Sezaryen, neslin soykırımıdır

Tıbbi zorunluluktan ziyade nesil soykırımı halini alan sezaryen doğumun Türkiye’de ulaştığı korkunç boyut, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın açıkladığı verilerle yeniden gündeme geldi. Batı’da yüzde 13 iken ülkemizde yüzde 53 oranına ulaşan sezaryen doğum hakkında uzmanlar, sezaryenin gelecek nesillerimize atılan atom bombası olduğunu, nüfus kırma politikası olarak uygulanan bu doğumlar konusunda kontrollerin sıklaştırılması gerektiğini ve küçük oranda olan zorunluluk halleri haricinde sezaryen doğumlarının önünün tamamen kesilmesi gerektiğini belirttiler.

29 Temmuz 2017 Cumartesi 07:19
Sezaryen, neslin soykırımıdır

Türkiye’yi hain planlarıyla esaret altına alamayan emperyalizm, tıp sektörünü kullanarak geleceğimizi yok etmeyi hedefliyor. ‘Nüfus planlaması’ gibi masum söylemler üzerinden nüfus kırma politikası yürüten karanlık odaklar, sezaryen doğum yöntemini Türkiye’de adeta silah olarak kullanıyor.

KORKUNÇ ORANLAR

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın eşl Emine Erdoğan’ın açıkladığı verilerle tekrar gündeme gelen sezaryen doğum oranları Hristiyan Batı ülkelerinde yüzde 13 seviyesindeyken Türkiye’de bu oran yüzde 53. Hanımların ikiden fazla çocuk doğurmasını engelleyen sezaryen doğum oranında Türkiye, OECD ülkeleri arasında ilk sırada. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uzun vadedeki nüfussal sorunlara karşın dile getirdiği “üç çocuk” politikasına karşı da tezatlık oluşturan sezaryen doğumun, olması gerektiği gibi yüzde 10 seviyesinin altına indirilmesi için geniş kapsamlı çalışmalar yürütülmesi bekleniyor. Uzmanlar, tıbbi zorunluluktan ziyade nesil soykırımı halini alan sezaryenin gelecek nesillerimize atılan atom bombası olduğunu, nüfus kırma politikası olarak uygulanan bu doğumlar konusunda kontrollerin sıklaştırılması gerektiğini ve küçük oranda olan zorunluluk halleri haricinde sezaryen doğumlarının önünün tamamen kesilmesi gerektiğini söylüyor.

SEZARYEN ÇOCUĞU ÖMÜR BOYU OLUMSUZ ETKİLİYOR

Akit’e konuşan AK Parti Konya Milletvekili ve TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Üyesi Dr. Hüsnüye Erdoğan,sezaryen ile normal doğum arasındaki bariz farkları anlattı. Normal doğum ile çocuğun doğarken anneden aldığı vücuda faydalı besinlerden, sezaryen doğumda mahrum kaldığını belirten Dr. Hüsnüye Erdoğan, “Çocuk, bu mahrumiyeti tüm hayatı boyunca çekiyor. Doğum yapan anne sütünün erken gelmesi de çok önemlidir. Normal doğumla annenin sütü hemen gelirken, sezaryen olan annenin sütü en az 72 saat sonra gelir. Sezeryan doğumda 3 gün boyunca anne sütünden mahrum kalan çocuk için ek besine ihtiyaç duyulur ve mama gibi gıda takviyeleri yapılır. Aşı gibi önemli olan anne sütü doğar doğmaz bebeğe verildiği zaman, çocuğun bedenini dış mikroplara karşı dirençli hale getirir, korur. Ama sezaryende böylesine büyük bir sorun da vardır. Annenin ikiden fazla çocuk yapmasını da engelleyen sezaryen, hem nüfus hem de çocuk sağlığı açısından hekimlerimiz ve anne adaylarımız açısından en son tercih olmalıdır.” dedi. Erdoğan, bebeğin ters gelmesi, aşırı kilolu olması, annenin kaza geçirmiş olması gibi zaruri nedenlerden dolayı sezaryenin yapılabileceğini aksi halde asla ve asla tavsiye edilmediğini aktardı.

ATOM BOMBASINDAN DAHA TEHLİKELİ BİR SOYKIRIM

Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Genel Başkanı Kemal Özer, zaruri olmaksızın uygulanan sezaryenin bir soykırım olduğunu ve nedensiz şekilde bu yola başvuran hekimlerin insanlık suçu işlediğini söyledi. Sezaryenin nüfus kontrol politikası neticesinde yaygınlaştırıldığını ifade eden Sağlık Hareketi Başkanı Özer, “Kamu hastanelerinde oran yüzde 35 iken özel hastanelerde yüzde 65-70’leri buluyor. Burada soygun var. SGK primlerini ödemese özellerde oran yüzde 5’lere kadar geriler. Doğacak olan çocuklar henüz 3-5 aylıkken engelli olacağını söyleyip kadınları sezaryene ikna ediyorlar. Yine bu anneleri ‘çocuğun suyu kalmamış’ diyerek erken doğuma teşvik ediyor ve 3-5 ay tutarak bu sayede gelir kazanıyorlar. Sezaryenin çok nadir sebepler nedeniyle yapılır ve oranı çok ama çok düşük kalır. Yüzde 15’leri geçiyorsa orada tıbbi durum değil soykırım vardır.” dedi. Sezaryen sorununun neslimiz için atomdan daha tehlikeli olduğunu vurgulayan Özer, şöyle devam etti: “Bu, Hiroşima’ya atılan bombadan daha tesirlidir. Hiroşima gibi vakalar süren sorunlar değildir, bir kez atıldı ve oradakileri imha etti. Ama sezaryen sorunu süregelen ve büyüyen bir sorundur. Sezaryen Türkiye’nin geleceği için bir kanayan yaradır ve bu yara bir an önce pansuman edilmelidir.”

SEZARYEN HEM ANNE HEM ÇOCUK İÇİN TEHDİT

Sağlık Sen eski Genel Başkanı ve AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Kaçar, Türkiye’de her iki doğumdan birinin sezaryen yöntemiyle yapıldığını ifade etti. Mahmut Kaçar, “Sezaryan maalesef Türkiye’de tıbbi bir zorunluluktan ziyade bir tercih veya yönlendirilen yöntem oldu. Normal doğumun faydalarını hekimlerimiz her yerde ifade ediyorken, sağlık açısından çok riskli olan sezaryenin popülerlik kazanması endişe verici bir durum. Son yıllarda yönlendirmeler nedeniyle veya normal doğumun faydalarının dikkate alınmamasından dolayı ülkemizde sezaryen doğumlar arttı. Her iki doğumdan biri sezeryan . Bu durum hem anne hem de bebek sağlığı açısından bütük tehdit. Bu konuda Sağlık Bakanlığımızın denetimlerini artırması, vatandaşlarımızın da tıbbi bir zorunluluk olmadığı takdirde normal doğumu tercih etmesi gerekiyor.” şeklinde konuştu.

FARUK ARSLAN

Haber Tarihi: 29 Temmuz 2017 Cumartesi 07:19