Madde kullanan bireylerin şiddet suçunu işleme riskinin genel nüfusa göre yaklaşık 4-10 kat daha fazla olduğunu gösteren araştırmalar bulunduğunu aktaran Dinç, "Bağımlılık dediğimizde sadece bireyin kendi bedenine zarar vermesini, aile huzurunun bozulmasını ya da ekonomik kayıpları kastetmiyoruz. Aynı zamanda suçtan, şiddetten, istismardan ve toplumun birlik ve bütünlüğünü tehdit eden sonuçlardan da söz ediyoruz." diye konuştu. Dinç, ceza infaz kurumlarında psikoz veya majör depresyon tanısı bulunan mahkumların yaklaşık yarısında eş tanılı madde kullanım bozukluğu görüldüğünü dile getirdi. Bağımlılık endüstrisinin özellikle 15-25 yaşlarındaki gençleri hedef aldığına dikkati çeken Dinç, çocukların ve gençlerin herhangi bir bağımlılıkla karşı karşıya kalmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı. Dinç, bağımlılığın eğlence, sosyalleşme veya yaşam tarzı olarak gösterilmeye çalışılmasının çocukların ve gençlerin sağlıklı gelişimine yönelik ciddi bir tehdit olarak değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Türkiye ve dünyadaki verilerin bağımlılık konusunda endişe verici bir tablo ortaya koyduğunu ifade eden Dinç, bağımlılıkla mücadelenin herkesin ortak sorumluluğu olduğunu, bunun bilimsel temelde yürütülmesi gerektiğini anlattı. Son 10 yılda kumar oynama bozukluğuna bağlı intihar vakalarını inceleyen önemli bir araştırmaya yer verdiklerini belirten Dinç, Adli Tıp Kurumunca hazırlanan çalışmanın sempozyum katılımcılarına da hediye edildiğini ifade etti. Sempozyumda ortaya konulacak görüş ve tespitlerin sahaya yansıyan somut adımlara dönüşeceğine inandıklarını dile getiren Dinç, sempozyumun düzenlenmesinde emeği geçenlere ve katılımcılara teşekkür etti.