--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Din anlayışımızın temelleri

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
Akıl din koyamaz, tabir uygun ise, vahiy ile belirlenen köşe taşlarının arasını doldurmaya yarar. Din makul olmaktan çok menkul bir sistemdir. Burada makulü, aklın ürünü olma anlamında kullandığımız açıktır. Yoksa akla ters düşmeme anlamında dinin bütün emirleri makuldür.
Faruk BEŞER
Tanımlarken farklı şeyler söylesek de herkes İslam’ın ne olduğunu bilir. Allah’ın, Elçisine gönderip uygulattığı vahiye göre kullarının inanmalarını ve yaşamalarını istediği inanç ve ameller manzumesi diyebiliriz.
Bunun aslını Kuranı Kerim oluşturur. Kulların onu nasıl anlayacaklarını ve nasıl uygulayacaklarını görmeleri için de Rasul göndermiş. Onun Allah’ın kontrolündeki bu yanlışsız uygulama biçimine de Sünnet diyoruz. Sünnet, Kuranı Kerim’in canlı kılınmış halidir, takriri bir vahiydir demiştik.
Yani asıl bilgi kaynağı ve ilk örnek. Bu örnek olmasaydı Kuranı Kerim’i doğru anlama ve uygulamada azami ittifak mümkün olmazdı.
Kuranı Kerim’in sonraki zamanlara uygulanması artık bu örneğe ters düşemez. Yapılan bütün yorumlar, tefsirler ve teviller bu çerçevede olmalıdır. Bununla birlikte İslam ilme, âlime ve düşünmeye değer vermiş, zamanla ortaya çıkacak meseleleri asıl kaynağa ve ilk örneğe göre halletme görevini âlimlere yüklemiş, akla ve onun fonksiyonları olan düşünme çeşitlerine vurgu yapmış.
Şöyle bir kuraldan söz edilir: Bir mefhum Kuranı Kerim’de ne kadar farklı kelime ile anlatılmış ise o mefhumun o kadar farklı tonu ya da çeşidi vardır demektir. Ve Kuranı Kerim’de mutlak anlamda müteradif/eş anlamlı kelimeler yoktur. Cemil Meriç bunun aslında hiçbir dilde olmadığını söyler.
KUR’AN’DA DÜŞÜNMENİN BOYUTLARI
Kuranı Kerim’de düşünme ile ilgili o kadar çok kavram vardır ki, hayret etmemek mümkün değildir: Tefekkür, tedebbür, taakkul (akletme), teenni, teemmül, tezekkür, iddikâr, nazar, tefakkuh (fıkhetme) şu anda aklıma gelenler... Bunların hepsinde ortak payda düşünme olmakla beraber, her biri düşünmenin farklı bir boyutunu anlatır.
Düşünme aracı olan akıl için bile Kuranı Kerim’de farklı kelimeler vardır. Öncelikle akıl kelimesi isim olarak geçmez, hep fiil olarak akletme’den söz edilir. Bu da aklın bir cevher olmaktan çok bir eylem olduğu yorumunun yapılmasına sebep olmuştur. Ama akıl anlamındaki nühye, hicr ve lüb kelimeleri isim olarak geçer. Hem akıl’da, hem nühye’de, hem de hicr’de men etme ve engelleme anlamı bulunduğu için, Cabirî gibi bazı düşünürler ‘İslam aklı’nın, ‘Batı aklı’ gibi bir sebep ve ilişki kurma aracı olmaktan çok, insanı kötülüklerden engelleme özelliğinin bulunduğunu, yani aksiyolojik/ahlaki bir akıl olduğunu söylerler.
Ama her ne olursa olsun, akıl din koyamaz, tabir uygun ise, vahiy ile belirlenen köşe taşlarının arasını doldurmaya yarar. Din makul olmaktan çok menkul bir sistemdir. Burada makulü, aklın ürünü olma anlamında kullandığımız açıktır. Yoksa akla ters düşmeme anlamında dinin bütün emirleri makuldür.
AKIL-NAKİL DENGESİ
Durum böyle iken bizim gibi Kuranı Kerim ve Sünnetin aslî dilini bilmeyen müslümanlar bütün iyi niyetlerine rağmen çoğu zaman akıl-nakil dengesini tutturamaz ve akıllarının ürününü din zannederler. Bir binanın karkası gibi, nasların oluşturması gereken ana iskeletini akılla, ya da çok az bildikleri ve çoğu zaman da yanlış anladıkları naslarla inşa etmeye çalışırlar. Sonuçta karşımıza patolojik bir İslam anlayışı çıkar.
Çoğu dini bütün yazarımızda ve düşünürümüzde, hatta akademisyenlerimizde dikkatimizi çeken manzara şu: Nasların çok azından haberdarız. Bildiklerimiz de aslında büyük kısmını kendi aklımızla oluşturduğumuz din anlayışına uygun seçilmiş, ya da uygun hale getirilmiş parçalar. Hatta bazen pek çok zayıf ya da asılsız bir hadis üzerine büyük sistemler kurabiliyoruz. Bu durum şuna benzer vahim sonuçlar doğuruyor:
Böyle zayıf, asılsız ya da parçalanmış bilgiler üzerine kurulu bir din anlayışı, bir yerinden bir taş çekince hepten yıkılabiliyor. Ya da nasların belirleyeceği çizgiler akılla çizilince anlamadaki ihtilaflar artıyor.
Bazıları bu sebeple bütünüyle sünnete ya da hadislere karşı çıkabiliyor ve Kuranı Kerim’i anlama ve yorumlama mühimmesinde sünneti bütünüyle devreden çıkarıyorlar.
Asıl tehlikeli sapma da tasavvuf alanında kendisini gösteriyor.
Becerebilirsek bu konuları açmayı deneyeceğiz.
Vaktinin kıymetini
bilmek isteyenlere not

Meşhur alim Hammad bin Seleme.
-Ya namaz kılar, ya halka hadis anlatır, ya da öğrencilerine ders verir, gençlerle meşgul olurdu.. Yani boş vakti hiç yoktu onun. Nitekim vefatı da namaz kalırken vaki olmuş, secdede iken ruhunu Rahman’a teslim etmişti, herkes de onun vakit değerlendirmesine hayranlık duymuştu.
Basra’nın büyük velisi Hasan Basri Hazretleri ise sahabenin vakit değerlendirmesini anlatırken der ki: “Ben öyle zatlara eriştim ki, onlar sizin paranızı boşa harcamaktan çekindiğinizden çok daha fazla vakitlerini boşa harcamaktan çekiniyorlar, dakikalarını dahi boş geçirmiyorlardı. Tatil atıl kalmak değildi onların nazarında…” 
Vaktini sohbetlerle geçirmekten kaçınmayan bir adam, selef alimlerinden Abdullah bin Amir’e gelerek, ‘Biraz vakit ayır da seninle havadan sudan şöyle bir sohbet edip vakit geçirelim’ demişti de şu karşılığı almıştı: “Tut Güneş’i gitmesin, seninle oturup havadan sudan konuşup vakit öldürelim.” Adam şaşırmış. ‘Ne demek bu’ deyince Abdullah:
–Çünkü demişti, güneş durmuyor gidiyor, böylece vakit harcanıyor;  ya vakti durdur seninle muhabbet edelim, ya da geriye çekil, akıp giden vakti değerlendirelim. Nakitten de kıymetli olan vakti boşa harcama gibi telafisi mümkün olmayan bir ziyana uğramayalım.” Anlaşılan odur ki, tatillerde bizim en sorumsuzca harcadığımız değerimiz, maalesef nakitten de kıymetli olan vakitlerimizdir. Hem de kucak dolusu nakit harcasak da geri getiremeyeceğimiz vaktimiz. Onun için Efendimiz (sas) ikaz etmiştir bizleri:
-İki nimet vardır ki insanlar kıymetini bilmiyorlar. Biri sıhhatleri, diğeri de boş vakitleridir. Gerçekten de hem sıhhatin hem de boş vaktin kıymetini tam olarak bildiğimiz söylenemez.  Bu konuda halk arasında vaktin değerini ifade etmek için rivayet edilen bir menkıbeyle bağlayalım vakti değerlendirme bahsimizi. Efendimiz (sas) yolda giderken kenarda bomboş oturan bir adam görmüş, ilgi göstermeden geçip gitmiş. Sonra dönüşte aynı adama bu defa selam verip ilgi göstermiş. Bunun sebebini sormuşlar. Şöyle cevap vermiş:
– Geçerken bomboş duruyor, vaktini boşa geçiriyordu. O yüzden ilgi göstermedim. Dönüşte ise hiç olmazsa eline bir çöp almış toprağı karıştırıyor, boş oturmuyordu. O yüzden ilgi göstermeye layık gördüm.

Darbeci Cemal GÜRSEL’in
âkıbeti ve 38 rakamın esrarı Darbelerle hesaplaşmak zaman aldı. Balyoz, Ergenekon, 28 Şubat, 12 Eylül davalarının üzerinde Adnan Menderes’in ruhu dolaşıyor. Peki, Cemal Gürsel? Sonu ne oldu? Öğrenmek ister misiniz? Menderes’in idamından 5 yıl sonra Cüneyt Arcayürek, Cumhurbaşkanı Gürsel’le görüşmeye gider. Kelimelerle Gürsel’in fotoğrafını çizer. Anlattıkları, zihinlere kazınacak kadar çarpıcı ve dokunaklıdır. Demokrasi Dönemecinde Üç Adam serisinin ilk kitabında yer alan fotoğraf Arcayürek’in kaleminden aynen şöyledir: “İsteğim kabul edilmişti. Cumhurbaşkanı Gürsel, yarın sabah benimle görüşecekti... Gürsel’in çalışma odası penceresiz. Basit bir masa. Masanın önünde iki sandalye. 27 Mayıs ihtilalinin görkemli, bir zamanlar pek çok çevreye korku salan önderi demek ki burada bu kadar basit şartlarda çalışıyordu.”
“... Ne istersen sorabilirsin, dedi Gürsel. Son siyasal olaylardan söz etmesini rica ettim. Önceleri boğuk bir sesle ancak anlaşılır cümlelerle görüşlerini açıklıyordu, ben de not alıyordum. Sonraları ses, birden daha boğuklaştı. Söyledikleri anlaşılmıyordu. Not almam imkansızlaşmıştı. Söylediklerinden tek kelime yazamıyordum. Zira Gürsel konuşmuyor, sanki homurdanıyordu. (...) Ne kadar geçti bilmiyorum. Bir ara not defterimden başımı kaldırıp Gürsel’e baktım. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Gözyaşları... O boğuk ses. Artık bakmıyordum Gürsel’e. Kulağıma ağlamakla inlemek arasında sesler geliyordu. Yüreğimi bir el sıktı, sıktı. Not defterimi topladım. Ayağa kalktım…”
 Cemal Gürsel, Çankaya’da 7 yıllık süresini tamamlayamadı. Doktor raporuyla görevine son verildi. Aynı kitaptan okumaya devam edelim: “Başbakan Demirel, raporun altındaki imzaları saydı: 38...” Raporu 38 doktor imzalamıştı. “Çok trajik bir sonuç, diye düşündü Demirel: Gürsel 38 arkadaşıyla Çankaya’dan Bayar’ı indirdi. 38 kişiyle devlet başkanı olarak Çankaya’ya çıktı. Yedi yıllık dönemini tamamlayamadan 38 imzalı bir raporla görevinden ve Çankaya’dan ayrılıyor...”
DERS
“Duvar meyilli
olduğu tarafa yıkıldı!”

Behlûl Dânâ Hazretleri, yol üzerindeki bir viranenin yıkılmak üzere eğilmiş duvarına bakıp âkıbetini tefekküre dalardı. Yine bir gün endişe ile bakarken duvar birden çöküverdi. Behlûl Dânâ Hazretleri’ni bir sürur kapladı. Onun bu sevincine mânâ veremeyen insanlar merakla sebebini sorduklarında:
“-Duvar meyilli olduğu tarafa yıkıldı!” dedi.
“-Peki bunda şaşılacak ne var?!” dediklerinde şu hikmetli cevabı verdi:
“-Mademki dünyadaki her şey nihayetinde meylettiği tarafa yıkılıyor, benim de meylim Hakk’a doğrudur, o hâlde ben de ölünce Hakk’a varırım. Ey ahâlî, rükû ve secdelerimizle Hakk’a meylimizi artıralım ki başka yönlere yıkılmayalım!”
Vahyin Dilinden
“Kendilerine hıyanet edenleri savunma; çünkü Allah hainliği meslek edinmiş günahkârları sevmez.”
(4 Nisâ, 107)
Allah Rasûlü’nden
Peygamber Efendimiz buyuruyorlar ki:
“Kuvvetli mü’min, (Allah katında) zayıf mü’minden daha hayırlı ve daha sevimlidir. (Bununla beraber) her ikisinde de hayır vardır. Sen, sana yararlı olan şeyi elde etmeye çalış. Allah’dan yardım dile ve asla acz gösterme. Başına bir şey gelirse, “şöyle yapsaydım, böyle olurdu” diye hayıflanıp durma. “Allah’ın takdiri bu, O, ne dilerse yapar” de. Zira “eğer şöyle yapsaydım” sözü şeytanı memnun edecek işlerin kapısını açar.” (Müslim)

Günün
Sözü
“Dört şey var ki, ne kadar az olsa da, az görmemeli: yangın, hastalık, düşman ve borç.” Beydeba

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle