• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
TÜM YAZILARI

Osmanlı kadınının el ve gönül hüneri

02 Nisan 2016
A


Yavuz Bahadıroğlu İletişim: [email protected]

Osmanlılar kadını “ince”, “temiz”, “ zarif”, “nahif”, “nazik”, “marifetli”, “mahir”, “hünerli” (bu kelimelerden bazıları çoktan unutuldu) ve “becerikli” idi…

Onaltıncı Yüzyıl gezginlerinden Canaye’e (Le Voyage de Philippe du Fresna-Canaye, ed. M. A. Hauser, Paris, 1897) bunun altını özenle çiziyor, “Osmanlı kadını ince zevkli ve beceriklidir” diyor…

Lady Montagu (meşhur Briefe aus dem Orient) ise, Osmanlı kadınının zerafet ve güzelliğine dikkat çekiyor: “Osmanlı kadınları arasında zarif ve güzel olmayan kadın görülemez; bütün Hıristiyanlık âlemi, en zarif kadınların İngiliz Kraliyet Sarayında olduğunu düşünse de, orada bile bu kadar zarif kadın yoktur.” 

D’Ohsson ise, Osmanlı kadınlarının elbiselerindeki sadelik, zarafet ve asaletle iftihar edebileceklerini belirtiyor: “Güzel şekiller, siyah ve parlak gözler, sağlıklı hareketler, uyumlu renkler, aşırıya kaçmayan ziynetler ve her şeyden önemlisi zarafet, bu ülkenin kadınlarını Avrupalılardan ayırır.” 

Hepsi bu kadar değil…

Julia Pardoe, Olivier, Gautier, La Borenne Durand de Fontmagne, Edmondo de Amicis başta olmak üzere, birçok Avrupalı seyyah (gezgin), yukarıdakilere benzer tespitler yapıyor.

En başta Lady Montague, Julia Pardoe ve Lucy Garnett gibi Batılı kadınların gelip görerek yazdıklarına göre, Osmanlı kadını, “Oryantalist kaynaklarda gösterildiği gibi pasif, zayıf, Harem’de tutsak, sadece bir zevk aracı değil, aksine aktif, güçlü ve toplumda çok önemli yere sahip”tir.

Bunların tümünün özeti çıkarılırsa, Osmanlı kadınlarının “özgürlük”, “incelik”, “temizlik”, “ zarafet”, “nezaket”, “marifet”, “maharet”, “beceri” ve “hüner” açısından, tüm dünya kadınlarına örnek oldukları sonucu çıkar…

Osmanlı kadınının giyim-kuşamı dönem dönem Avrupa’da “moda” olmuş, Avrupalı kadınlar Osmanlı kadın kıyafetini taklit etmişler, ancak “hüner”lerine hiçbir zaman ulaşamamışlardır. 

“Hüner” kelimesi sihirli kelimedir! Bir işte gösterilen incelik ve beceriklilik, maharet, ustalık, marifet anlamına geldiği gibi, kişinin öğrenme ve kavrama yeteneğine bağlı olarak, bir işi başarma, bir işlemi amaca uygun olarak sonuçlandırma anlamına da gelir…

Osmanlı kadını böyleydi: Aile efradının giyeceklerini kendi diker, üstelik kumaşı da kendi dokurdu (rahmetli annemin bir kumaş tezgâhı vardı). Bunun için gerekli olan bitkileri elleriyle yetiştirirdi. Sonra onları harmanlar, muhtelif âletler kullanarak ipliğe dönüştürür, tezgâha yerleştirir ve şahane giysiler dokurdu…

Nihayet onları dikerdi. Hatta ayakkabı bile yapardı.

Bunlar “el hüneri” gerektiren işlerdi. Ama bir de “gönül hüneri” var ki, bunu günümüz kadınlarına anlatmak son derece zordur. Kısaca, “mutlu ederek mutlu olmak” şeklinde özetleyebiliriz. 

Bu da müthiş bir “fedakârlık” gerektirir.

“Yuvayı dişi kuş yapar” sözü, bu fedakârlığın özü ve özeti gibidir.

“Özgürlük olmadan mutluluk olmaz, eski kadınlarımız özgür değildi” diyecek olanlara cevabı, 30 Aralık 1835’te İstanbul’a gelip uzun süre kaldıktan sonra, Türkiye hatıralarını “The City of the Sultan and Domestic Manners of the Turks” isimli kitabında yayınlayan meşhur İngiliz edebiyatçı Julia Pardoe (Lady Montague’dan sonra Türkiye’yi en iyi tanıyan ikinci yabancı)versin:

“Hepimizin inanmaya yatkın olduğu üzere özgürlük mutluluksa, Türk kadınları en mutlu kadınlardır, çünkü tüm imparatorluktaki en özgür insanlar onlardır.” 

Bu konuda da efsaneler başka, gerçekler bambaşkadır. Gerçek şu ki, biz dahi ninelerimizi Batılı yazarların sunduğu şekilde algılıyoruz. Onlar gibi biz de Osmanlı kadınını “egzotik” ve “ezilmiş” olarak görüyoruz. “Tüm hakları Atatürk verdi” zannediyoruz. 

Bu doğru değil. Çünkü Osmanlı kadını yüzyıllar öncesinden hak-hukuk sahibidir. Meselâ “evlilik sözleşmesi” yapabiliyor, boşanma hakkı dâhil olmak üzere istediği şartları sözleşmeye koydurabiliyor, kocasına dava açabiliyor (bu konuda çok örnek var), mal-mülk edinebiliyor (o kadar ki, karısından izin almayan koca, kendi malları üzerinde tasarrufta bulunamıyor). Miras hakkı da var…

Düşünün ki, 1882’ye kadar, evli bir İngiliz kadının boşanma hakkı dâhil, hemen hemen hiçbir hakkı yoktur. Mal-mülk edinmez, kocasının mirası kadına intikal etmez, kendi adına dava açamaz, eskaza boşanmayı başarsa bile çocuklar asla kendisine verilmez…

Aydınlarımız ninelerine iftira atmaktan vazgeçmeli.

 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23