında bir kabir kazıp sizi gömdükleri gibi, üzerinize basa basa iki ton toprağı doldururlar.
Üç beş güne kalmaz, üzerine titrediğiniz “çul çaput” neyiniz varsa “soyha” diye kapı önüne koyarlar…
Üçü, beşi, yedisi, kırkı derken…
Sonra mis gibi bir helva da kavurdular mı, var ya…
Çoluk çocuğun vazifesi bitti…
Ondan sonra herkes çekip gittiği vakit, amelinizle baş başa kalır, kısık ateşte, “hırs” ile düştüğünüz bu “hasârete” yanarsınız artık.
Makamınıza, mevkiinize bakıyorum…
Görmüş, geçirmişliğinize bakıyorum…
Yaşınıza başınıza bakıyorum…
Mesela bu kafadarlardan Salih Tuğ 85 yaşında.
Nevzat Yalçıntaş 83 yaşında.
Fetullah Gülen 74 yaşında.
Bülent Arınç 67 yaşında.
Hayati Yazıcı 63 yaşında.
Abdullah gül 65 yaşında.
Hüseyin Çelik 56 yaşında.
Nihat Ergün 53 yaşında.
Memleket böylesi bir ateş çemberindeyken, şu yaşınızda doymak bilmeyen iştahınızla, gözünüzü karartan güç ve makam hırsınızla düştüğünüz bu hale bakıyor ve sadece acıyorum…
Yazıklar olsun size diyorum…
Olmaz olsun sizin gibi “gözü doymayan” eski çınarlar diyorum…
Sizin gibi bin tane “Kurtlu çınar” yerine, şehit Göksal Cin gibi bir “fidanı” yeğliyorum...
Hasan Abi yaşasaydı da, saydırsaydı hepinize diyorum… Çünkü size bu mektup dahi az gelecek, elinizi vicdanınıza koymanız için yetmeyecek biliyorum!
Evet, Göksal Cin, henüz 24 yaşındaydı. Şimdi şehit düştüğü gün, yani 3 Şubat 2016’da, Sur ilçesinde yazdığı mektubu belki yüzünüz kızarır da utanırsınız diye tamamını buraya alıyorum!
“Askerlik ibadet demiştin ya bana babam. Allah yolunda diyerek çıktım evimden. Ağlamayın şehit düşersem vatan toprağına. Buralar soğuk annem çok soğuk. Toprak bizi çağırıyor annem. Nasibim bir kurşun olur da düşersem toprağıma. Toprak bağrını açmışsa bana ağlama... Üç ay önce okuldan mezun olduğumda isteyerek ben yazdım doğu görevini. Niye diye isyan etmeyin.
Terörle mücadelenin, benim vatanım ateşler içinde yanarken ben evimde çay içemem baba.Allah’ın izniyle bayrağımı düşürmem. Kurşundan başka bir şey varsa o da nasip olsun. Her gün bir yoldaşım toprağa düşüyor. Biz İbrahim’in askerleriyiz. Dua edin bizlere. Ferman devletin. Sur bizim. Göksal Cin, Piyade Uzman Çavuş.”
Türkiye böylesi bir ateşin orta yerindeyken… Üstelik bakanlık da dâhil, her türlü makam, mevki elde etmişken hâlâ gözü doymayan…
Gençler şehit düşerken, utanmadan bu projelerin parçası haline gelen…
Vatanı milleti değil, sadece nefsini düşünen…
Gözünü makam hırsı, kin, ihtiras ateşi bürümüş…
Vefasız, sadakatsiz, hain kim varsa…
Değil eski bakan, padişah dahi olsanız…
Benim gözümde, “vatanım ateşler içinde yanarken, ben evimde çay içemem baba” diyen bu şehidin tırnağı bile olamazsınız!
Zerre kadar izzeti nefis taşıyorsanız, bundan böyle değil siyasete, insan içine çıkamazsınız!
Hadi bu dünya geçti, gitti…
Yaşlarınız altmışı, yetmişi, sekseni geçti…
Şimdi Allah’ın huzuruna Göksal çıktığı vakit siz ne yapacaksınız?
Hangi yüzle Huzuru İlahi’ye çıkacaksınız?