İlk gömüde en az üç kişiye ait kemikler bulundu. İkinci gömüde ise genç yetişkin bir kadının büyük ölçüde yerinde korunmuş iskeleti ortaya çıkarıldı. Bu nedenle araştırmacılar bunları Göbeklitepe’de bugüne kadar tespit edilmiş ilk iki bozulmamış gömü olarak değerlendiriyor. Bulunan Göbeklitepe mezarları içinde ilk mezar, dikdörtgen planlı bir yapının sıvalı zemininin altında bulunan böbrek biçimli bir çukurda ortaya çıktı. Çukurda en az üç kişiye ait kalıntılar vardı: 35 yaşından büyük bir kadın, 20–30 yaşlarında bir erkek ve 11–14 yaşlarında bir kız çocuğu. Kemikler mezarda tamamen anatomik konumlarında değildi. Kafatasları bir köşede, uzun kemiklerin bir bölümü ise başka bir tarafta toplanmıştı. Ancak araştırmacılar bunun kişilerin parçalanarak gömüldüğü anlamına gelmediğini düşünüyor. Kemiklerin küçük el ve ayak kemikleri de dahil olmak üzere farklı vücut bölgelerine ait olması, insanların başlangıçta büyük ölçüde bütün halde gömülmüş olabileceğini gösteriyor. Mezarın küçük olması nedeniyle üç kişinin aynı anda yerleştirilmesi de mümkün görünmüyor. Bu nedenle önce bir kişinin gömülmüş, daha sonra yeni bir gömü için kemiklerin kenara alınmış olması olası açıklamalardan biri. İkinci gömüde genç bir kadın vardı İkinci gömü daha farklı bir tablo sunuyor. Yaklaşık 20–30 yaşlarında bir kadına ait iskelet, küçük bir alanın içinde, sol tarafına kıvrılmış halde bulundu. İskelet büyük ölçüde anatomik konumunu koruyordu. Burada belirgin bir mezar çukuru tespit edilmedi. İskelet, taşlardan oluşan bir tabakanın üzerinde ve bir yapının zemin seviyesinin altında bulunuyordu. Bu nedenle araştırmacılar bu örneği, tek bir kişinin doğrudan gömüldüğü birincil gömü olarak değerlendiriyor. Dağınık insan kemikleri nereden gelmişti? Asıl büyük soru burada başlıyor. Göbeklitepe’de şimdiye kadar 928 insan kemiği ve kemik parçası incelendi. Bunlar farklı yaş ve cinsiyetlerden insanlara ait. Kemiklerin önemli bir kısmı ise anıtsal yapıların dolguları içinde, birbirinden kopuk halde bulundu. Bu durum uzun zamandır iki farklı ihtimali gündeme getiriyordu. İlk ihtimale göre insanlar bazı kemikleri, özellikle de kafataslarını, bilinçli biçimde ritüellerin parçası olarak anıtsal yapıların içine bırakmış olabilirdi. İkinci ihtimale göre ise kemikler başlangıçta normal gömülerden geliyordu ve zaman içinde erozyon ve toprak kaymaları gibi doğal süreçlerle yer değiştirmişti. Yeni gömülerin incelenmesi ikinci ihtimali güçlendiren önemli kanıtlar sağlıyor. Göbeklitepe düz bir arazi üzerinde kurulmuş sıradan bir yerleşim değil. Binlerce yıl boyunca yeni yapıların eskilerinin üzerine yapılmasıyla höyük yükseldi. Bu süreçte daha yüksek bölümlerde bulunan yapıların çevresindeki toprak ve dolgu malzemesi eğim boyunca aşağıya doğru hareket etmiş olabilir. Araştırmacılar, bazı insan gömülerinin de bu süreçte bozulmuş ve kemiklerinin daha aşağıdaki yapılara taşınmış olabileceğini düşünüyor. Bu senaryoya göre anıtsal yapıların dolgularında bulunan dağınık kemiklerin önemli bir bölümü aslında başka bir yerde bulunan eski gömülerden gelmiş olabilir. Yeni incelenen gömülerde görülen kırılma, kireç birikimi ve kemirgen izlerinin, daha önce dağınık halde bulunan kemiklerdeki değişimlerle benzerlik göstermesi de bu ihtimali destekliyor. Ancak bu, Göbeklitepe’de bütün insan kemiklerinin doğal yollarla taşındığı anlamına gelmiyor. Araştırmacılar, farklı gömü ve ölüm ritüellerinin aynı dönemde veya farklı dönemlerde uygulanmış olabileceğini özellikle vurguluyor. Yeni keşfin Göbeklitepe açısından en önemli taraflarından biri de bu tartışmaya katkısı. Alan uzun yıllar boyunca ağırlıklı olarak avcı-toplayıcı grupların belirli zamanlarda bir araya geldiği bir ritüel merkezi olarak yorumlandı. Fakat son yıllardaki araştırmalar, Göbeklitepe’de konutların ve günlük yaşamla bağlantılı faaliyetlerin de bulunduğuna dair kanıtları artırdı. Zeminlerin altında insan gömülerinin bulunması bu tabloyu daha da güçlendiriyor. Çünkü insanlar burada yalnızca anıtsal yapılar inşa edip törenler gerçekleştirmiş değil, aynı zamanda yaşam alanlarında ölülerini gömmüş de olabilir. Bu durum Göbeklitepe’nin tek işlevli bir alan olarak değerlendirilmesini zorlaştırıyor. Kafatasları neden hâlâ önemli? Göbeklitepe’deki insan kalıntılarının hikâyesi yalnızca normal gömülerden ibaret değil. Bazı kafataslarında daha önce tespit edilen kesik ve müdahale izleri, insanların ölümden sonra bedenin belirli bölümlerine özel işlemler uygulamış olabileceğini düşündürüyor. Özellikle kafataslarının diğer kemiklere göre daha fazla temsil edilmesi, geçmişte özel bir kafatası uygulamasının bulunmuş olabileceği ihtimalini gündeme getirmişti. Ancak yeni çalışma, bu kemiklerin tamamının bilinçli olarak anıtsal yapılara yerleştirildiği sonucuna varmıyor. Aksine araştırmacılar, normal gömülerden zaman içinde dağılan kemiklerin de bugün gördüğümüz tabloya katkıda bulunmuş olabileceğini belirtiyor. Dolayısıyla Göbeklitepe’de tek bir gömü geleneği olduğunu söylemek için henüz yeterli kanıt bulunmuyor. Neolitik dönemde ölümle ilişki nasıldı? Göbeklitepe’nin ait olduğu dönem, insanların yerleşik yaşama geçiş sürecinin en önemli aşamalarından biri. Anadolu ve Levant’taki Çanak Çömleksiz Neolitik topluluklarda insanların evlerin veya yapıların zeminlerinin altına gömülmesi bilinen bir uygulamaydı. Göbeklitepe’de ortaya çıkarılan yeni gömüler de bu daha geniş bölgesel geleneğin içine oturuyor. Bu açıdan bakıldığında keşfin önemi, “ilk mezarlar bulundu” olmasından çok daha farklı. Yaklaşık 10 bin yıl önce, Göbeklitepe’de yaşayan insanların ölüleriyle nasıl bir ilişki kurduğuna dair artık doğrudan arkeolojik kanıtlara sahibiz. Göbeklitepe’nin hikâyesi değişiyor mu? Yeni bulgular Göbeklitepe mezarları alan hakkındaki bütün eski yorumları bir anda geçersiz kılmıyor. Ancak alanın yalnızca gizemli anıtsal yapıların bulunduğu bir ritüel merkezi olarak görülmesinin yetersiz kalabileceğini gösteriyor. MÖ 9600–8200 arasındaki yaklaşık 1.600 yıllık süreçte Göbeklitepe’de anıtsal yapılar inşa edildi, yaşam alanları kullanıldı ve insanların ölüleri farklı yöntemlerle gömüldü. Şimdi ortaya çıkan iki gömü, bu büyük hikâyenin özellikle ölüm ve gömülme kısmına doğrudan bir pencere açıyor. Üstelik araştırma henüz son sözü söylemiyor. Dağınık insan kemiklerinin hangi bölümünün gömülerden doğal yollarla taşındığı, hangi bölümünün bilinçli uygulamalarla ilişkili olduğu ve farklı gömü geleneklerinin zaman içinde nasıl değiştiği konusunda yeni kazı ve analizlere ihtiyaç var.