mersinhakimiyet'in haberine göre Her iki bal türünün yapısal özelliklerine ve muhafaza süreçlerine de değinen Mustafa Ateş, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Doku ve yapısı bakımından süzme bal akışkan, sıvı ve homojen bir kıvama sahiptir. Filtreleme işleminden geçtiği için tortulardan arındırılmıştır. Petek bal ise katı ve mumlu bir yapıya sahiptir, bal altıgen gözlerin içindedir. Saklama ve donma yani kristalleşme sürecine gelirsek; süzme bal ısı değişikliklerine bağlı olarak zamanla doğal bir süreç olarak kristalleşebilir. Petek bal ise hücresel yapısı ve mum tabakası koruduğu için dış etkenlere karşı dirençlidir. Kristalleşme, donma ve şekerlenme süreci petek balda süzme bala göre daha yavaş gerçekleşir." Bal üreticisi Mustafa Ateş, bal hasadında dikkat edilmesi gereken teknik detayları ve iklim değişikliğinin arıcılık sektörü üzerindeki olumsuz etkilerini açıkladı. Hasat dönemindeki yanlış uygulamaların kovan içi yağmacılığa yol açabileceğini belirten Ateş, mevsim kaymalarının rekoltede ciddi düşüşlere neden olduğuna dikkat çekti. Bal türlerine ve bölgelere göre hasat takviminin farklılık gösterdiğini ifade eden Mustafa Ateş, doğru zamanlamanın önemini şu sözlerle anlattı: “Çiçek balı hasadı temmuz sonu ve ağustos ayında yapılır. Ben Ağustos'un 20'sinden sonra yapıyorum. Erken bölgelerde Mayıs, Haziran'da yapılıyor. Çam balı gibi geç hasatlar ise Eylül, Ekim aylarında yapılır. Nektar akımının azalmaya başladığı… yani 2 hafta, 3 hafta nektarın bitimine yakın o dönemde hasat yapılmalıdır. Nektar akımı tamamen bittikten sonra yapılırsa yağmacılık başlar." Hasat sırasında hava koşullarının arı davranışları ve bal kalitesi üzerindeki etkilerine değinen Ateş, ideal çalışma ortamını şöyle anlattı: “Günün erken saatlerinde veya akşamüstü hasat yapılmalıdır. Yağmacılığı, yani arıların diğer kovanlara saldırmasını önlemek için hava sıcaklığının 24 derece ile 30 derece arasında olması daha iyi olur. Süzme işleminin akışkan ve kolay olması için ortam oda sıcaklığının da oda sıcaklığı seviyesinde olması gereklidir. Hasat güneşli, kurak ve sakin havalarda yapılmalıdır. Yağmurlu, nemli, rüzgârlı havalarda arılar hırçınlaşır ve balın nem oranı yükselir." İklim değişikliğinin flora ve arı popülasyonu arasındaki hassas dengeye darbe vurduğunu vurgulayan Mustafa Ateş, konuşmasını şu uyarılarla devam etti: “İklim değişikliği ve buna bağlı yaşanan mevsim kaymaları, doğrudan doğruya hava koşullarına bağlı olan bal üretimini ve rekoltesini son derece olumsuz etkilemektedir. Arılar ile bitkiler arasındaki binlerce yıllık hassas biyolojik dengenin bozulması kovan başına alınan bal miktarında ciddi düşüşlere neden olmaktadır. Çiçeklenme dönemi mevsim kayması sonucu nektar kıtlığı oluşur. Yalancı bahar etkisi, kış aylarının mevsim normallerinin üstünde sıcak geçmesi bitkilerin erken çiçek açmasına neden olmaktadır." "İKLİM KRİZİ, KOVAN BAŞI BAL VERİMİNİ YARI YARIYA DÜŞÜRDÜ" Ateş, küresel iklim krizinin arıcılık sektörü üzerindeki yıkıcı etkilerini değerlendirdi. Kış sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi, zamansız sağanaklar ve 40 dereceyi bulan aşırı sıcakların bal rekoltesini uçuruma sürüklediğini belirten Ateş, kovan başı verimin geçmiş yıllara kıyasla 8 ila 13 kilograma kadar gerilediğini vurguladı. İklim krizinin arı biyolojisini ve florayı olumsuz etkilediğine değinen Mustafa Ateş, kış aylarındaki yalancı bahar etkisinin koloni dinamiklerini nasıl bozduğunu şu sözlerle anlattı: “Koloniler henüz kış uykusundan uyanmadan, salkımdan tam olarak çıkıp çoğalmadan bitkiler çiçeklerini dökmüş oluyor. Arılar bu nektar dönemini kaçırıyorlar o zaman. Arı popülasyonu zirveye ulaştığında ise çiçekler çoktan solmaktadır, nektar akışı azalmaktadır. Normal şartlarda kovan içinde dinlenmesi ve besin tüketimini minimumda tutması gerekirken, sıcak kış günleri yüzünden dışarı çıkmaktadır. Doğal yiyecek bulamayan arılar hem erken yaşlanmakta hem de kovan içindeki kışlık bal stoklarını hızla tüketerek açlıktan ölmektedirler."