--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Peygamberimize olan hasret ve düsündürdükleri (1)

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

Öyle bir hayat yaşadın ki; her bir davranışın bütün anlaşmazlıklarımıza hakem... Hikmet dolu tek bir sözün, bütün çaresizliklerimize çözüm... Nakış nakış faziletle süslü lekesiz hayatının parlaklığı asırlar öncesinden günümüzü aydınlatıyor; incinmeye ve incitmeye asla razı olmayan nurlu kalbinle her dem ışık tutuyorsun yolumuza… Seni böyle tanıdım.

Yetim doğdun, yetimleri unutmadın. Düşkünler senin himayende huzur buldular. Bedeviler sende medeniyet gördü. Kalabalıklara karşı nezaketinle erittin yürekleri. Hiç affedilmez şeyleri affettin. Umudu tükenmişler senin bağrında çiçek açtı.

Zavallıların o kadar yakınındaydın ki; onların dövülmeleri, aç bırakılmaları bir yana, hizmetçilere beddua edilmesini bile yasaklamıştın.

Bir defasında, aklından biraz zoru olan bir kadın seninle konuşmak istemişti. Senin yanındakilerden sıkıldığını anlayınca kadına: “Hangi sokağa gitmek istiyorsan oraya geleyim de konuş” demiştin. Kadın seni tuttu, en ücra sokağa götürüp derdini anlattı. Erinmedin, üşenmedin de onun derdini dinledin. O gün, Enes bile sana şaşırmıştı.

Seni böyle tanıdım.

Uhud’a giderken, bir münafığın bahçesinden geçiyordun. Bahçe sahibi kör bir insandı. Senin geldiğini anlayınca, bağırıp çağırmaya, sana hakaret etmeye başlamıştı. Avucunu toprakla doldurmuş sana dönerek diyordu ki: “Şu avucumdaki toprak, başkasına da değmeyecek olsa onu yüzüne atardım.” Yanındaki sahabiler, adamı cezalandırmaya kalktılar. Sen ona da merhamet göstermiştin de şöyle demiştin: “Bırakın onu. Onun kalbi de kör, gözü de.”

Seni böyle tanıdım.

Hani o, Mekke’nin putlardan kurtulduğu gün, büyük fetih günü vardı ya! Artık fetih gelmiş; Bilal, ezildiği yerlerde ‘Allahuekber’ diye sesini yükseltmişti.

O gün, Ebu Bekir (r.a) babasının evine gitmiş ve hâlâ Müslüman olmamış olan babasını alıp senin yanına gelmişti. Bir de baktın ki bembeyaz saçlarıyla yaşlı bir dede önünde duruyor. Müslüman olmadığı halde ona acıdın da Ebu Bekir’e dönüp:

“Dedeyi evinde bekletseydin de ben gitsem ona, uygun olmaz mıydı” Ebu Bekir ise:

“Ya Resûlullah! Onun senin ayağına gelmesi, senin ona gitmenden daha uygundur” demişti.

O gün sen o dedeyi önünde oturttun. İkram ettin. Sonra elinle göğsünü sıvazladıktan sonra bir kere: “Müslüman ol!” dedin. Senin bu eşsiz nezaketine dayanamayıp, asırlık şirk bataklığından çıktı ve Müslüman oldu.

Seni böyle tanıdım. 

Arkadaşlarına merhametliydin; bir yolculukta yakacak odun toplayan dostlarından geri kalmamış, “Ben bir topluluk içinde ayrıcalıklı bir durumda bulunmaktan hoşlanmam!” demiştin. Güçsüzlere merhametliydin; “Hastayı ziyaret edin, açı doyurun esiri kurtarın!” diye seslenmiştin bütün zamanlara. Hayvanlara merhametliydin; aç bir devenin sahibine, “Konuşamayan bu hayvana bakarken Allah’tan kork!” diye gürlemiş, susuz köpeğe su içiren bir günahkârın cennete girdiğini haber vermiştin inananlara. Ağaçlara merhametliydin, bir ağaç dalının kırılmasına bir otun yok yere koparılmasına razı olmamıştı kalbin. Düşmanlarına karşı merhametliydin; Mekke’nin fethinde kendisine yıllarca kötülük yapanlara şöyle seslenmiştin bineğinin üstünden: “Hepiniz serbestsiniz!” 

Seni böyle tanıdım.

Yanına gelen koca sahabe “Ya Resûlullah! Kalbim katılaştı, üzülemiyorum, ağlayamıyorum” deyince; sen de “Yetimin sofrasına otur, muhtaçlarla hemhâl ol. İhtiyaç sahiplerinin ihtiyacını gider. Kalbinde yumuşama göreceksin” diyordun. Seni böyle tanıdım.

Ortaklaşa düzenleyecekleri bir suikastla ortadan kaldırmayı kararlaştırmalarına rağmen müşriklerin üzerindeki emanetlerinin teslim edilmesini dert edinmiş, Hz. Ali’yi sahiplerine vermesi için vazifelendirmiştin.

Seni böyle tanıdım. 

Peygamberimiz, “İman etmedikçe cennete giremezsiniz” diyor, ayrıca insanı iliklerine kadar sarsan bir şey daha söylüyordu: “Birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş sayılmazsınız!” Bu güzel söz, imanı yetiştiren toprağın “sevgi” olduğunun açık ifadesiydi. “Mü’min; seven ve sevilen, dost olan ve dostluk kurulandır. Sevmeyen ve sevilmeyende, dost olmayan ve dostluk kurulmayanda hayır yoktur!” diyordu En Sevgilimiz... Sadece demekle kalmıyor, bu sözün nasıl hayata dönüştürüleceğinin en güzel örneklerini de veren bir Peygambersin sen.

Seni böyle tanıdım. 

Hz. Enes anlatıyor: “Medine’nin çocuklarından herhangi küçük bir kızcağız bile Resûlullah’ın elinden tutsa, onu istediği yere çeker götürür ve Peygamberimiz ondan elini geri alamazdı.” Bugün böylesi şefkatli ele o kadar muhtacız ki! Günah ve isyan kirlerinden arınmaya o kadar ihtiyacımız var ki!

Seni böyle tanıdım. 

Hz. Aişe validemiz bir defasında hırçın bir deveye binmişti. Hayvanı sakinleştirmek için onu sert bir şekilde bir o tarafa, bir bu tarafa götürmeye başladı. O zaman Peygamber Efendimiz Hz. Aişe’ye: “Aişe hayvana yumuşak davran! Hayvana yumuşak davran. Çünkü nerede yumuşaklık, kolaylık varsa, orada güzellik vardır. Yumuşaklık ve kolaylığın bulunmadığı her şey çirkindir.”

Seni böyle tanıdım. 

Öyle bir hayat yaşadın ki; her bir davranışın bütün anlaşmazlıklarımıza hakem... Hikmet dolu tek bir sözün, bütün çaresizliklerimize çözüm... Nakış nakış faziletle süslü lekesiz hayatının parlaklığı asırlar öncesinden günümüzü aydınlatıyor; incinmeye ve incitmeye asla razı olmayan nurlu kalbinle her dem ışık tutuyorsun yolumuza… Mâzi, hâl ve istikbâlimizi kuşatan değerli sözlerin kardeşliğimizi pekiştiriyor. Sevincimizle sevinen, hüznümüzle hüzünlenen Kutlu Nebî! Kuraklıktan çatlayan topraklar yağmura nasıl hasretse, Sana öyle hasretiz… İnleyen hastalar sabahı nasıl beklerse, Seni öyle bekliyoruz.


Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle