Gerçek ortaya çıktı! Dünya neden peş peşe sallanıyor?
Kolombiya, Venezuela ve Japonya’da yaşanan büyük depremler, “Dünya genelinde depremler artıyor mu?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Kolombiya, Venezuela ve Japonya’da yaşanan büyük depremler, “Dünya genelinde depremler artıyor mu?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
Son aylarda farklı ülkelerde meydana gelen büyük depremler, dünya genelinde deprem hareketliliğinin arttığı yönünde kaygılara neden oldu. Ancak bilimsel veriler, peş peşe yaşanan yıkıcı sarsıntıların mutlaka birbirine bağlı olduğu ya da depremlerin olağan dışı şekilde çoğaldığı anlamına gelmediğini gösteriyor.
Depremler artıyor mu? Kolombiya’da meydana gelen 7,4 büyüklüğündeki deprem, Venezuela’daki yıkıcı sarsıntılar ve Japonya’da yaşanan büyük deprem sonrası aynı soru yeniden gündeme geldi: Dünya daha sık mı sallanıyor?
Bilim insanlarına göre bu algının güçlenmesinde son depremlerin yıkıcı sonuçlar doğurması etkili oluyor. Can kayıpları, hasar görüntüleri ve sosyal medyada yayılan görüntüler, depremlerin her zamankinden daha fazla yaşandığı izlenimini artırabiliyor.
Dünya genelinde her yıl 7,0 ile 7,9 büyüklüğü arasında yaklaşık 15 ila 18 deprem meydana geliyor. Bu nedenle yalnızca birkaç büyük depremin kısa aralıklarla yaşanması, küresel ölçekte sıra dışı bir artış olduğu anlamına gelmiyor.
Uzmanlar, bu yıl kaydedilen büyük depremlerin istatistiksel olarak beklenen aralıkta olduğunu belirtiyor. Yani son sarsıntılar korkutucu olsa da dünya genelinde büyük deprem sayısında belirgin bir sıçrama görülmüyor.
Neden daha fazla oluyormuş gibi hissediliyor? Depremlerin daha sık yaşandığı algısının bir nedeni de insan zihninin son olaylara daha fazla ağırlık vermesi. Yakın zamanda yaşanan yıkıcı bir deprem, daha eski verilere göre hafızada daha güçlü yer ediyor.
Buna sosyal medya, anlık haber bildirimleri ve gelişmiş ölçüm sistemleri de eklenince, dünyanın her yerindeki deprem haberleri kısa sürede görünür hale geliyor. Oysa çok sayıda deprem okyanus ortasında ya da yerleşimden uzak bölgelerde meydana geldiği için çoğu zaman fark edilmiyor.
Büyük depremler arasında bağlantı kurulması her zaman doğru değil. Depremler genellikle aynı bölgede ana sarsıntının ardından gelen artçılarla ilişkilendirilebilir.
Ancak farklı kıtalarda, farklı fay sistemlerinde ve farklı tektonik koşullarda meydana gelen sarsıntıların doğrudan birbirini tetiklediğini söylemek için bilimsel kanıt gerekir. Son dönemdeki depremler için küresel ölçekte böyle olağan dışı bir bağlantıdan söz edilmiyor.
Bir depremin ne kadar yıkıcı olacağını yalnızca büyüklüğü belirlemez. Depremin derinliği, fay hareketinin tipi, zeminin yapısı, yapı stoğu ve nüfus yoğunluğu can kaybı ile hasarın boyutunu doğrudan etkiler.
Kolombiya ve Venezuela gibi bölgelerde tektonik plakaların hareketi nedeniyle güçlü depremler görülebiliyor. Ancak yıkımın büyüklüğünde binaların dayanıklılığı, zemin koşulları ve yerleşim alanlarının konumu da kritik rol oynuyor.
Bilim insanları depremlerin nerede risk oluşturabileceğini belirleyebiliyor ancak büyük bir depremin tam olarak ne zaman olacağını önceden söylemek bugün için mümkün değil. Bu nedenle en önemli konu depremleri tahmin etmekten çok etkilerini azaltmak. Dayanıklı yapılaşma, afet planı, acil durum çantası, erken uyarı sistemleri ve toplumun bilinçlendirilmesi deprem riskini azaltmada öne çıkıyor.
Son dönemdeki depremler küresel ölçekte olağan dışı bir artış göstermese de önemli bir gerçeği yeniden hatırlattı: Deprem riski taşıyan bölgelerde hazırlık hayat kurtarır. Bilimsel verilere göre dünya daha fazla sallanmıyor olabilir; ancak yıkıcı depremler meydana geldiğinde hazırlıksız yakalanan kentlerde sonuçlar çok ağır olabiliyor.
WhatsApp İhbar Hattı
+90 (553) 313 94 23