Okula gitmek istemeyen çocuğa yaklaşımda sınırların kararlılıkla korunması gerektiğini söyleyen Psk. Yağmur, şu bilgileri paylaştı: "Çocuğun gitmek istemiyorum demesini anlamak ile okuldan sürekli uzak kalmasına izin vermek aynı şey değildir. Önce duyguyu kabul etmek, ardından sınırı sakin biçimde korumak gerekir. Tehdit etmek, utandırmak, başka çocuklarla kıyaslamak veya uzun pazarlıklara girmek genellikle yardımcı olmaz. Kaçınma davranışı çocuğu kaygı veren durumdan her seferinde uzaklaştırdığında kısa süreli bir rahatlama oluşturabilir; ancak bu rahatlama zaman içinde kaçınmanın sürmesine katkıda bulunabilir. Bu nedenle aile ve okulun benzer bir yaklaşım benimsemesi, kademeli ve çocuğun ihtiyacına göre bir plan oluşturulması önemlidir." Uyku ve günlük rutinlerin aşamalı olarak düzenlenmesi gerektiğini söyleyen Psk. Yağmur, okul öncesinde saatlerin kademeli olarak erkene çekilmesini, yatmadan önce ekran kullanımının azaltılmasını önerdi. Psk. Yağmur, ayrıca okul hakkında sürekli sorular sorarak kaygının artırılmaması gerektiğini, çantayı birlikte hazırlamak gibi doğal ve kısa konuşmaların yeterli olacağını ifade etti. "Ne zaman profesyonel destek alınmalı?" Uyum güçlüğü ile daha yakından değerlendirme gerektiren durumların ayırt edilmesi gerektiğini belirten Psk. Yağmur, "Yoğun ve tekrarlayan ağlama, okula gitmeyi sürekli reddetme, tekrarlayan karın ağrısı, panik benzeri belirtiler, okulda kalamama, sosyal ilişkilerden çekilme veya akademik işlevde belirgin düşüş olduğunda profesyonel değerlendirme düşünülmelidir. Belirtiler zaman içinde azalmıyor, giderek şiddetleniyorsa çocuk ve ergen psikiyatristi ya da çocuk ruh sağlığı alanında çalışan bir uzmandan destek alınabilir. Bedensel yakınmaların yalnızca psikolojik olduğu varsayılmamalı, gerektiğinde çocuk hekimi değerlendirmesi ile süreç birlikte yürütülmelidir" dedi. "Ebeveynin kaygısı çocuğa yansıyabilir" Ebeveyn tutumlarının çocuk üzerindeki etkisine değinen Psk. Yağmur, sözlerini şöyle tamamladı: "Ebeveynlerin kaygılı beklentileri ve aşırı kontrolcü/koruyucu tutumları ile çocukların kaygı belirtileri arasında ilişki bulunmaktadır. Ebeveynin hiç kaygılanmaması gerekmiyor; önemli olan kendi kaygısını çocuğun yanında düzenleyebilmek ve güven veren, kararlı bir tutum sergilemektir. Çocuğun hiç korkmaması ya da hiç kaygılanmaması hedeflenmemelidir. Asıl hedef, kaygı ve belirsizlik yaşadığında bunlarla baş edebileceğine dair deneyim kazanmasına yardımcı olmaktır. Her çocuk okula aynı hızda uyum sağlamaz, bu nedenle çocuğu başka çocuklarla karşılaştırmak yerine kendi gelişimini takip etmek daha sağlıklı olacaktır."