• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

17 Nisan 2024: Günün Âyet ve Hadisi

Yeniakit Publisher
2024-04-17 06:06:00 - 2024-04-17 08:11:52
17 Nisan 2024: Günün Âyet ve Hadisi

Sizler için hazırladığımız 'Günün Âyet ve Hadisi' ile 'Günün Sözü" ile "Günün Fotoğrafı"nı istifadelerinize (17 Nisan 2024) sunuyoruz...

VAHYİN DİLİNDEN



Esirgeyen, bağışlayan Allah'ın adıyla

﴾1﴿ Gördün mü dini yalan sayanı?
﴾2﴿ İşte odur yetimi itip kakan;
﴾3﴿ Ve yoksula yedirmeyi özendirmeyen!
﴾4﴿ Vay haline o namaz kılanların ki,
﴾5﴿ Onlar namazlarının özünden uzaktırlar.
﴾6﴿ Onlar halka gösteriş yaparlar.
﴾7﴿ Hayra da engel olurlar.

(Maûn Suresi)         (Meâl Kaynak: Diyanet İşleri başkanlığı)

TEFSİRİ:

“Gördün mü?”
sorusu, burada şaşılacak bir tutumdan söz edileceğine, dolayısıyla konunun önemli olduğuna dikkat çekmeyi amaçlamaktadır. Âyetteki din kelimesi, bilinen anlamı yanında “Allah’ın hükmü” veya “uhrevî yargı” mânasında da anlaşılabilir (bk. Taberî, XXX, 310). Ancak bunların birini inkâr eden diğerlerini de inkâr etmiş olacağı için sonuç değişmemektedir.

Din kelimesinin bir anlamı da “karşılık, ceza ve mükâfat”tır. Müfessirlerin çoğunluğu buradaki “din” kelimesiyle bu anlamın kastedildiğini belirtmiş; bu sebeple 2-3. âyetleri “böyleleri yapıp ettiklerinin ceza veya mükâfat olarak bir karşılığını göreceklerine (âhirete) inanmadıkları için, yetime kötü davranmaktan, yoksullara karşı ilgisiz durmaktan çekinmezler” şeklinde açıklamışlardır. Kuşkusuz buradaki yetime kötü muamele ve yoksulun derdiyle ilgilenmeme birer örnektir; dini yani âhiret sorgusu ve yargısını, uhrevî sorumluluğu ve sonuçlarını inkâr edenlerin başka özellikleri de bulunmakla birlikte burada Hz. Peygamber dönemindeki inkârcıların toplumsal ahlâkla ilgili en belirleyici ve yıkıcı tutumlarına iki örnek zikredilmiştir. Nitekim âyetin, putperestlerin tipik şahsiyetlerinden olan Âs b. Vâil hakkında indiği belirtilir (Râzî, XXXII, 111).

Bununla birlikte âyetin genel amacı, insan sevgisinden mahrumiyetin en belirgin tezahürleri olan bu tür kaba ve haksız davranışları sergileyenleri kınamak ve bu yaptıklarının Allah katında en büyük kötülüklerden olduğuna, bunların temelinde dini, Allah’ın hükümlerini yahut âhireti inkâr etmenin bulunduğuna insanların dikkatini çekmektir (İbn Âşûr, XXX, 564). Yetim ve yoksul, toplumun zayıf ve himayeye muhtaç kesimlerini temsil eder. Bunları küçümseyerek hakaret eden, itip kakan kimse toplumdaki zayıfların haklarını çiğniyor demektir. Dinin insanlığa yönelik en büyük hedefi ise insanlar arasında sevgi ve dayanışmayı, paylaşmayı sağlamak, sıkıntıların da mutlulukların da paylaşıldığı bir insanlık bilinci oluşturmaktır.

Bu âyetler, bir taraftan bu tür davranışlar sergileyenleri kınarken diğer taraftan da gerçek dindarları yetim ve yoksullar gibi himayeye muhtaç olanlara yardım etmeye özendirmekte; ihtiyaç sahiplerine yardım konusunda başkalarını teşvik etmenin, hatta bunun için hayır kurumları oluşturarak sosyal yardımı daha verimli, düzenli ve sürekli hale getirmenin gereğini vurgulamaktadır.

Yukarıda insanlara karşı insanlık görevini yerine getirmeyenler kınanmıştı; burada ise Allah’a karşı gerçek anlamda kulluk görevlerini yerine getirmeyenler eleştirilmektedir.
ÖNE ÇIKAN VİDEO

Burada namaz kılmalarına rağmen kınananların olumsuz tutumlarına üç örnek sıralanmıştır:
a) Namazlarının özünden uzak olmaları,
b) İbadetlerinde halka gösteriş yapmaları,
c) Hayra engel olmaları. “Namazlarının özünden uzaktırlar” diye çevirdiğimiz cümlede geçen sâhûn kelimesinin sözlük anlamı “unutanlar” olup bu bağlamda, namazlarını vaktinde kılmayanlar şeklinde yorumlayanlar bulunmuşsa da Taberî, bizim de meâlde esas aldığımız yorumunda sâhûn kelimesini, “namazı ciddiye almayanlar, başka şeylerle meşgul olmayı namaz kılmaya tercih edenler” şeklinde anlamanın daha isabetli olduğunu, bunun vaktinde kılınmaması veya büsbütün terkedilmesiyle ilgili yorumu da kapsadığını belirtmiştir (XXX, 312). Bir kimsenin namazı ciddiye almamasının, namaz kılıyor görünse bile onun özünden uzak kalmasının önemli bir sebebi, 6. âyette riyâ kavramıyla ifade edilen halka gösteriş yapma eğilimidir. Riyâ, özellikle dinî davranışlarla ilgili bir terim olup “bir kimsenin, kendisinde bulunmayan dinî ve ahlâkî bir meziyeti, bir erdemi varmış gibi göstermesi, iyilik yapıyormuş gibi görünmesine rağmen yaptıklarıyla –iyiliğin din ve ahlâktaki karşılığından öte– maddî veya manevî bir çıkar amaçlaması” anlamına gelir. İşte âyette bu tutum eleştirilmektedir.

“Hayır” diye çevirdiğimiz son âyetteki mâûn kelimesini Taberî, “insanın yararına olan her şey” şeklinde tanımlar ve kelimenin “zekât, diğer malî yükümlülükler, insanların kendi aralarında birbirine yararlandırmadıkları nimetler, hak, ödünç, mal” gibi anlamlarla açıklandığına dair görüşler naklettikten sonra kendisi mâûn kelimesinin bu bağlamda insanlara iyilik, hayır, nimetlerin paylaşılması gibi anlamları kuşatan genel bir ifade olduğunu belirtir (XXX, 313-320). Bu sebeple biz de meâlde mâûnu geniş bir kavram olan “hayır” kelimesiyle ifade etmeyi uygun bulduk.

Sûrede dikkati çeken önemli bir nokta şudur: İbadetlerde şekil şartları da vazgeçilmez olmakla birlikte, en az şekil kadar özen gösterilmesi gereken husus, imanla birlikte niyet, ihlâs, huşû, takvâ gibi kavramlarla ifade edilen öz ve içeriktir. Kur’an’a göre ibadetlerde niyet ve ihlâs, tevhid ilkesinin ibadetteki yansımasıdır (meselâ bk. Fâtiha 1/5; Âl-i İmrân 3/64). Bunu Hz. Peygamber, “Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmek” şeklinde belirtmiştir (Buhârî, “Îmân”, 37). İşte 4-6. âyetlerde, “Vay haline o namaz kılanlara ki, onlar namazlarının özünden uzaktırlar; halka gösteriş yaparlar meâlindeki eleştiriyle verilmek istenen mesaj budur.

Sûrede dikkati çeken diğer önemli bir nokta da Allah’a gönülden ibadet etmekle yardımlaşma ve dayanışmanın dindarlıkta birbirinden ayrılmazlığının vurgulanmış olmasıdır. Buna göre gerçekten dine inanan ve âhiret sorumluluğu taşıyan insan hem Allah’a hem de yaratılmışlara karşı ödevlerinin bilincinde olup bunları tam bir ihlâs ve samimiyetle yerine getiren, kendisi iyilikler yaptığı gibi herkesin de iyilik yapmasına ön ayak olan, yardımlaşma ve dayanışmanın önünü tıkayan değil, aksine gelişip yaygınlaşmasına, bireyselliği aşarak toplumsal ve kurumsal bir yapı kazanmasına katkıda bulunan insandır. İslâm’ın hâkim kılmak istediği gerçek ahlâk ve üstün insanlık işte budur.

Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt:5 Sayfa:696- 697-698



ALLAH RESULÜ'NDEN (Sallelahu Aleyhi ve Sellem)  

“Ben ve yetimi kollayıp gözetleyen kimse cennette şöyle beraberce bulunacağız”, buyurdu ve işaret parmağıyla orta parmağını biraz açarak işaret etti. (Buhari, talak 25)

“Ey Allahım iki zayıfın, kadın ve yetimin haklarının yenmesinden insanları şiddetle sakındırıyorum.”

Kaynak: Nesai, Sünen İşretün nisa 64

"Eğer kalbinin yumuşamasını istiyorsan fakiri doyur, yetimin başını okşa!” tavsiyesinde bulundu.

Kaynak: Ahmed, II, 263, 387
 

GÜNÜN SÖZÜ:



GÜNÜN FOTOĞRAFI: 


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Kendi çevremden

Nerden başlayayım bilmem ki?...din gününün sahibi Allah'ın emrini yerine getirmek için çok ama çok hassas davranma gayretiyle birinin bir yardımını alıp ihtiyacı olana verme konusunda bile reddetme konusunda Allah'tan korkarım...fakat öyle insanlar var ki ..bu küçücük bir iletişimi... aracılığı bile hammallık... aptallık...marabalık olarak görenler var...Allah ayağına bir fırsat göndermiş...sadece senden isteyen bir insanın isteğini geri çevirmeden bir şeyi alıp birine vereceksin...hepsi bu...ama bu küçücük iyiliği bile ganimet olduğunun farkında olmadan...büyük İzzet ve ikramı kaybetmeyi göze alanları tanıdım...bunu göze alanlara engel olanları da tanıdım... artık engel olamıyorlar...hatta kendileri de bunu yapmaya başladılar elhamdulillâh...

Allah huzuruna lâyık olanlardan eylesin...âmin

Hayra engel olanların en bariz özelliği namaz kılmayı hafife almaları...sadece namaz kılmayı değil imânın6 şartını ve islâmın 5 şartını hafife almalarıdır...buradan yola çıkarak Kur'an'ı eskilerin masalları (hâşâ sümme hâşâ) olarak görürler... içindeki kıssalardan insanın kendine pay çıkarması için Allah tarafından bildirildiği üzerinde düşünmek yerine... çağa ayak uydurmak gerektiğini bu değerleri bugün yaşamanın mümkün olmadığını ileri sürerek Hakkı bâtılla gizlemeye çalışırlar...oysa Yusuf sûresinde bile baştan sona verilmak istenen mesaj şudur: insanın yaratılışında hamurunda olan şeyler vardır ...bunlar şeytanın vesvesesi ile harekete geçer ...kardeşin kardeşe kıskançlık beslemesi böyledir ...fakat hayatın akışında bir gerçek daha vardır...ser gibi görünen olaylara ve insana ağır gelen zorluklara katlanmak ... Yusuf as gibi sabırlı ve affedici olmak insanı Yusuf as gibi bir ilme ve Yusuf as gibi mutlu bir sona ulaştırır ...bu Allah'ın dilediğine verdiği bir ikramdır...ve Allah dilediğine dilediğini vermeye ve dilediğinden dilediğini almaya hakkıyla kaadir olandır...bu arada Yusuf süresi tüm diğer süreler gibi çok özeldir...insanın bilinçaltını temizler...mü' minlere şifa ve rahmet olurken...münkirlerinve zalimlerin de hüsrânını artırır...dileyen rabbine varan bir yol tutar...
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23