Peki, öğleden sonra ne yapacağız?
Peki, öğleden sonra ne yapacağız?
MUHAMMET KUTLU
Terör devleti İsrail'in Sefarad Başhahamı David Yosef, Batı Kudüs'teki Gush Katif Müzesi'nde yaptığı konuşmada, İsrail'in tüm Filistin topraklarının sahibi olduğunu ileri sürerek Gazze'nin tamamen yok edilmesini istedi.
“Kutsal olan, tüm Gazze'yi yok etsin, biz de oraya geri dönelim” diye dua eden Yosef,nefret dolu bir yorumda bulunarak “Kendilerine Filistin halkı diyorlar, ama onlar halk değil. Hiçbir zaman bir halk olmadılar ve hiçbir hakları yok” ifadelerini kullandı.
Yıllardır soykırımlarla, hukuksuz ve insanlık dışı savaşlarla bölgeyi kan gölüne çeviren İsrail’in soykırım suçlusu Başbakanı Binyamin Netanyahu, işte bunun gibi hahamlara gidip dua istiyor, nasihat alıyor.
Bunlar öyle gerçeklik algısını kaybetmiş insanlar ki, (lafın gelişi) Netanyahu, Chabad-Lubavitch hareketinin lideri Haham Menachem Mendel Schneerson ile 19 Kasım 1990 tarihinde New York'ta karşılaştığında, kendisinden “onay ve kişisel yardım” yani siyasette yükselmek için dua istemişti.
Haham Schneerson ise “Son görüşmemizden bu yana birçok şey ilerledi. Ancak değişmeyen bir şey var; Mesih hâlâ gelmedi. Günün bitmesine daha birkaç saat var, o yüzden onun bugün gelmesini sağlamak için bir şeyler yap!” demişti.
Netanyahu bu talep üzerine tebessüm ederek “Yapıyoruz, yapıyoruz” şeklinde yanıt vermişti.
İşte Binyamin Netanyahu ve ekibi yıllardır “Mesih’in bir an önce gelmesi için”, Evangelistlerin dediği gibi haşa “Tanrı’yı kıyamete zorlayıp”, Mesih’i yollamasını sağlamaya çalışıyorlar.
Bu yüzden Gazze’de taş taş üstünde kalmamış yerlerde kurdukları naylon çadırlarda aç bilaç yaşama tutunmaya çalışan mazlumları bir daha, bir daha bombalıyorlar.
Özellikle hamile kadınları ve bebekleri öldürüyorlar. Bazı zamanlarda yardım tırlarının Gazze’ye girmesine izin verip, tırların etrafına mazlumlar üşüşünce bombalayıp iğrenç zafer çığlıkları atıyorlar.
Çok ama çok büyük zulümlere imza atıyorlar.
Allah her şeyi görüyor. Bir de annesini babasını, ailesini kaybetmiş yetimlerin dinmeyen gözyaşları ve Allah’a yakarışları var.
Tüm ailesini kaybetmiş kötürüm ninelerin, günlerdir kursağından hiçbir şey geçmemiş yaşlı dedelerin o çaresizlik içinde başını göğe kaldırıp ettikleri beddualar var…
İşte bunları düşününce, İsrail'in Türkiye sınırına 70 kilometre mesafedeki Suriye hava üssünü bombalaması ve Türkiye’yi hedef alan açıklamaların altında ilahi bir hesap olabileceği akıllara geliyor.
Yani “Eceli gelen köpek cami duvarına bevleder” sözündeki hikmet gerçekleşmek üzere olabilir gibi geliyor insana…
Bu soykırımcı terör devleti, dünyanın en büyük küresel finans devleri, savaş baronları, süper güçlerinin arkalarında olmasından cesaret alıp Türkiye’ye gerçekten sataşır mı sataşır.
Sonuçta Allah’ın dediği olur. Kader çizgileri burada bitiyorsa yapacak bir şey yok demektir.
ABD eski istihbarat subayı Scott Ritter katıldığı bir YouTube programında konuya ilişkin söyledikleri tam da bu durumu özetliyor aslında. İşgalci İsrail hükümetinin üst düzey üyelerinin artık İran yerine Türkiye'yi en büyük tehdit olarak gördüğüne dikkat çeken Ritter, “İran'ın bir numaralı tehdit olduğunu söylemeyi bıraktılar ve artık Türkiye'nin bir numaralı tehdit olduğunu söylüyorlar. Ve Türkiye belki de bir numaralı tehdittir, çünkü İran İsrail'e füzeler fırlatabilirken, Türkiye Suriye-Türkiye sınırına tümenler yerleştirebilir. Ve Türklerle savaşmak istemezsiniz” dedi.
İsrail'in Türklerle doğrudan karşı karşıya gelmesi durumunda yeryüzünden silineceğini belirten Ritter, “İsrail, Türklerle doğrudan karşı karşıya gelirse başının büyük belada olduğunu biliyor. Bu yüzden bunu önceden engellemeye çalışıyorlar; Türkler oraya ulaşmadan önce bir Suriye üssünü vurarak bunu yapmaya çalıştılar. Bunun işe yarayacağını düşünmüyorum. İsrail'in Türklerden korkmak için bir nedeni var mı? Evet. İsrail Türklerden korkmalı mı? Umarım öyledir” sözleriyle uyarılarda bulundu.
İsrail’in boyuna posuna bakmadan Türkiye’ye “gel gel” yapması, bana yıllar önce okuduğum İsrailli yazar Ephraim Kishon’un “Peki Öğleden Sonra Ne Yapacağız?” isimli, mizahi öykü/hiciv kitabını hatırlattı.
İsrail'in dünyanın dört bir yanından gelip bir arada yaşamaya çalışan insanların oluşturduğu kaotik toplumu inceleyen kitabın ismi ise bu ülke müsveddesinin coğrafi olarak çok küçük olmasına yapılan bir göndermeydi.
Hikayede bir karakter, arkadaşına “Sabah tüm ülkeyi gezelim” der ve ardından şu soru gelir: “Peki öğleden sonra ne yapacağız?...”
İsrail kaşınıyor olabilir. Türkiye’ye bulaşmak istiyor olabilir. Ama koskoca şanlı Türk Ordusu’nu harekete geçirdikten sonra devamında ne olacağı iyi hesaplanmalı.
Bu açıdan Türk ordusunun İsrail’de “Öğleden sonra ne yapacağı” güzelce planlanmalı.