• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

Ramazan’da kuduranlar!

25 Şubat 2026
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

Ramazan’da kuduranlar!
YAŞAR DEĞİRMENCİ

Ramazan etkinliklerine “şeriat geliyor” diye veryansın ediliyor. Neden? Çünkü güç ellerinden gittiği için korkuyorlar. Yıllarca dindarlara kan kusturdular, başörtülü anneleri aşağıladılar, sakallı babaları hor gördüler, camileri depo yaptılar. Askeri kanat da; çocuklarının yemin törenine bile başörtülü annesini, sakallı babasını sokmadılar, ağlattılar, zalimliklerinin zulmünü gösterdiler. Şimdi ise dindar insanların elinde güç olunca, aynı zulmün kendilerine uygulanacağından dehşete kapılıyorlar. 

Geçmişte oruç tutan öğrencileri fişleyen, namaz kılanları disipline veren aynı zihniyet, bugün Ramazan sofrası fotoğrafı paylaşımını bile “dinselleştirme” diye yaftalıyor. Bu ikiyüzlülüktür. Noel etkinliklerine, Cadılar Bayramı’na ses çıkarmayanlar, Zina’ya davet olan “sevgililer günü”nün çiçeğini alanlar, Ramazan’da “laiklik elden gidiyor” diye ayaklanıyor. Çünkü Noel Batı’dan, Ramazan ise bu milletin özünden geliyor.


Müslüman bakışıyla bakıldığında, bu tepki tamamen ideolojiktir. Laiklik maskesi altında saklanan şey, Müslüman halkın değerlerine karşı derin bir kin ve nefrettir. Onlar için Ramazan etkinlikleri, çocuklara merhamet, yardımlaşma, sabır gibi değerleri öğretmek değil; “İslam’ın okullara sızması”dır. Oysa bu etkinlikler gönüllüdür, kimse zorlanmaz, oruç tutmayan kantinden faydalanır. Ama onlar, kendi dönemlerindeki baskıyı hatırladıkları için, her manevi adımı tehdit olarak algılıyor. Zalimlerin zulmü her zaman var!

Türkiye Müslüman bir ülkedir. Bu devletin temelleri, “Allah Allah” nidalarıyla cephede şehit düşenlerin kanı üzerine kuruldu. Allah’ın adıyla çarpıştı, vatanı kurtardı. O askerlerin torunlarının bugün okullarda Ramazan’ı anmalarından duyulan rahatsızlık “Din Karşıtlığı”dır! Kökleri kabul etmemek, milletin manevi damarını kesmektir. Hiç mi kutsalınız yok. İnsan değil misiniz? Yoksa insan suretinde şeytan veya şeytanlaşmış mahluklardan mısınız? Sizler sığınılacak şu ayette geçen gruba mı giriyorsunuz?


 “...Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım. Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.” (40 Mü’minûn 97)

Bu topraklar, asırlardır Müslüman’dır. İman bu milletin mayasıdır. Eğitimde manevi değerleri yok saymak, milleti kökünden koparmaktır. Ramazan etkinlikleri, tam tersine, genç nesle kendi kültürüne aidiyet duygusu aşılar. Oruçla empati, iftarla paylaşma, teravihle birliktelik öğretilir. Özünü, değerlerini kaybedenler için halkın inancı “cahillik”, manevi değerler “gericilik”tir. Bu zihniyet, halkı hor gören Jakoben geleneğin devamıdır. Kendilerini “aydın” ilan ederler, ama halkın değerlerini anlamaz, kabul etmezler. Ramazan etkinliklerine “Anayasa’ya aykırı” derken, aslında milletin çoğunluğunun inancına aykırı olduklarını, değerlerimizin düşmanı olduklarını itiraf ederler.



Eğitim sadece bilim ve teknik değildir. Ahlak, vicdan, merhamet de eğitimin parçasıdır. Ramazan, bu değerleri en güzel şekilde öğretir. Çocuklar oruçla sabrı, iftarla paylaşmayı, teravihle cemaati öğrenir. Bu, laikliğe aykırı değil; aksine, Anayasa’nın milli ve manevi değerleri koruma emriyle uyumludur. Seküler zihniyet, “eğitimi dinsizleştirmek” ister. Ama din, bu milletin kimliğidir. Onu dışlamak, milleti kimliksizleştirmektir. Ramazan etkinlikleri, gönüllü ve kültürel ağırlıklıdır. Eleştirenler gerçeği görmek istemeyen körlerdir! 

Milletin değerlerine sahip çıkma zamanı

Ramazan etkinlikleri tartışması, Türkiye’nin önünde bir turnusol kâğıdıdır. Ya milletin manevi köklerine sahip çıkacağız ya da seküler elitlerin dayattığı yabancılaşmaya teslim olacağız. Çocuklarımızın kendi değerleriyle büyümesini istiyoruz. Dayatılan laiklik; bizde din karşıtlığıdır. İslâm’ı hayata sokmamaktır. Kendi kutsalı yerine konan, putlaştırılan “ihtilalleri yapanların dayandığı gerekçe”dir, paganizmdir. 


Laiklik; Türkiye’nin öz kimliğine, değerlerine ve gelişim potansiyellerine vurulmuş bir zincir gibi uygulanmıştır. Laik olduğunu söyleyenler laikliği bir din gibi, bir ideoloji gibi telakki etmiş oluyorlar. Putperestliğin artık bırakılması lazım! Kendimize gelelim, özümüze dönelim. Bu mübarek ay ve günlerden istifade edelim, değerlendirelim. Nasipsizlerden olmayalım! Uydurulan her günü kutsallaştırma/dokundurtmama hastalığından kurtulalım! Kendi değerlerimizle buluşalım artık! Milletin/halkın gözüne girelim. 


Türkiye’de bir dönem bu millet üzerinde uygulanan baskıların, faillerini İslam karşıtı, işgalci konumuna düşürmüş olduğunu anlayalım.. 


Milli kültürün ve milli değerlerin korunması ve gelecek nesillere aktarılması, eğitim sisteminin temel amaçları arasındadır. Eğer bu toplumun Müslüman ve kültürel dokusunun en belirgin zamanlarından biri Ramazan ayı ise, Milli Eğitim, buna kayıtsız kalamaz! Ramazan yalnızca bireysel bir ibadet değildir. İftarıyla, fıtrasıyla, zekâtıyla, sadakasıyla, sahuruyla, teravihiyle, davuluyla Ramazan bir toplumsal paylaşım, bir dayanışma, sosyalleşme ve topyekûn bir manevi atmosfer iklimidir. Bu güruha; Ramazan direndi sonuna kadar, yıkamadılar, yıkamazlar da. Ramazan’da Allah’ın yazılımını ve kurgusunu yaptığı muhteşem bir direniş gücü var çünkü.


Millî Eğitim Bakanımız Yusuf Tekin’in ifadesiyle “Anadolu’da Ramazan milli birliğin, kardeşliğin, yardımlaşmanın maksimum düzeyde yaşandığı bir dönemdir.” Bu sosyolojik bir gerçektir. Alevi’siyle, Sünni’siyle, dindarıyla, seküleriyle Anadolu’nun hafızasında Ramazan bir toplumsal zaman olarak yer etmiştir. Okulun toplumsal gerçeklikten kopuk düşünülmesi ne pedagojik olarak doğrudur ne de demokratik olarak doğrudur. 

Ramazan hassasiyeti taşıyan geniş bir toplumsal kesime “gerici azınlık” demek, demokratik bir eleştiri değil, açık bir hakarettir. İstedikleri şey laiklik değil İslam’ın zincirlenmesidir.


Laikliği, inancı yasaklamak olarak anlayan güruhun gönül dünyası kararmıştır, kurumuştur.

Milli Eğitim’in genelgesinden rahatsız olanların âcilen tedavi edilmesi gerekir. Öyle bir tedavi ki “hastalığını kabul etmeyen hastalık!” Tedavinin zorluğu da bu!


 Bu topraklarda zulüm gören dindarlar, artık başı dik yürüyor. Geçmişteki baskılar bitti. Artık manevi değerler eğitimde yerini alacak. Eleştirenler ne kadar bağırırsa bağırsın, millet kendi Ramazan’ını yaşayacak. Çünkü bu millet, Allah’ın adıyla doğdu, Allah’ın adıyla kurtuldu ve Allah’ın adıyla yürüyecek.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

İ Tuncer

İnşallah hocam. Allah razı olsun.

Yandik

Türkiye'de kuduz ilacı var kuduranlara da kudurtanlara da yeter üstelik de bedava.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23