Afyonkarahisar’dan okuyucumuz Oktay Yüksel yazdı: “İslamofobi ve zihinlere kurulan tuzak”
Afyonkarahisar’dan okuyucumuz Oktay Yüksel, İslamofobinin yalnızca bir önyargı değil, küresel ölçekte üretilen bir algı operasyonu olduğunu vurgulayarak, İslam’ın bilim, adalet ve merhamet temelli gerçek yüzünün bilinçli şekilde gölgelenmeye çalışıldığını ifade etti.
SEBAHATTİN AYAN İSTANBUL
Afyonkarahisar’dan okuyucumuz Oktay Yüksel, kaleme aldığı “İslamofobi ve Zihinlere Kurulan Tuzak” başlıklı yazısında, dünyada uzun yıllardır etkisini sürdüren İslam karşıtlığını kapsamlı bir şekilde ele aldı. Yüksel, İslamofobi kavramının yalnızca bireysel bir korku ya da önyargı olmadığını, aynı zamanda küresel ölçekte üretilen ve yönlendirilen sistematik bir algının sonucu olduğunu ifade etti.
Yazısında, özellikle emperyal güçlerin bu algıyı bilinçli biçimde beslediğini savunan Yüksel, İslam dünyasının hem siyasi hem ekonomik olarak baskı altına alınmasında bu söylemin önemli bir araç olarak kullanıldığını dile getirdi. Yüksel’e göre, bu stratejiyle bir yandan Müslüman ülkeler üzerinde müdahale zemini oluşturulurken, diğer yandan İslam dini dünya kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor.
Müslümanların küresel ölçekte çoğu zaman “şiddet yanlısı, gerici ve bilime kapalı” bir kimlikle sunulduğunu belirten Yüksel, bu algının gerçeklikle örtüşmediğini vurguladı. Tarihin, bu iddiaların aksine çok daha farklı bir tablo ortaya koyduğunu ifade eden Yüksel, İslam medeniyetinin bilimsel ve kültürel alandaki katkılarına dikkat çekti.
Bu çerçevede Cabir bin Hayyan, El Cezeri, Uluğ Bey ve Farabi gibi isimleri örnek gösteren Yüksel, bu alimlerin matematikten astronomiye, kimyadan mühendisliğe kadar pek çok alanda insanlığa yön verdiğini hatırlattı. Söz konusu çalışmaların Avrupa’da yaşanan bilimsel gelişmelerin ve Rönesans sürecinin altyapısını oluşturduğunu belirten Yüksel, buna rağmen günümüzde bu katkıların çoğu zaman göz ardı edildiğini ifade etti.
Yüksel, eğitim sistemlerinde ve toplumsal anlatılarda bu isimlerin yeterince yer bulmamasını da eleştirerek, “Kendi medeniyetimizin öncü isimlerini geri plana atıp başka figürleri merkeze koymak, yalnızca bir tercih değil; aynı zamanda zihinsel bir yönlendirme sonucudur” değerlendirmesinde bulundu.
Yazıda, İslam’ın terörle özdeşleştirilmesine yönelik yaklaşımlar da sert şekilde eleştirildi. Yüksel, DEAŞ ve El Kaide gibi yapılar üzerinden bütün bir dinin ve milyarlarca insanın suçlanmasının adil olmadığını belirterek, bu tür genellemelerin bilinçli bir algı yönetiminin parçası olduğunu savundu. Bu yapıların arka planındaki uluslararası ilişkilerin ve istihbarat boyutlarının çoğu zaman görmezden gelindiğini de sözlerine ekledi.
Tarihsel örnekler üzerinden çifte standartlara da dikkat çeken Yüksel, Haçlı Seferleri sırasında yaşanan katliamların hiçbir zaman tüm Hristiyan dünyasına mal edilmediğini hatırlattı. Buna karşın Müslümanlar söz konusu olduğunda, münferit olayların genelleştirilerek tüm bir inanç sistemine yöneltildiğini ifade etti.
Yüksel, bu algının yalnızca Batı’da değil, Türkiye’de de farklı biçimlerde kendini gösterdiğini öne sürdü. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi başta olmak üzere bazı siyasi çevrelerin, laiklik tartışmaları üzerinden Müslümanların kamusal alandaki varlığını tehdit gibi göstermeye çalıştığını savunan Yüksel, bu dilin toplumsal ayrışmayı derinleştirdiğini dile getirdi.
İslam’ın özüne dair değerlendirmelerde de bulunan Yüksel, dinin temelinde adalet, merhamet, ilim ve hakkaniyet bulunduğunu vurguladı. Bir Müslümanın masum bir cana zarar vermesinin kabul edilemez olduğunu belirten Yüksel, savaşta dahi kadınlara, çocuklara ve sivillere zarar verilmemesini emreden bir inanç sisteminin “şiddetle” özdeşleştirilmesinin büyük bir çarpıtma olduğunu ifade etti.
Kur’an-ı Kerim’in ilk emrinin “Oku” olduğuna dikkat çeken Yüksel, İslam’ın bilgiye, öğrenmeye ve akla verdiği önemin altını çizdi. Ayrıca kutsal kitapta yer alan “Akletmez misiniz?” ifadelerinin de bu yaklaşımın en açık göstergesi olduğunu belirtti.
Yazısının sonunda İslamofobinin yalnızca bir korku değil, çok boyutlu bir algı operasyonu olduğunu vurgulayan Yüksel, bu algının kimi zaman küresel güçlerin çıkarlarına hizmet ettiğini, kimi zaman da iç siyasette araçsallaştırıldığını ifade etti.
Yüksel, İslam medeniyetinin bilim, ahlak ve adaletle yoğrulmuş bir değerler bütünü sunduğunu belirterek, “Bugün yapılması gereken, bu medeniyetin gerçek yüzünü yeniden hatırlamak ve hatırlatmaktır. Çünkü İslam, korku değil; merhamet, hikmet ve insanlık sunan bir yoldur” değerlendirmesinde bulundu.