Kahveye şeker veya yapay tatlandırıcı ekleyenlerde de bu koruyucu etkinin devam ettiği görüldü. Ancak burada bir uyarı var: Araştırmadaki MR taramaları, kahvesine tatlandırıcı veya şeker katan kişilerin karaciğerlerinde –fayda görseler bile– ufak çaplı bir iltihaplanma ibaresi (yüksek T1 değeri) olduğunu gösterdi. Uzmanların Kararı: 'Sade' Her Zaman Kazandırır Araştırmanın genel sonucuna göre, karaciğer sağlığımızı korumak için pahalı detokslara veya karmaşık diyetlere ihtiyacımız yok. Düzenli olarak tüketilen şekersiz, sütsüz, sade bir kahve, karaciğer yağlanması ve daha ciddi karaciğer hastalıklarını önlemede tıp dünyasının onayladığı en basit, en ucuz ve en etkili stratejilerden biri. Üstelik günde 5 fincan içmelisiniz de demiyor araştırma. Hatta çalışma, 2-3 fincanlık orta düzey tüketimin de grafikte kademeli olarak (fincan sayısı arttıkça fayda artacak şekilde) güçlü bir koruma sağladığını öngörüyor. Diğer araştırmalar nediyor? Japonya'da yürütülen yeni bir bilimsel araştırma, vücuda henüz tek bir damla kafein girmese dahi yalnızca taze demlenmiş kahve kokusunu solumanın dakikalar içinde olumsuz duyguları hafiflettiğini ve beyinde gevşeme dalgalarını tetiklediğini ortaya koydu. Showa Eczacılık Üniversitesi'nden bilim insanlarının çalışmasında, 20 ila 29 yaş arasındaki gönüllülerin kahve içmeden sadece ortamdaki kahve aromasına maruz kaldıkları anlardaki beyin aktivitesi, kalp ritmi ve psikolojik durumları izlendi. ‘Olumsuz duyguları bastırıyor’ Analizlerde, taze kahve kokusu eşliğinde geçirilen beş dakikanın ardından katılımcıların kaygı, yorgunluk, kafa karışıklığı ve moral bozukluğu puanlarında belirgin bir düşüş saptandı. Araştırmacılar, aromanın kişide ani bir enerji patlaması yaratmaktan ziyade, biriken negatif ruh halini ve stres seviyesini hızla aşağı çektiğini belirledi. ‘Beyin dalgalarında rahatlama saptandı’ Taşınabilir cihazlarla yapılan ölçümlerde, kahve kokusunun beyin dalgalarındaki rahatlama endeksini yukarı taşıdığı; buna karşın katılımcıların kalp atış hızında veya nabız değişkenliğinde anlamlı bir farklılık oluşturmadığı tespit edildi. Uzmanlar, bu tablonun fiziksel bir kafein uyarımından çok, koku duyusunun hafıza ve duygu merkezleriyle kurduğu güçlü bağdan kaynaklanabileceğini vurguladı. Kahve kokusunun zihinde dinlenme, sabah rutini ve mola hissi gibi olumlu çağrışımları tetikleyerek psikolojik bir rahatlama sağladığı kaydedildi. inlandiya'da 2 bin 264 kişinin verilerini inceleyen bilim insanları, düzenli kahve tüketimi ile vücuttaki yağ ve kas dağılımı arasında dikkat çekici bir ilişki belirledi. European Journal of Nutrition dergisinde yayımlanan çalışma, Kuzey Finlandiya 1966 Doğum Kohortu'nda yer alan 46 yaşındaki katılımcıların verilerine dayanıyor. Araştırmacılar kahve tüketimini yalnızca kilo üzerinden değerlendirmedi; toplam vücut yağı, karın bölgesindeki viseral yağ, iskelet kası kütlesi ve çeşitli metabolik göstergeleri de karşılaştırdı. Sonuçların en ilginç kısmı ise tartıda değil, vücut kompozisyonunda ortaya çıktı. Daha fazla kahve içenlerde yağ oranı daha düşük çıktı Araştırmaya katılan 2 bin 264 kişinin 2 bin 194'ü kahve tüketiyordu. Kahve içenler günlük tüketimlerine göre 1-2 fincan, 3-4 fincan ve 5 fincan veya üzeri olmak üzere gruplara ayrıldı. Daha yüksek miktarda kahve tüketen gruplarda toplam vücut yağ oranı ve yağ kütlesi daha düşük bulundu. Karın içindeki organların çevresinde biriken yağ dokusunu ifade eden viseral yağ alanı da daha düşüktü. Buna karşılık iskelet kası kütlesi daha yüksekti. Fakat burada önemli bir ayrıntı var: Araştırma, 'kahve içmek yağları azaltır' sonucuna ulaşmıyor. Çalışmada iki durum arasında bir ilişki saptanıyor; bu ilişkinin doğrudan kahveden kaynaklandığını gösterebilmek için farklı tasarımdaki araştırmalara ihtiyaç var. Çalışmayı ilginç kılan noktalardan biri, grupların vücut kitle indekslerinin (BMI) birbirine yakın olması. Başka bir ifadeyle tartıda veya klasik BMI hesabında birbirine yakın görünen kişilerin vücut kompozisyonlarında farklılıklar vardı. Daha fazla kahve tüketen gruplarda yağ oranı daha düşükken iskelet kası kütlesi daha yüksek ölçüldü. Bu sonuç aynı kiloda ya da benzer BMI değerinde olmanın, vücuttaki kas ve yağ dağılımının da aynı olduğu anlamına gelmediğini gösteren güzel bir örnek oluşturuyor. Araştırmada sadece kas ve yağ oranına bakılmadı Bilim insanları katılımcıların kanındaki metabolik göstergeleri de değerlendirdi.