--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hasan el Benna ve İhvanı Müslimîn (Müslüman Kardeşler) hareketi (1)

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
hareketi (1) “Türkler ve Araplar, İslâm kavimlerinin en güçlü iki unsurudur. Avrupa ülkeleri bu ikisini bertaraf etmek için pusuda beklemektedir. Eğer bu gruplar birbirine düşerek zayıf hale gelirlerse, Avrupa, ikisinin birden veya ikisinden en zayıf olanının üzerine çullanacaktır. Bunun sonucu ise İslâm’ın zayıflamasıdır.” On beş yıl geçmişti ki, korkulan başa gelir
Mısır’da son yaşanan hadiseler, İhvanı Müslimîn ve Hasan el Benna’yı gündeme getirdi. Maalesef yeterli bilgi ve birikimi olmayanlar, zahmet edip okuma ve inceleme de yapmayanlar, 1928’de kurulan en köklü ve yaygın bir teşkilatı terör örgütü, onun kurucusu Hasan el Benna’yı da da terörist gibi görmektedirler. Halbuki Mısır İhvan’ının temsil ettiği İslâm, derin entelektüel, kültürel, sosyal ve tarihî kökleri olan ‘Sünnî omurga’dır, ana damardır. Müslüman Kardeşler, İslâm dünyasının da, bütün dünyanın da geleceğini belirleyebilecek esaslı bir bağımsızlık mücadelesi vermektedirler.
Hasan el Benna’nın asıl adı, Ahmed Abdurrahman el-Benna. Nil Deltası bölgesinde sıradan bir çiftçi ailenin çocuğu olarak 1906’da dünyaya geldi. İskenderiye’de el-Ezher programına göre tahsilini tamamladı, sonra ailenin geçimini sağlamak için saatçilik yapmaya başladı. Dükkan sahibi Hacı Muhammed Sultan alim ve salih bir kişi idi. Bu sebeple dükkana ilim ve fazilet sahibi kişiler gelip giderlerdi. Baba Ahmed bunları gördü, tanıdı, dinledi ve etkileri altında kaldı. Bir yandan saatçilik mesleğine devam ederken, diğer yandan özellikle hadis ilmi ile meşgul oldu. Aynı zamanda kendisine, Mahmudiyye camilerinde halka hitab etme yetkisi verildi. Ahmed Benna’nın ilk çocuğu Hasenu’l Benna’dır. Ahmed Benna ilmi, ahlâkı, ibadeti ve hasbî din hizmeti itibariyle mübarek ve rabbani bir zât idi. Ahmed b. Hanbel’in Müsned’i üzerindeki çalışmaları çok önemli bir çalışmaydı. Yaklaşık otuz bin hadis ihtiva eden bu eseri konularına göre yeniden (orijinal şekli ravilere göre ) tertip etti, hadislerin geçtiği diğer kaynakları gösterdi ve kısa da olsa her  bir hadis için gerekli açıklamaları (şerh) yazdı. Ahmed Benna bu hizmete tam 38 yılını verdi. Eser 22 cüz (12 büyük cilt) halinde tamamlandı.
Hasan el-Benna ilk tahsilini ve terbiyesini böyle bir ilim ailesi içinde ve böyle bir babanın hocalığında almış oldu. Babasından öğrendiği saat tamirciliği, ticareti ve ciltçilik sayesinde geçimini el emeğinden sağlayarak din hizmetini ücretsiz, sırf Allah rızası için yapan alimler safına katılmak üzere bu meslekleri de icra ederek hayatını kazandı. Şöyle diyordu:
“Gerçekleştirmek istediğim en önemli iki arzumun biri özel, diğeri genel. Özel olanı ailemin mutluluk ve refahını sağlamaktır. Genel olanı ise halkına muallim (öğretici) ve mürşid (yol gösterici) olmaktır. Gündüzler boyuncu çocuklara ve gençlere öğretmenlik yapacağım, geceler boyunca da babalarına, dinlerinin hedefini ve saadetlerinin kaynaklarını anlatacağım. Bunu seyahatler yapıp konuşarak, yazarak, kitapla ve siyasetle yapacağım. Birincisi için iyilik, bilgi ve şuuru; ikincisi için ise ahlâklı olarak sebat ve fedakârlığı hazırladım.”
1927 yılında henüz 21 yaşında iken Daru’l-ulûm fakültesinden birincilikle mezun olan Hasan el Benna’ya devlet, lisansüstü tahsil yaptırmak üzere Paris’e gitmesini teklif eder. Fakat o, hayatına gaye edindiği hedeflerine ulaşabilmek için bu teklifi kabul etmez, aynı yıl İskenderiye şehrinde bir okula öğretmen olarak tayin edilir.
Hasan el Benna, Dâru’l-ulûm’da okurken bazı manevî depremler yaşar:
Osmanlı’da temsil edilen hilafet, 3 Mart 1924 yılında kaldırılır, son halife gayr-i Müslim bir ülkeye sürgün edilir. Böylece İslâm ümmetinin bütünlüğünü tarih boyunca şöyle veya böyle koruyan zarf yırtılmış olur.
İskenderiyye’de gördükleri onu daha çok üzer ve daha ziyade tahrik eder. Her tarafta yabancı hâkimiyeti ve Batılılaştırma gayreti kendini apaçık sergiler. Süveyş Kanalını işleten şirket ayrı bir devlet gibidir. Sömürgecilerin sultanlar gibi, halkın ise esirler gibi yaşadıklarını tesbit ve teşhis eder. Sokak ve caddelerin bile isimlerinin değiştirilip yabancı isimler konulması, Hasan el Benna’yı derinden yaralar. İngiliz sömürgeciliği gölgesinde Mısır’a giren ve faaliyet gösteren Hıristiyan misyonerlerinin Müslümanları, sağlık hizmeti verme, bakım evlerinde çocukları himaye etme, bazı güzel sanatları öğretme bahanesiyle Hıristiyanlaştırmak için çaba gösterdiklerine şahit olur ve arkadaşlarıyla birlikte “Hasafiyye Hayır Cemiyeti”ni kurar. Cemiyette bir yandan din ve ahlâk eğitimi verirken, diğer yandan misyonerlik faaliyetlerine karşı tedbirler alıp Müslüman çocuklarını himaye eder.
Birinci Dünya Harbi ve sonrasında meydana gelen bu önemli olaylar, ümmetin bütün tabakalarında sarsıntılara, silkinmelere, “ne oluyoruz, nereye gidiyoruz” sorusunun sorulmasına ve yeniden İslâm’a, İslâm birliğine dönüp sarılmayı gündeme alıp düşünmeye iten önemli bir sebep olur.
Böyle güçlü bir hedefe karşı tek başına yapılabilecek fazla bir şey olmadığını gören Hasan el Benna, “el-İhvanu’l-müslimun” cemiyetini (cemaatini) kurmaya karar verir. Cemiyete alimleri, tarikat şeyhlerini, seçkinleri ve sivil toplum kuruluşlarını davet eder. Davete ilk olarak 6 kişi katılır. Tamamı zenaatkârlardan teşekkül eder. Bunlarla cemiyeti kurar. Hasan el Benna’nın hareketinde kadınların da yeri vardır. Kızları İslâmî esaslar çerçevesinde yetiştirmek için “Müminlerin anneleri” isimli enstitüyü kurduğu gibi cemiyete de “Kadın Müslüman kardeşler” kısmını ekler.
el Benna, arkadaşlarını ve öğrencilerini şunları yapmaktan sakındırır:
Dinde ihtilaflı ve şüpheli konuları tartışmak, açık veya kapalı dinsizlerin, misyonerlerin sözlerini sıradan mensuplarının (ihvanın) yanında tekrarlayıp durmak.
Arkadaşlarına şöyle der: “Bunları kendi aranızda konuşun, tartışın ama avamın yanında onları ibadet, güzel ahlâk ve dine itaate yönlendirecek konuşmalar yapın, diğer konular kafalarını karıştırıp şüpheye düşürmekten başka bir şeye yaramaz.”
Görüştüğü, dertleştiği ilim ve fikir adamları, ‘bölünme, parçalanma, birbirine düşme’ meselesine dikkat çekerek; “Türkler ve Araplar İslâm kavimlerinin en güçlü iki unsurudur. Avrupa ülkeleri bu ikisini bertaraf etmek için pusuda beklemektedir. Eğer bu gruplar birbirine düşerek zayıf hale gelirler, bu arada Avrupa gücünü korursa, ikisinin birden veya ikisinden en zayıf olanının üzerine çullanacaklar. Bunun sonucu ise İslâm’ın zayıflaması ve hayat damarlarının kesilmesi olacaktır.” On beş yıl geçmişti ki, korkulan başa gelir.
1916 yılında Şerif Hüseyin bazı dahili saikler yanında daha güçlüsü İngilizlerin tahrik ve yönlendirmesiyle Osmanlı Devleti’ne isyan ettirilir. (İngilizler önce bu adamı kullanır, sonra 1925 yılında görevden alıp Kıbrıs’a sürgün ederler). Bu isyan, Avrupa müttefik devletlerinin iki önemli/hayati karar almalarına kapı açar:
1) Sykes-Picot gizli anlaşmasıyla Osmanlı topraklarının Avrupalılar arasında bölüşülmesi. 2) Balfur deklarasyonu ile Siyonist Yahudilerin Filistin topraklarına, Batı sömürgeciliğinin temel taşı olarak yerleşmelerinin vaad edilmesi.
Arkasından Fransızlar Suriye’yi işgal ettiler, komutanları Henri Gouraud, Selahaddin Eyyubî’nin kabri başına gelir ve şöyle seslenir: “Selahaddin, biz geri geldik!”
İngilizler de Filistin ve Irak’ı işgal ederler, komutanları Allenby, Kudüs’e girince: “İşte bugün haçlı savaşları sona ermiş ve amacına ulaşmıştır!” der.
Hilafeti kurtarmak için resmi ve gayr-i resmi olarak yapılan teşebbüsler sonuç vermeyince, 1927 yılında Kahire’de bir araya gelen bazı âlimler ve ümmetin seçkinleri “Şübbânu’l-muslimin: Müslüman Gençler” cemiyetini kurar.
Davayı öğretme (tedris) ve uyarma (tenbih) aşamasından kurumlaşma ve inşa aşamasına geçirmek üzere harekete geçtiler ve bu maksatla el-İhvanu’l-Muslimûn’u (Müslüman Kardeşler) kuruldu.
Hasan el-Benna’nın beslendiği manevi kaynaklar: 1) Kur’an Fıkhı (Kur’an’a dayalı anlayış, yorum) 2) Bütün yönleriyle sünnet fıkhı 3) Dünyada ve İslâm âleminde yaşanan olaylar, hayat şartları ile ilgili gözlemler, düşünceler ve değerlendirmeler 4) Seyyid Hüseyin el Hasafi’nin irşadı ile elde ettiği -hurafe ve bid’atlardan uzak- tasavvuf irfanı 5) Şuurlu ve tecdid ilaveli selefi çizgi 6) Genel insani bilgi ve kültür birikimi
Hasan el Benna 19 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra hizmetin yoğunluğu yüzünden vazifeye devam imkânı kalmadığı için istifa ederek ayrılır.
İhvan ile halkın bütünleşmesi ve Filistin mücadelesindeki tecrübe, devletin yöneticilerini korkutuyordu. Buna sömürgecilerin baskısı da eklenince, Başbakan Nakrâşî cemiyetin kapatılması, önemli üyelerinin tutuklanması ve bütün mallarına el konması için emir nağme çıkardı. Dernek, 8 Aralık 1948’de kapatıldı. Kapatıldığı zaman yalnızca Mısır’da 2000 şubesi, yarım milyon kayıtlı üyesi, bunun birkaç misli kayıtsız destekçisi vardı. Yönetim bununla da yetinmedi, 12 Şubat 1949 günü Hasan el-Benna’yı şehid ettiler. (Devamı yarın)
(Daha fazla bilgi için, Hasan el Benna’nın Risaleler, Said Havva’nın 50. Yılında Müslüman Kardeşler Teşkilatı, Hayrettin Karaman’ın İslâmi Hareket Öncüleri Kitaplarına, İslâm Ansiklopedisinde İhvanı Müslimin ve Hasan el Benna maddelerine müracaat edilebilir.)
‘Ameller
niyetlere
göredir’
Adamın biri, yolda giderken bir kuyunun başına gelir. Bir ağaç kazık yaparak yere çakar. Atını o kazığa bağlar. Yemekten sonra atına binip yoluna devam eder. Oradan geçen yolcular da atlarını bağlayıp istirahat etmek ve herkese faydalı olmak üzere kazığı yerden çıkarmazlar.
Aradan bir müddet zaman geçer. Yaya giden yolculardan biri, yolculuğun ve harâretin etkisiyle iyice susayıp kuyunun başına gelirken birden bire ayağı o kazığa takılıp düşer. Alnı yarılır. Bunun üzerine, başka biri daha böyle bir kazâya uğramasın diye derhal kazığı yerinden çıkarır. O civarda bulunup da bu durumu görenlerden biri der ki: “Her ne kadar bu iki adamın hareketi birbirine zıt ise de niyetleri hayır üzeredir. Çünkü her amelin binâsı, niyet üzerine kurulur. Önceki şahsın niyeti, gelen geçen herkesin faydalanması; ikincisinin ise bir zarârı ortadan kaldırmak olduğundan, Allah’ın huzûrunda bunların sevapları eşittir.”
Ameller, niyetlere göredir.
Ana-baba
edebimizin
ana hatları
* Ana-babayı Allah’ın hakkından sonra en büyük hak sahibi olarak görmek, edebin başıdır.
* Yanlarına girip çıkışta selam vermek, konuşurken arkadaş gibi değil, evlat gibi konuşmak. Sözlerini kesmemek, konuşmalarına ve tavırlarına sabırlı olmak…
* Taleplerini yerine getirmek, vasiyetlerini uygulamak, dostları ile dostluğu sürdürmek…
* Gönüllerini almaya vesile olabilecek hediyeleri vb. ikramı ihmal etmemek.
* Onurlarını korumak, sövülmelerine vesile olmamak…
* Yemekte onlara öncelik vermek…
* Onların önünde yürümemek, giriş-çıkışı onlardan önce yapmamak…
* Onlardan yüksek bir yere oturmamak, önlerinde ayak uzatmamak, el kol hareketleri yapmamak…
* Onlarla istişareyi ihmal etmemek…
* Hem hayatta iken, hem de öldükten sonra onlara dua etmek…
* Ölümlerinden sonra kabirlerini sık sık ziyaret etmek...
* Onlara kızmak, fakirliklerinden ötürü onları hor görmek, of-puf edip bıkmak, yanlarında yüksek sesle konuşmak, kendini onlara denk görmek, iyiliklerini unutmak, onlara cimri davranmak gibi tutumlardan uzak durmak… En büyük günahı
haber veren
bir Peygamber
Ebû Bekir (ra) şöyle dedi:
Rasûlullah (s.a.v), “En büyük günahı size haber vereyim mi?” buyurdu.
Biz, “Evet, yâ Rasûlallah” dedik.
Resûl-i Ekrem, “Allah’a şirk koşmak, ana-babaya itaatsizlik etmek” buyurduktan sonra, yaslandığı yerden doğrulup oturdu ve, “İyi belleyin, bir de yalan söylemek, yalancı şâhitlik yapmaktır” buyurdu. Bu son cümleyi sürekli tekrarladı.
Biz daha fazla üzülmesini arzu etmediğimiz için “keşke sussa” diye temennide bulunduk. (Buhârî)
Vahyin Dilinden
“Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah’a ve Resûlü’ne imân ederler, sonra şüpheye düşmezler ve Allah yolunda malları ve canlarıyla cihâd ederler! İşte onlar, (imanlarında) gerçekten sâdık olanlardır.”
49 Hucurât, 15. Âyet
Allah Rasulü’nden
Peygamber Efendimiz buyuruyorlar ki:
“Dünya tatlıdır ve manzarası hoştur. Şüphesiz ki Allah, dünyanın idaresini size verecek ve nasıl davranacağınıza, ne gibi işler yapacağınıza bakacaktır. O halde dünyadan sakının…”
Müslim
Günün Sözü
“Müslüman Kardeşler’in ana tüzüğü, kitap ve sünnettir. Çalışma programlarının ana temeli ise, yüce Allah’ın hükmü ve şuradır.”
Hasan el Benna

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle