Hacc’ın Şuuru (1)
Hac muhteşem bir ibadettir. Kur’an-ı Kerim’in diliyle “min şeairillah” (Allah’ın sembollerinden) oluşan bir ibadet. Hac, tıpkı namaz gibi belli zamanlarda ve belli mekânlarda yapılan rükünleriyle zaman şuuru ve mekân şuuru kazandırır.
Hac, hem namaz ve oruç gibi bedeni, hem zekat gibi mali, hem Cuma ve cihad gibi sosyal ve siyasi bir ibadettir. Bu üç boyutu böylesine vurgulu bir biçimde bünyesinde toplayan tek ibadettir. Bu sebepledir ki; Peygamberimizin dilinden diğer hiçbir ibadet için verilmeyen müjdeler Hac için verilmiştir. Ne var ki, tek bir şartla; makbul olması, mebrur olması, yani kabul görmüş olması şartıyla. Nitekim Peygamberimiz “Allah katında mebrur (kabul olmuş) Hacc’ın karşılığı mutlaka cennettir” buyurmuştur.
Hac, insanoğlunun uzaklaştığı fıtratına yeniden dönüşünün sembolik bir talimidir. Hac, kendi kendisine yabancılaşan bireyin kimliğini, kişiliğini bulup kendisine dönmesinin vesilesi olan soylu bir yolculuğun adıdır. Hac, mahşerin provasıdır. Âdet haline getirilen ibadetlerin yeniden kazanılmasından başlayan bir şuurun da vesilesidir Hac.
Peygamber Efendimiz ‘namazı kaybedecekler’ mucizevî haberinde olduğu gibi namazı kaybettik. Orucu kaybettik. Zekatı kaybettik. Hacc’ı kaybettik. Namaz kıldık. Oruç tuttuk, ama ruhunu kaybettik. Peygamberimizin beyanıyla ‘yanımıza sadece yorgunluğumuz ve açlığımız’ kaldı. İçi boşaltılmış dindarlık, ruhu kaybedilmiş ibadetler, Kur’an ve Sünnete vurulmadan yaşanan dinî hayat, Müslümanlık kalitemizi yükseltmeyip düşürdü. Halbuki bütün ibadetler, bireysel ve sosyal birçok derde derman olma vasfını taşıyordu. Meselâ ‘Namaz insanı kötülüklerden ve aşırılıklardan alıkoyardı.’ (29 Ankebut 45) Oruç, ‘insanı Allah’a karşı bizi takvaya ulaştırırdı.’ (2 Bakara 183) Zekât, ‘insanı ve toplumu arındırır ve temizlerdi.’ Hac, ‘insanı ayakta durmayı, kıyamı, direnişi öğretirdi.’ Bütün ibadet ve tatlarımız, insanımızın içine düştüğü bunalımların, dertlerin dermanıydı. Kaybolan her ibadet, bizden huzuru alıp, felakete yaklaştırdı. Bizi Rabbimize yaklaştırması gereken ibadetler, ruhunu ve şuurunu kaybettiğinde; Rabbimizden, O’nun kulluğundan uzaklaştırdı.
“Namazı, orucu, özellikle Hacc’ı yeniden kazanmak yahut yeniden ihya etmek.”
İşte meselemiz de, gündemimiz de bu!
Kıble bilinci olmadan namaz bilinci nasıl mümkün olabilir? Kıble, yani coğrafya bilinci. Bu da en güzel Hac ibadeti ile uyandırılabilir. Masa başında çizilen sınırlardan kurtulduğumuzu hatırlatan, ‘gönül dünyamızın, İslâm kardeşliğinin sınırı yok!’ ikazını yerine getiren bir farzdır Hac. İbadetler içerisinde Hacc’ı, Peygamberler içerisinde Peygamberimize ve semavi mesajlar içerisinde Kur’an’a benzetebiliriz. Nasıl ki Peygamberimiz her Peygamberin en güçlü özelliklerini kendinde birleştiren bir şahsiyet, Kur’an da bütün vahiylerin özünü bünyesinde barındıran bir kitapsa, Hac da bütün ibadetlerin özünü bünyesinde birleştiren özel bir ibadettir. Hacc’ı dirilten bir fert şahsiyetini diriltmiş olur. Hacc’ı dirilten bir ümmet ise kişiliğini diriltmiş olur.
Hacc’ın tanımı yapılırken ona “bir yol bulan” ya da “ona yol bulmaya gücü yeten” ibaresindeki yol sadece maddi imkâna indirgenmemelidir. Öyle fakirler vardır ki; parası olmadığı halde Hacc’a gitme imkânı doğmakta ve istemesi halinde bu ibadeti kolaylıkla ifa edebileceği fırsatlar ortaya çıkmaktadır. Genelde yapılan Hac tarifleri, bu çeşit fırsatları yok sayan ve ekonomik açıdan zengin sayılan insanlara hitap eden ekonomik tariflerdir. Maddeyi önceleyen bu tarife rağmen Müslüman beldelerden fevc fevc insanlar buldukları her fırsatı değerlendirerek bu farizayı ifa etmek için meşru her yolu denemekte ve zorlamaktadırlar. Hac, her mü’minin Allah’la akdini yenilemek için fırsatını bularak sembollerden oluşan belli zaman ve mekânlarda yerine getirdiği ibadetlerdir. Hacc’ın sadece zenginlere mahsus bir ibadet gibi algılanacağı günlerin geleceğini çok önceden tahmin eden peygamberimiz, asıl Hacc’a ihtiyacı olanların fakirler olduğunu bakın nasıl bir üslupla açıklıyor: “Hac ve umre, körüğün madenin posasını temizleyip yok ettiği gibi, fakirliği ve günahları yok eder.” (Tirmizi, İbni Mâce)
Devamı yarın
Hac, hem namaz ve oruç gibi bedeni, hem zekat gibi mali, hem Cuma ve cihad gibi sosyal ve siyasi bir ibadettir. Bu üç boyutu böylesine vurgulu bir biçimde bünyesinde toplayan tek ibadettir. Bu sebepledir ki; Peygamberimizin dilinden diğer hiçbir ibadet için verilmeyen müjdeler Hac için verilmiştir. Ne var ki, tek bir şartla; makbul olması, mebrur olması, yani kabul görmüş olması şartıyla. Nitekim Peygamberimiz “Allah katında mebrur (kabul olmuş) Hacc’ın karşılığı mutlaka cennettir” buyurmuştur.
Hac, insanoğlunun uzaklaştığı fıtratına yeniden dönüşünün sembolik bir talimidir. Hac, kendi kendisine yabancılaşan bireyin kimliğini, kişiliğini bulup kendisine dönmesinin vesilesi olan soylu bir yolculuğun adıdır. Hac, mahşerin provasıdır. Âdet haline getirilen ibadetlerin yeniden kazanılmasından başlayan bir şuurun da vesilesidir Hac.
Peygamber Efendimiz ‘namazı kaybedecekler’ mucizevî haberinde olduğu gibi namazı kaybettik. Orucu kaybettik. Zekatı kaybettik. Hacc’ı kaybettik. Namaz kıldık. Oruç tuttuk, ama ruhunu kaybettik. Peygamberimizin beyanıyla ‘yanımıza sadece yorgunluğumuz ve açlığımız’ kaldı. İçi boşaltılmış dindarlık, ruhu kaybedilmiş ibadetler, Kur’an ve Sünnete vurulmadan yaşanan dinî hayat, Müslümanlık kalitemizi yükseltmeyip düşürdü. Halbuki bütün ibadetler, bireysel ve sosyal birçok derde derman olma vasfını taşıyordu. Meselâ ‘Namaz insanı kötülüklerden ve aşırılıklardan alıkoyardı.’ (29 Ankebut 45) Oruç, ‘insanı Allah’a karşı bizi takvaya ulaştırırdı.’ (2 Bakara 183) Zekât, ‘insanı ve toplumu arındırır ve temizlerdi.’ Hac, ‘insanı ayakta durmayı, kıyamı, direnişi öğretirdi.’ Bütün ibadet ve tatlarımız, insanımızın içine düştüğü bunalımların, dertlerin dermanıydı. Kaybolan her ibadet, bizden huzuru alıp, felakete yaklaştırdı. Bizi Rabbimize yaklaştırması gereken ibadetler, ruhunu ve şuurunu kaybettiğinde; Rabbimizden, O’nun kulluğundan uzaklaştırdı.
“Namazı, orucu, özellikle Hacc’ı yeniden kazanmak yahut yeniden ihya etmek.”
İşte meselemiz de, gündemimiz de bu!
Kıble bilinci olmadan namaz bilinci nasıl mümkün olabilir? Kıble, yani coğrafya bilinci. Bu da en güzel Hac ibadeti ile uyandırılabilir. Masa başında çizilen sınırlardan kurtulduğumuzu hatırlatan, ‘gönül dünyamızın, İslâm kardeşliğinin sınırı yok!’ ikazını yerine getiren bir farzdır Hac. İbadetler içerisinde Hacc’ı, Peygamberler içerisinde Peygamberimize ve semavi mesajlar içerisinde Kur’an’a benzetebiliriz. Nasıl ki Peygamberimiz her Peygamberin en güçlü özelliklerini kendinde birleştiren bir şahsiyet, Kur’an da bütün vahiylerin özünü bünyesinde barındıran bir kitapsa, Hac da bütün ibadetlerin özünü bünyesinde birleştiren özel bir ibadettir. Hacc’ı dirilten bir fert şahsiyetini diriltmiş olur. Hacc’ı dirilten bir ümmet ise kişiliğini diriltmiş olur.
Hacc’ın tanımı yapılırken ona “bir yol bulan” ya da “ona yol bulmaya gücü yeten” ibaresindeki yol sadece maddi imkâna indirgenmemelidir. Öyle fakirler vardır ki; parası olmadığı halde Hacc’a gitme imkânı doğmakta ve istemesi halinde bu ibadeti kolaylıkla ifa edebileceği fırsatlar ortaya çıkmaktadır. Genelde yapılan Hac tarifleri, bu çeşit fırsatları yok sayan ve ekonomik açıdan zengin sayılan insanlara hitap eden ekonomik tariflerdir. Maddeyi önceleyen bu tarife rağmen Müslüman beldelerden fevc fevc insanlar buldukları her fırsatı değerlendirerek bu farizayı ifa etmek için meşru her yolu denemekte ve zorlamaktadırlar. Hac, her mü’minin Allah’la akdini yenilemek için fırsatını bularak sembollerden oluşan belli zaman ve mekânlarda yerine getirdiği ibadetlerdir. Hacc’ın sadece zenginlere mahsus bir ibadet gibi algılanacağı günlerin geleceğini çok önceden tahmin eden peygamberimiz, asıl Hacc’a ihtiyacı olanların fakirler olduğunu bakın nasıl bir üslupla açıklıyor: “Hac ve umre, körüğün madenin posasını temizleyip yok ettiği gibi, fakirliği ve günahları yok eder.” (Tirmizi, İbni Mâce)
Devamı yarın







