ÜMMETİN FİDANLARI
İslam’ı yeryüzüne hâkim kılma projesinin sahibi Allah’tır. Projenin yürütme görevlisi ise kullarıdır. Kullarından bazılarını da özel olarak bu proje için hazırlamaktadır, Rabbimiz. Bu müjdeyi veren Rasulullah, ümmetinin fidanları yarışsın ve çoğalsın istemektedir. Fidanlık mevsimi geçmeden özel proje grubuna girmek için var gücü ile çalışan bir ümmet sırtı yere gelmeyecek bir ümmettir. O fidanlık mevsimi de gençliktir.
Seçme Yazı/Salih EĞRİDERE
Şartlar ne olursa olsun, kâinatın mutlak galibi Allah Teâlâ’dır. Hiçbir güç, O’nun önünden de yanından da geçemez. Dini olan İslam da yeryüzünün yegâne hâkimi olacaktır. Müslümanlar da bu uğurda gayret etmeli ve insan kudreti ile yapabileceklerinin azami halini ortaya koymalıdır. Bakara sûresinin 193 ve Enfal sûresinin 39. ayetleri bu zorunluluğu apaçık bir şekilde bildirmektedir.
Allah Teâlâ dilese bütün insanları İslam dininin bir ferdi olarak yaratabilirdi. Ne var ki hikmeti ve imtihanı gereği İslam’ı tek din olarak yeryüzüne egemen hale getirmeyi kulları üzerinden planlamıştır. Bu yüzden sayısını sadece Allah’ın bileceği, bütün isteklerini anında yerine getiren melekleri varken Âdem aleyhisselamı dünyaya adeta temsilcisi olarak göndermiştir. (Bakara, 30) Böylelikle yeryüzünün imar edilmesi görevi insana verilmiştir.
Müslüman olan herkes kendini dininin temsilcisi görmeli ve bu dini hâkim kılma hedefinin bir parçası olmalıdır. Her ne kadar dinini dert edinmiş olanlar azınlık da olsa proje Allah’ın projesi olduktan sonra korkulacak bir durum yoktur. Sonuç da sevindirici bir sonuç olacaktır. Tam bu noktada, terleten bir yaz gününde hararetimizi alsın diye sunulan buz gibi bir şerbet misali gönüllerimize ferahlık veren bir hadisi hatırlamak isabetli olacaktır. Sünen-i İbni Mace’nin sekizinci hadisinde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: “Allah, bu dinde fidanlar eker, onları kulluğunda kullanır.” Hadis sahihtir ve kıyamete kadar geçerliliğini koruyacaktır.
Hadis, mecâzî bir ifade ile söylenmiştir. Fidanlar, ormanlık alan oluşsun diye dikilmiş ince odun parçacıkları değildir. Fidanlar, Rabbimizin dinini ayakta tutmak için özel olarak hazırladığı kullarıdır. Fidan kelimesi hadisin kilit sözcüğüdür. Ağaç değil de niçin fidan sorusunu sormamız gereken bir durumla karşı karşıyayız. Neticede fidan da ağaç olacaktır. Ancak ağacın ağaç olabilmesi için önce fidanı dikilmelidir ve nasıl fidan büyüyerek gelişerek ağaçlaşıyor ve esas fonksiyonunu icra ediyorsa Allah’ın bu özel kulları da küçüklüğünden itibaren bu proje için hazırlanmaktadır. Hem de Allah tarafından... Vakti gelince de büyümüş ve gelişmiş olarak görevini tamamlayacaktır.
Kulluk bütün Müslümanların ortak paydası iken Allah’ın bazı fidanlar seçip onları ayrıcalıklı hale getirmesi hiç şüphesiz nasip meselesidir. Nasip kadar da istek meselesidir. Bütün kullar bu seçilmişliğe adaydır. Erkek de kadın da fidan olabilir. Hadis fidan olmayı bir cinse daraltmamıştır. Önemli olan fidan olmaya müsait bir kıvamda olmaktır. Allah’ın ektiği fidan olmayı canı gönülden istemekle birlikte “Beni rabbim özel olarak yetiştiriyor” mantığını hissedip bu duyguların üzerine kurulu bir hayatın sahibi olmak gerekir. O’nu temsil makamında durmanın sorumluluğu ile hareket edilmedikten sonra fidanlar çürür gider.
Hadis-i Şerif, “Bu din yarı yolda kalacak bir din değildir; Allah bir kulunu çıkarır, dinini kıyamete kadar taşır” vurgusunu sarih bir şekilde yapmaktadır. Şu kadar ki bu vurgu bizi “Ne de olsa biri çıkıp bu işi yapacak; biz de kendi işimize bakalım.” düşüncesine sevk etmemelidir. Bilakis, “Biri çıkacaksa o kişi ben olmalıyım” sloganına yönlendirmelidir. Zaten hadis de o fidan siz olun diye gizli bir mesaj vermektedir. Aslında bundan büyük bir mutluluk da yoktur. Allah, bir kulunu adeta kendi elleri ile yetiştirip cennetinin başköşesi için hazırlıyor. Bu bir de peygamberlerine nasip olmuş seviyedir. Peygamberler de bu fonksiyon ile yeryüzüne gönderildi. Fidanlar da aynı projenin bir parçası olarak kendi asırlarının nübüvvet ruhunu canlı tutmaktadırlar. Şu kadar ki kendilerine vahiy gelmiyor.
Bir başka ayrıntı da fidanların kullanılmasıdır. Kullananın kim olduğu tekrar düşünülmelidir. Fidanları kullanan bir insan mıdır yoksa bütün insanlığın sahibi olan mıdır? Allah’ın kendisine ilham etmesi ile hareket edenle bir insanın direktiflerine göre iş yapan bir olur mu? Gören gözü de atan eli de işiten kulağı da Allah’ın yönlendirmesi ile olan biri kullukta yakalanabilecek son noktayı yakalamıştır peygamberlikten sonra. Allah zaten kulluk için yaratmıştı herkesi. Birileri kulluğunu yapıp yapamayacağını düşünürken Allah’ın bizzat kendi ektiği bu fidanlara da sahibi tarafından özel olarak kulluk yaptırılmaktadır. Bu da hadis-i şerif yeniden dikkatle okunduğunda yakalayacağımız bir gerçektir.
İslam’ı yeryüzüne hâkim kılma projesinin sahibi Allah’tır. Projenin yürütme görevlisi ise kullarıdır. Kullarından bazılarını da özel olarak bu proje için hazırlamaktadır, Rabbimiz. Bu müjdeyi veren Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, ümmetinin fidanları yarışsın ve çoğalsın istemektedir. Fidanlık mevsimi geçmeden özel proje grubuna girmek için var gücü ile çalışan bir ümmet sırtı yere gelmeyecek bir ümmettir. O fidanlık mevsimi de gençliktir.
(‘Genç Doku’ dergisinin
51. sayısından alınmıştır.)
Sahibi Allah olduktan sonra
İslam’ın ha bütünü ha parçası
İslam’ın bütününe karşı bir saldırı veya toptan İslam’ı reddetmek bütün Müslümanların dikkatini çektiği halde, bütünün parçalardan oluştuğu gerçeğine dikkat edilmemektedir. Basit bir yapıda bile parçalar bütün gibi yer tutarken, tamamı Allah’a ait olan bir dinden taviz verilebilecek parçalar, feda edilmesinde sakınca görülmeyecek unsurlar olarak tasavvur edilebilir mi? Kur’an’ı kabul etmemekle Kur’an’dan bir ayeti kabul etmemek ne kadar farklı şeylerdir ki. Bunu kabul etmiyorum demekle, ‘Buna inanıyorum ama...’ diye başlayan şüpheleri dillendirmek ne kadar farklıdır?
Yıkmak ve altını oymak... Hangisi tehlikeli, hangisi basit?
Bu açıdan tahlil edildiğinde şu hususları İslam’dan çıkma, onu reddetme tehlikesi olarak ele almak zorundayız:
¥ Dinle ve dine ait olduğu kesin olan bir hükümle istihza edip, eğlenme. ¥ Allah’ın hükmünün sabit ve açık olduğu bir meselede, beşeri bir hükmü benimseyerek kabul etme. ¥ Allah ve Resûlünün var dediğini yok, yok dediğini var sayma. ¥ Nübüvvet iddia etme veya böyle bir iddiası olanı destekleme, ona inanma. ¥ Yahudi ve Hıristiyanların kâfir olmadıklarına inanma. Üç dinin eşitliğine inanma. ¥ Muhammed aleyhisselama iman etmeden de cennete girilebileceğine inanma. ¥ Sihir ve kehanet ile uğraşmayı mübah görme. ¥ Allah’ın haram dediğine helal, helal dediğine haram deme. ¥ Ashabı kiramı bütünden itham etme. ¥ Mushafla alay etme, onu tahkir etme.
Dünden Bugüne
Osman Gâzî’den
Orhan Gâzî’ye tavsiye
Osman Gâzî, Orhan Gâzî’ye, Osmanlı Devleti’nin temel harcı mâhiyetindeki şu vasiyet ile son îkâzlarını yaptı:
“Oğul! Biricik vasiyetim şudur ki, Allah buyruğundan başka bir iş işleme! Bilmediğini ehlinden sorup öğren! İyice öğrenmediğin bir şeyi yapmaya kalkışma! Askerlerine in’âm ve ihsânını eksik eyleme! Bil ki insan, ihsânın kuludur.
Oğul! Dîn işlerini her şeyden öne al! Çünkü bir farzın yerine getirilmesini sağlamak, dîn ve devletin güçlenmesine sebep olur! Bunun için ulemâya hürmette ve onların hakkına riâyette kusûr etme ki, şerîat işleri düzgün yürüsün!
Nerede bir ilim ehli duyarsan, ona rağbet et; ikbâl ve yumuşaklık göster! Ancak dînî gayreti olmayanları, sefih hayat yaşayanları ve tecrübe edilmeyen kimseleri, sakın devlet işine yaklaştırma! Zîrâ yaratanından korkmayan, yaratılanlara merhamet etmez!”
Peygamberimizin
Hayatından
Cabir bin Abdullah anlatıyor: Bir adam ölmüştü. Adamı yıkayıp kefenledik. Sonra, namazını kılsın diye Peygamber aleyhisselamın huzuruna getirdik.
“Kılacak mısınız?” dedik.
Bir adım ilerledi ve dedi ki: “Borcu var mıydı?”
“İki dinar vardı” dedik.
Bunun üzerine kenara çekildi.
Ebu Katade, borcu üstlendi. Tekrar cenazeyi getirdik. Buyurdu ki: “Ölünün borcu düştü mü şimdi?”
“Evet” dedik. Namazı kıldı.
Bir gün sonra:
“İki dinar ne oldu?” diye sordu.
Ebu Katade: “Daha dün ölmüştü” dedi.
Ertesi gün tekrar sorunca, “Ödedim” dedi.
O zaman buyurdu ki: “Şimdi kabri soğudu işte!”
(Ahmed, 14009)
Vahyin
Dilinden
“Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz...” (3 Âl-i İmrân, 103)
Allah
Rasulü’nden
Peygamberimiz buyuruyorlar ki: “İmkanı olduğu halde borcunu ödemeyip geciktirmek zulümdür.” (Buhari, İstikraz,12) Efendimiz (sas) “Allah’ım! Borçtan Sana sığınırım.” diye dua dua yalvarıyor. Sahabe “Ne kadar da çok bu duayı yapıyorsun” dediklerinde; “Kişi borçlanınca çok konuşur ve yalan söyler; söz verir ama sözünde durmaz.” (Buhari, Ezan, 149)







