Eyüp Cülus Yolu, Eyüp Sultan Camisi, Babüsselam, Fatih ve Süleymaniye Camisi'ndeki Türbeler Kapısı ile Üsküdar Kara Davud Paşa Camisi önündeki binek taşlarının kentte öne çıkan örnekler olduğunu dile getiren Arpacı, Cülus Yolu'ndaki taş gibi birçok örneğin binmeyi kolaylaştırmak amacıyla basamaklı yapıldığını ifade etti. Arpacı, binek taşlarının yalnızca basamaklı formda inşa edilmediğine dikkati çekerek, Anadolu'daki örneklerde sütun parçalarının veya yerden yükseltilmiş taşların da aynı amaçla kullanıldığını vurguladı. Taşların belirgin ve standart bir formunun bulunmadığını, devlet erkanına hizmet eden Cülus Yolu gibi güzergahlardaki örneklerin ise daha sistematik biçimde inşa edildiğini aktaran Arpacı, bunların yalnızca İstanbul'a özgü olmadığını, Eskişehir ve İzmir gibi Anadolu kentlerinde de örneklerine rastlandığını söyledi. Arpacı, "Bu taşlar çoğunlukla yöre eşrafının evlerinin önündedir. Atların aynı zamanda prestij kaynağı olması nedeniyle bunlar yöre eşrafının zenginlik göstergesidir." dedi. Binek taşları dekoratif bir mimari unsur olarak nitelendirilse de işlevsel yönünün ön planda olduğunun altını çizen Arpacı, hanım ve valide sultanların yanı sıra paşalar, sadrazamlar ile padişahların bu taşları atlarına veya at arabalarına binmek amacıyla kullandıklarına işaret etti. Arpacı, bu örneklerin Osmanlı kent mimarisinde gündelik hayatı kolaylaştırmaya yönelik sistematik yaklaşımın bir parçası olduğunu, Cülus Yolu'ndaki binek taşının da padişahların cülus törenlerinde kullanılan güzergah üzerinde yer aldığını anlattı.