Kuriş ve Kuytul cevap versin
Kuriş ve Kuytul cevap versin
ALİ KARAHASANOĞLU
Alihan Kuriş’ten sonra Alparslan Kuytul ve eşi Semra Kuytul da tutuklandı.
Samimi olarak söylemem gerekirse, asla sevinç duymadım.
Nasıl sevinç duyabilirim ki?
Matiz isimli eşcinselliği savunan şarkıcı bozuntularının propagandaları, ilahiyat profesörlerinin çocukları tarafından bize yapılırken.
Müftü çocukları, sırf Erdoğan kendilerine iltifatta bulunmadı diye Ayasofya Camisi’nin ibadete açılmasına bile kulp takıyorlarsa.
Bir yandan bize dindarlık satmaya kalkan dindar gruplar, bir yandan da dindarları gerici olarak yaftalayanlarla kol kola girebiliyorlarsa.
Kur’an öğretimine hayatını adayan bir cemaatin başına bir şekilde geçen isim, edindiği mal varlığını izah edemiyorsa.
Bizim bu gelişmelerden sevinç duymamız nasıl mümkün olabilir.
“Kullandığım cep telefonu yok” diyen dini grup liderlerinin, bir başkasının adına daimi olarak kullandığı cep telefonu ortaya çıkıyorsa. Bir Müslümanın böyle yalanlar söylemesinden, biz nasıl sevinç duyabiliriz ki.
Veya Alparslan Kuytul için konuşacak olursak; neyi gizliyorlar ki bağlantılı derneklerindeki bilgisayarların hard disklerini söküyorlar? Ne olacağını zannediyorlar? Hard diskleri sökünce söyledikleri yalanlar millet tarafından gerçek gibi mi kabul edilecek? Yapılanın, Müslümanlığa güvenin sarsılmasından başka bir şey olmadığını uzun uzun izah mı etmemiz lazım.
Kaldı ki “Şu cemaate operasyon düzenleniyor, bu cemaate operasyon düzenleniyor” algısı oluşturmak için eleştiriler getiren ve son bir hafta içinde tutuklanan iki isme de sormak istiyorum:
Dünkü Cumhuriyet gazetesinin manşeti “Devlet ibadet dayatamaz” şeklindeydi.
Alihan Kuriş ve Alparslan Kuytul’a tek kelimelik itiraz getirmeyen, cumhurbaşkanlığı seçiminde de bu iki ismin karşı çıktığı Tayyip Erdoğan’ı devirmek isteyen Cumhuriyet gazetesi, bu başlığı niçin atıyor?
Milli Eğitim Bakanlığı’nın 12 Şubat’ta yayımladığı “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” adlı genelgeye karşı, Laiklik Meclisi üyesi N.T. ve U.T. adlı velileri, yürütmenin durdurulması ve iptali istemiyle Danıştay’da dava açmışlar.
Veliler açtıkları davanın “hiç kimsenin bireysel inanç ve ibadet özgürlüğünü yerine getirmemesine yönelik bir talep içermiyor” vurgusu ile hazırlandığını belirtmişler. Sonuçta istedikleri; devletin inanç ve ibadet alanında tarafsız kalması, kamusal hizmetlerin sağlanmasında ve eğitim-öğretim faaliyetlerinin yürütülmesinde devletin tüm inanç gruplarına karşı eşit mesafede (tarafsız) durması ve eğitimin demokratik, laik ve bilimsel temellerden uzaklaştırılmaması imiş.
Ne güzel de, kendilerini ‘din karşıtı’ değilmiş gibi kamufle ediyorlar.
Alihan Kuriş’e soruyorum, hem de Alparslan Kuytul’a.
Eleştirdiğiniz, yerden yere vurduğunuz, ülkenin cumhurbaşkanlığı koltuğunu çok gördüğünüz Tayyip Erdoğan, atadığı Milli Eğitim Bakanı aracılığıyla okullarımızda Ramazan etkinlikleri düzenlettiriyor.
Sizin birlikte yol yürüdüğünüz laikçiler ise Ramazan etkinliklerinin iptal edilmesini istiyor.
Buyrun cevap verin! Tabanınızdaki her bir alnı secdeli insanın gözünün içine bakarak cevap verin.
Siz de Ramazan etkinliklerine karşı mıydınız?
Biz o zihniyetin, 28 Şubat sürecinde başörtüsünü nasıl yasaklattığını çok iyi biliyoruz. Biz bu zihniyetin Cuma namazı saatine ders koyduğunu, çalışan işçiler ve memurlar için “çalışmak da ibadettir” diyerek, insanları ibadetten nasıl alıkoyduğunu çok iyi biliyoruz.
Şimdi Milli Eğitim Bakanlığı bir Ramazan genelgesi yayımlamış ve Ramazan aylarında Türk toplumunun örf ve adetlerini yeni nesillere aktarmak için okullarda etkinlik düzenlenmesini talep etmiş.
Hristiyanların Noel’ini kutlayan okullarımızdaki etkinliklere, küçücük bir itirazı olmayan laikçi velilerimiz, şimdi Ramazan etkinliklerine itiraz ediyorlar ve “Devlet kimseyi ibadete zorlayamaz” diyorlar.
Aynı iddiayı Noel için de söyleseydiler, daha vahimini söyleyeyim; artık hepimiz için normalleşmiş olan ve Hristiyanlarda kutsal sayıldığı için bizde de tatil edilen Pazar günü için “Devlet vatandaşa Pazar günü tatil ilan edemez” demiş olsaydılar.
Veya Cumartesi günü Yahudilerin kutsal günü olduğu için “Yahudilerin kutsal gününde devlet zorla tatil yapamaz” demiş olsaydılar, şimdi Ramazan etkinliklerine itiraz ettiklerinde de, kendilerine bir sözüm olmazdı. Ama Hristiyanların kutsal gününde devlet tatile giriyor, itiraz yok, Yahudilerin cumartesi gününde millete zorla tatil yaptırılıyor, itiraz eden yok; Ramazan etkinliklerinde çocuklarımıza “iyilik yapın, insanlara yardımcı olun” tavsiyeleri gündeme gelince, laikçi şirretler mahkemeye koşuyor.
Şimdi sorum Alihan Kuriş’e, şimdi sorum Alparslan Kuytul’a: Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Toz kondurmadığınız CHP’liler bu davayı açıyorlar. Toz kondurmadığınız Cumhuriyet gazetesinin manşeti bu başlıkla çıkıyor.
Hedef tahtasına koyup sabahtan akşama kadar saldırdığınız AK Parti ise bu laikçilerin saldırısına maruz kalıyor.
Alihan Kuriş bu konuda ne düşünüyor? Laikçiler mi haklı, AK Parti’nin Milli Eğitim Bakanı mı?
Alparslan Kuytul ne düşünüyor, gerçekten Ramazan etkinliklerinde devlet çocukları ibadete mi zorlamış oluyordu?
Bir avuç laikçi velinin talep ettiği üzere Danıştay Ramazan genelgesini iptal mi etmeliydi?
Laf yarıştırmak veya kısır döngüye dönüşecek tartışmalar için bu soruları yöneltmiyorum. Samimi olarak soruyorum ve muhataplarından da samimi olarak cevap bekliyorum.
Saldırdıkları dindar insanlar bu ülkede ibadet özgürlüğünü her kesime sağlamak için canla başla çalışırken, bir avuç laikçi kesim ise ibadetlerin yasaklanmasını arzu ediyor. Bu yasağı da açık ve net olarak dillendirmeyip, dini hangi ritüel varsa bunların okullarda engellenmesi gerektiğini savunarak amaçlarını gerçekleştirmeye çalışıyor.
Tabanda Kur’an öğreten Alihan Kuriş, nasıl oluyorsa Kur’an öğretiminin yasaklanmasını isteyenlerle birlikte hareket ediyor; sandıkta onlarla birlikte aynı isimlere oy veriyor, bunu gizlemiyor, saklamıyor.
Kur’an’ın emirlerini hayatımıza düstur edinmemiz gerektiğini söyleyen Alparslan Kuytul, Kur’an’ın tümüyle hayatımızdan çıkarılması gerektiğini söyleyenlerle birlikte dindar yöneticileri her türlü hakarete muhatap ediyor. AK Parti’ye yaptıkları eleştirilerin bir tanesini CHP’ye yöneltmiyorlar. AK Parti’yi yerden yere vururken, cemaatlerine CHP’ye oy vermeleri için çağrıda bulunuyorlar.
Bunun için kendilerine operasyon yapıldığı iddiasında bulunanlara da hatırlatayım: Farklı bir siyasi partiye oy verildiği için bir cemaate operasyon düzenlenecek olsa, bu seçimin ertesi ayında yapılırdı. 2018 seçimlerinde de 2019 seçimlerinde de, Süleymancılar da Alparslan Kuytul da çok açık ve net olarak AK Parti’ye oy vermeyeceklerini deklare etmişlerdi. Ama her iki seçimin de sonrasında iki gruba da herhangi bir operasyon yapılmadı.
Hatta 2023 seçimleri öncesinde de, 2024 mahalli seçimleri öncesinde de bu iki grup yine siyasi iktidara eleştiriler getiriyor, ama din karşıtlığı tescillenmiş partilere tek kelimelik itirazlarda bulunmuyorlardı.
2024 mahalli seçimlerinin üzerinden iki yıldan fazla zaman geçti. Eğer seçim odaklı bir operasyon olsaydı, bu kadar beklenir miydi?
Operasyon kesinlikle, bu iki grubun ticari faaliyetlerindeki sakatlıklara yöneliktir; dindar gruptan toplanan hayır paralarının amaç dışında kullanılmasından kaynaklıdır.
AHBAP Derneği depremzedelere dağıtılmak üzere para toplayıp, dernek başkanının kumar borcunu kapatmakta o paraları kullandığında nasıl ki gözaltına alınıp tutuklanıyorsa; aynı şekilde dini referanslarla hareket ettiğini iddia eden gruplar da, topladıkları zekat veya kurban paralarını amaç dışında kullandıklarında o operasyonla muhatap olmaları doğaldır.
Allah bizleri doğru yolundan ayırmasın.
Dini istismar eden, dini kavramları şahsi çıkarları için kullanan insanlardan bizleri uzak kılsın.