Karakaşi-Kapani Kavgası ve Türkiye’nin Siyasi Hayatına Etkileri

24 Haziran 2019 Pazartesi

Gazetecilik bilinmeyenleri yazmaktır. “Çevir kazı yanmasın” türünden yazı yazmak; yani devamlı surette aynı bilgileri okuyucuya baygınlık verecek şekilde dile getirmek değildir. Bağlı olduğu medya kuruluşunun ideolojik yapısı doğrultusunda tavır belirlemek ve yazı yazmak yazarlarımızın vazgeçemediği türden bir hastalıktır. 

Ne var ki; ülkemizdeki güç odakları ve özellikle de Sabetay Yahudileri, medyaya hakim olduklarından “bilinmeyenleri yazmak” oldukça netameli bir iştir. Bu nedenle düşünce ufkumuza yeni hiçbir şey katmayan bu yazarları okumak zorunda kalan insanlarımıza acımamak elde değildir.

Hükümet içinde de oldukça güçlü olan bu gizli Yahudiler, sırları açığa çıkmasın diye her türlü fena yola tevessül etmektedirler. Hatta Sabetaycılığın 2 ana kolu olan Karakaşi ve Kapani grupları; yüzyıllarca süren ve halen de devam eden bir kavganın içinde olduğu halde; bundan kimsenin doğru dürüst bir haberi bile yoktur.

O halde boş lakırdılara benzeyen çoğu zaman magazin sınırlarını aşmayan medya mensuplarının ilgilendiği konuların dışına çıkıp bilinmeyenleri yazmaya çalışacağız. Bu sayede Türkiye’nin siyası hayatının nasıl şekillendiği daha güzel anlaşılacaktır.

Bu arada yazılarımın uzunluğu yüzünden peşinen özür diliyorum. Çünkü mana bütünlüğünü bozmamak adına ve ancak haftada üç defa yazabildiğim için; böyle uzun yazılarla karşınıza çıkıyorum. Eğer haftalık yazı sayım arttırılırsa daha kısa yazıları bulabileceksiniz…

Osmanlı Devletinin son yüzyılında ve Türkiye Cumhuriyeti’nin çok büyük bir bölümünde; aslen Yahudi olduğu halde Türk isimlerini kullanan ve Müslüman gibi görünen Sabetaycı Aşiretler söz sahibi olmuşlardır. Bu aşiretler arasında çok ciddi kavgalar da olmuştur. Örneğin Kapani grubunun Karakaşilere karşı tasfiye hareketinden bir tanesi “İzmir Suikastı” bahanesi ile gerçekleştirilen idamlardır.

Takriri sükun kanunları nedeni ile kimsenin sesini çıkaramadığı “İzmir Suikastı Mahkemeleri” Türkiye’nin siyasi hayatını derinden etkilemiştir. Uzun yıllar tek partili bir yönetim sorunu yüzünden özgürlükler daima askıya alınmıştır. Fakat bu konuda neredeyse ciddi hiçbir çalışmaya rastlanılmaz.

Halbuki bu suikast yargılaması; teşebbüs aşamasına dahi geçmediği halde devrin en önemli siyasetçilerinin idamı ile sonuçlanmıştır. Osmanlı Devletinin bakanlarının da yer aldığı bu idamlıklar siyasi yaşamımızı derinden etkilemiştir.

Bu mahkemede yargılanan ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının Başkanı Kazım Karabekir’de idam edilecek idi. Lakin bazı subaylar, mahkeme salonuna silahlı olarak girip mahkeme başkanı hakkında “Kel Ali, Kel Ali…” şeklinde tempo tutarak slogan atmaları yüzünden; idamdan kurtulmuştur. Fakat sonuçta diğer muhalif Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası yöneticilerinin  de tasfiye edilip bir kısmının idam edilmesi ve önemli kişilerin de yurt dışına kaçmaları yüzünden Karabekir; yıllarca ev hapsine tutulmuştur.

1926'daki bu mahkemede tutanakları incelediğimizde çok ilginç sonuçlara ulaşabiliyoruz. Örneğin Osmanlı’nın Maliye Bakanı Cavid Bey sorgulanırken kendisine İzmir Suikasti ile ilgili ciddi bir soru sorulmadığı halde bu suçla alakalı olarak idam edilmek durumunda kalmıştır. Çünkü İttihat Terakkiden kalma temizlik operasyonları,yıllarca sonra yeniden benzer şekilde devam ediyordu. Askeri otoriteyi büyük ölçüde eline geçirmiş olan Kapani Sabetaycılar; Karakaşi olan diğer Sabetaycıları mahkeme kararları ile ortadan kaldırıyorlardı.

Mahkemede sorulan sorular bu açıdan çok önemlidir: Çünkü suikast olayı ile hiç alakası olmadığı halde “Niçin İttihat ve Terakki Partisini tekrardan kurmaya çalıştığı” ve “Neden Parti Tüzüğü hazırladığı” gibi absürt sorular sorulmuştur. Ayrıca Mahkeme Başkanı Kel Ali tarafından sanki yapılamazmış gibi “hazırladığınız parti tüzüğü neden Halk Fırkasının tüzüğü gibi 9 maddeden oluşuyor?” diye; asıl gayeye yönelik yani parti kapatmaya yönelik sorular sorulmuştur. Unutmayalım ki mahkeme başkanı Kel Ali (Ali Çetinkaya), Halit Paşa isimli milli mücadele kahramanı bir generali; hem de Meclis’te öldürmüş ve kayıtlara bu şekilde geçmiş birisidir.

Elbette takriri sükun kanunlarının geçerli olduğu bu dönemde; mahkemeden adil bir karar çıkması beklenmezdi. Mahkeme başkanı olan zatın bir katil olmasının da ayrı bir önemi vardı. Zira bir parça hukuk altyapısı olan bir kişi teşebbüs aşamasına dahi geçmemiş bir iddia yüzünden; 13 kişiyi idam etmezdi.

Bu mahkemede idam edilenlerin tamamı Sabetaycı ve Karakaşi değildi. Fakat Kapani grubunun muhalifleriydi ve devleti ele geçirmek için kıyasıya savaşan iki gruptan birisine siyasi destek verdikleri için suçlanıyorlardı. Zira Meclis kürsüsünden “ihtimaldir ki bazı kelleler kesilecektir” nutukları atılabilen; olağanüstü bir dönem yaşanıyordu.

İzmir Suikastı bahanesi ile toplanan fakat asıl gayesi muhalif bir partiyi suçlayarak kapatmak amacında olan İstiklal Mahkemesi, 26 Haziran 1926’da duruşmalara başladı. Bir hafta içinde elliden fazla kişi tutuklanarak İzmir’e gönderildi. 12 Temmuz’da son savunmalar alındı. 13 Temmuz Salı günü, öğleye doğru, duruşmaların yapıldığı Elhamra Sinemasında Kel Ali, kararı okumuştu.

Kararda; 15 kişinin idamına hükmedilmişti. Bunlardan Kara Kemal ve eski Ankara Valisi Abdülkadir Bey yakalanamamıştı. Asılarak idam edilenler ise şunlardı: Eski Bakan Cavid Bey, Dr. Nazım Bey, Şükrü Bey, Gürcü Yusuf, Ziya Hurşit, Laz İsmail, Trabzon Mebusu Hafız Mehmet Bey, Rüştü Paşa, Abidin Bey, İstanbul Mebusu İsmail Cambolat, İttihat ve Terakki Genel Sekreterlerinden Nail Bey ve Albay Rasim Bey vardı.

Nail Bey idam sehpasına giderken "Bu bize Tevfik Rüştü'nün oyunudur" demiştir. Bu durum akla bazı soruları getirmektedir. Çünkü tek parti döneminin uzun süre Dışişleri Bakanlığı görevinde bulunan Tevfik Rüştü Aras’ın, idam edilenler yani Karakaşi grubuna mensup bir Sabetaycı olduğu halde; Kapanilerle birlikte hareket ettiği anlaşılmaktadır.

İzmir Suikastı örneğinden anlaşılacağı üzere Sabataycı aşiretler, kendi aralarında birbirlerini idam edecek derecede şiddetle çekişebiliyordu. İşte bu büyük menfaat kapışması, ikbal hırsı ile birleşince akıllara durgunluk veren siyasi idamlar ortaya çıkmaktadır. 27 Mayıs 1960 darbesinin ardında yatan gerçeklerden bir tanesi de budur. Yine bir Kapani grubu,  yine Karakaşileri darbe ve idamlarla tasfiye etmiş; daha önemlisi yüzyıllık rakiplerinin gözlerini korkutmuşlardır.

İşin ilginç yanı resmi tarih ve darbeler incelenirken bu Karakaşi-Kapani kavgası daima es geçilip üzerinde hiç durulmamıştır bile. Çünkü “kol kırılır yen içinde” misali, bu kavga daima kamuoyundan gizlenmiş; bu sırları ortaya çıkaranların başı beladan kurtulamamıştır. O halde 27 Mayıs 1960 darbesine bir parça odaklanarak Türkiye’nin siyasal hayatına ne derece önemli etkileri bulunduğunu anlamaya ve çözmeye devam edelim. Zira gazetecilik bunu gerektirir.

Adnan Menderes, Başbakan olur olmaz Ezanı Muhammediyi yeniden ihya ettiği için İslam kahramanı olmuştur. Bunun bedelini şehit olarak idam edilerek ödemiştir. Fakat onun şanlı ve övgü dolu hayatı, Sabetaycı bir ailenin çocuğu olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Keşke diğer Sabetaycı çocuklarda bu zatı örnek alıp gerçek bir İslam fedaisi gibi örnek bir hayat yaşasa. Fakat çoğu Sabetay çocuğu; dinsiz olarak yaşamakta ve ailelerinde gördükleri iğrenç hayat tarzını da benimseyerek dünyayı kendilerine hem de Müslümanlara zindan etmektedirler. İntihar olayları bu Sabetaycı grupların hepsinde çok yüksektir. 

Özellikle “mum söndü” gibi gayri ahlaki davranışları görüp ideal aile yaşamını sürdürmek çok güçtü. İşte diğer Sabetaycı gruplardan çok farklı bir hayat tarzı yaşayan Berrin-Adnan Menderes çifti; iki yüzlü yaşam biçiminden uzaklaşarak halkımızın değerlerine yönelmiş ve ekonomik, siyasi, kültürel hayatımıza çok büyük katkılar sunmuştur.

1924 sonrasında Türkiye’nin siyasi hayatında etkili olanlar; Kapani grubundan olan kişilerdi. Fakat 11 Kasım 1938'den sonra siyasette aktif olan Karakaşiler olmuştur. Örneğin Kazım Karabekir'in ev hapsine son vererek CHP milletvekili olarak meclise girmesi sağlanmıştır. Ayrıca uzun yıllar görev yapan Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, görevden alınıp yerine Mehmet Şükrü Saraçoğlu atanmıştır.

En büyük değişiklik 1942'de çıkarılan “Varlık Vergisi” kapsamında “D harfi ile damgalanan” ve ağır vergi ödemek zorunda kalan Sabetaistlerin önemli bir kısmı Kapani grubundandır. Bu durum bazı Kapani grubundan olan Sabetaycıların neden İsmet İnönü’ye düşman olduğunu bir parça izah etmektedir.

Aynı şekilde 1946'da Demokrat Partiyi kuranlar arasında da Kapanilerin ağırlıkta olduğu görülmektedir. Partinin kurulmasına büyük destek veren Tevfik Rüştü Aras’ı ve Damadı olan Fatin Rüştü Zorlu’yu görmekteyiz.

CHP’ye karşı siyasi mücadele vermeye başlayan ve Demokrat partide ağırlığını koyan Kapaniler, 1951'de Atatürk'ü koruma kanununu çıkarmaya da muvaffak olmuşlardır. Fakat 27 Mayıs 1960'da Demokrat Partiyi indiren bu sefer Karakaşi grubu olmuştur.

Kısaca söylemek gerekirse Türkiye’nin siyasi hayatı 1924'ten 1950’ye kadar tek partili bir dönem sürmüş ve önce Kapanilerin sonrasında da  Karakaşi grubun etkisine girmiştir. Çok partili hayat ile birlikte bu sefer ABD’nin destek ve yardımı ile Karakaşi-Kapani çatışması tekrar şiddetlenmiş yönetim dönem dönem bir o tarafın bir bu tarafın etki altına girmiştir.

Bu çatışma mason localarına da sıçramıştır. Aynı Sabetaycılar gibi faaliyetlerini gizli olarak sürdüren Masonlar, yurt dışındaki İslam düşmanları ile de işbirliği içindedir. Bununla birlikte Hristiyan, Yahudi ve daha bir çok farklı etnik ve dini kökenli insanlara da hizmet etmektedirler. Günümüzde bunlara ilave olarak bir de FETÖ örgütü aralarına katılmıştır. Sabetaycı ve Fetocular, Masonların değişik localarına kayıt yaparak ülkemizin siyasi hayatını gizli yollarla etkilemeye devam etmektedirler.

Ülkemizde dört farklı Mason teşkilatı bulunduğu tahmin edilmektedir. Bunların bir kısmı “kainatın yüce mimarı” diyerek tanrı’ya inanmayanları üye kabul etmemektedir. Diğer bir kısmı ise ateist veya agnostiktir. Bunlar arasında da geçimsizlik, kavga, çekişme vardır. İşte ülkemiz siyasetçileri onların bu kavgası sayesinde bir parça nefes almaktadır. Eğer bunlar birleşip ortak hareket etmiş olsa idiler; gerçekten de işimiz çok zor olacaktı.

Sabataycıların Yakubiler grubunun genellikle Kapancılara karşı Karakaşileri destekledikleri gözlenmektedir. Türkler arasına karışarak büyük ölçüde asimile olan bu grubun niçin bu şekilde hareket ettiği üzerinde çalışmalar yapılması gerekir. Elbette en güzeli Yakubilerden birisinin çıkıp meseleyi izah etmesidir. Lakin böylesi bir çalışma büyük cesaret ister. Sabetaycıların derin sırlarına vakıf olan kişilerin yapacağı ve vatanperverlik gerektiren cinsten işlerdir. Bunu beklemek ise ham hayaldir. Biz ise sadece kamuoyuna yansıyan ve kayıtlara geçen bilgilerden yararlanarak bazı analizler yapabiliyoruz.

Türkiye Sabataycıları arasında kapalı kapılar ardında gizli toplantılar yapıldığı ortaya çıkmakta ve bu konuda duyumlar alınmaktadır. Karakaşi-Kapani-Yakubi gruplarının ileri gelen zenginleri; anlaşmaya ve özellikle de ABD’den gelen baskılar nedeni ile Ak Parti hükümetine karşı ortak tavır almaya çalıştığı gözlenmektedir. 15 Temmuz 2016 darbesine halkın direnç göstererek karşı çıkması, yeni bir yapılanmaya ihtiyaç göstermektedir.

Artık gizli yollardan ülke yönetimini ele geçirme imkanı kalmayınca “kavgayı bırakıp işbirliği yapma kararı” kendileri açısından önem kazanmıştır. Bu duruma karşı hükümetin uyanık olması ve Sabetay Yahudileri üzerinde akademik çalışmalar yapılması için YÖK’ü ve üniversiteleri uyarması gereklidir. Keza bu konuda araştırma yapması gereken kamu kurumlarının da üzerlerine büyük görev düşmektedir.

Eğer bunu yapmazlar ise; gizli olarak faaliyet yürüten ve ülkemize onarılması zor zararlar veren bu Sabetaycı grupların yaptıkları fenalıklar, artarak devam edecektir, vesselam…

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • A tA t24 gün önce
    Dönmeleri sabetayci olarak vasiflandirmak eksik bir terimdir. Avrupada asırlar önce dönmüş gibi yapıp kiliseleri tamamen ele gecirmislerdir. Kilise cemaatleri olayın farkında asla olmamislardir. Beni hristiyan zanneden kriptolarca uyusturulmus papazın bildirdiğine göre Türkiye'de 50 bin misyoner bulunuyormuş. Onların akıl hocaları kriptolardir. Buradaki İslam fakültelerinin dekanlari ise Türkiyeli kriptolar.Dini cemaatler datamamen kriptolarin eline geçmiş durumda. Buradaki İslam fakültesi dekanı Türkiyeli kripto, İslami öyle komikleştirmiş ve canileştirmiş ki bu sayede sayısız ödül almıştır. Diyaneti ele geçirmek üzereler. Buradaki İslam fakültesine girdiğinizde duvardaki İslamla ilgili büyük resimler; kafa kesilmesi kol bacak kesilmesi, taşlanarak öldürme 80 yaşındaki adamın 1520 çocuk yaşta karısıhüllecinin önünde sıraya geçmiş kadınlar vs Fakültede okuyan çok Türk de var. Hiçbirini bu resimler rahatsız etmiyor. Amaçları unvan alıp para kazanmak. İslami öğrendikleri şekilde öğretmek. Dinle hiç alakları yok. İlahiyat öğrenen bu öğrenciler diyanette çalışabilirler. Kanun hazır Türkiye'den hoca gelmiyecek artik
  • Mardinli hocaMardinli hoca26 gün önce
    Sayın vehbi hocam dilinize yüreğinize sağlık Allah cc razı olsun çok mükemmel bir konu değindiniz.Zaten konuyu yeterince izah ettiniz bu zararlı teşkilatlara karsi hükümet tedbirli olması lazım.Osmanlı imparatoru yıkanlar bunlardır millet dış güçlere karşı savaştılar millet devlet için fedakarlık yaptılar sonuç bu hayinlar devleti işgal ettiler.Bu din düşmanları devletin yüksek makamlara ulaştılar devletin gerçek sahibleri onlara hizmetçi yaptılar bu hayinlar milletin dinine mukaddasatina düşmanlık yapıyorlar camilerimiz ahır kuranı kerimin öğrenmesi yasaklayan bunlardır.Bu kadar geçmesine rağmen devlete millete bu kadar kötülük düşmanlık yapmaktır onların yanına kâr kaldı.Çünkü bunların kötülükleri ortaya çıkaracak sizin gibi imanlı yazarlar tarihçiler yoktur.Bunun için bu kadar kötülük düşmanlık yapmalara rağmen onlara kimse dokunmadı böylece ne yaptılarsa yanlarına kâr kaldı.Bunlara karşı ilk vazife devlete hükümete düşüyor devlet bunlara karşı tedbir almasa bunlar boş duracak değildir bir söz su uyar düşman uyumaz bu sabataycılar dış düşmanlarla işbirlik yapacaklar bu bir gerçektir.Allah CC aziz milletimiz bunların şerlerinden muhafaza etsin amin selam ve dua ile
  • tarihçitarihçi26 gün önce
    bu durumda selanikli durumu nedir br dahaki yazınızdada uzunca bu selanikliyi yazın
  • ErzurumluErzurumlu26 gün önce
    27 Mayıs 1960 darbesi dinsizlik adına dindarları boğmak ve Karakaşilerin Kapanileri tasfiye operasyonudur. Bu kısın sehven olsa gerek Kapanilerin Karakaşilerw karşı operasyonu olarak yazılmıştır. Düzeltilmesini bekleriz..
  • En büyük SabetaycıEn büyük Sabetaycı26 gün önce
    Bu güne kadar ilk cumhurbaşkanımız ın Sabetaycı olup olmadığını açıkça kimse yazamıyor. Diğerlerinin kim oldukarı biliniyor zaten. Asıl önemli olan devamlı rakı içen ve bu yüzden ölen İslam dinine ait tüm sembolleri ve şeair i kaldıran kişiyi yazmaktır. Yazar dokunduruyor ama yazamıyor. Belli ki okuyucunun ferasetine bırakıyor.
  • FerhatFerhat26 gün önce
    RTE bir sebataycu, yada Kurutulmus bir gizli sebetayci olamazmi? Bu adamlar daki özellikler tmamaen münafiklik ile es deger. Ab nin yani Masonik ve satanist bir kurum olan ab nin ne kadar sapkin yasalari var ise bu herifler onayladi. Bunlar süphesiz muhakkak gizli sebetayist lerden. AKP yi gizliden yönetenler Pelikancilar ( Masonlar) ve diger mecliscsatisi altindaki partilerde aynen öyle. Düzeni kuranlar zaten bu iblisin veletleri. Nitekim bunlar da bu bozuk düzene tabi olmus olan parti ve zaatler, dolayisiyla bozuk düznenin ürünleri.
  • Vehbi KaraVehbi Kara26 gün önce
    Yazımın kaynağı kesinlikle Soner Yalçın a ait değildir. Çok farklı kaynaklara dayanmaktadır. Yalçın ın kitaplarını okudum. Sabetaycılık konusunda farklı olduğumuz noktalar çoktur. En çok istifade ettiğim ve yararlandığım kaynaklar Ilgaz Zorlu ya aittir. Yazılarım derlemeden ziyade araştırmaya dayanmaktadır.
  • nur talebesinur talebesi26 gün önce
    Vehbi yazınızı okuma zahmetine katlanmadım ziraser levhadan muhteva belli oluyor zaten.Derim ki Millet iradesi bu demektir.Milletle alay edilmez milletbir şey anlamaz biz de malı götürürüz düşüncesini kabul etmez.Recebemillet iradesiyle öyle bir şamar vurdu ki,inşaallah dersolur ama sanmıyorum çünkü kendisini yakinen tanıyorum?Tepeden bakanlarınhali bu olsa gerek.Bakın kibir abideleriebu cehle,ebu lehebe, ebreheye,firavuna,nemruda şeddada vs....
  • YasinYasin26 gün önce
    Yazı Soner Yalçın'ın kitabına dayanıyor. Bunu başka kaynaklarla da desteklemek iyi olurdur. Böyle şehir efsaneleriyle gazetecilik yapmak olmaz, olsa olsa kitap özeti denir bu yazıya.
  • ORHAN İNANORHAN İNAN26 gün önce
    ELLERİNİZE SAĞLIK.ÇOK ÖNEMLİ BİLGİLER ALDIK VE UYKUMUZ AÇILDI.YAZMAYA DEVAM.SİZİN KALEMİNİZDEN DAHA ÇOK BİLGİ İSTİYORUZ
  • Hami KurtHami Kurt26 gün önce
    Araştırın bulun o Sebataycıları ve asın anasını satayım. Sıra onlara geldi. Halkın anasını ağlattınız, samana muhtaç hale getirdiniz şimdi sıra Sebataycılara geldi.
  • Ezher sevinçEzher sevinç26 gün önce
    Yazen agabu konuda uzman diye düşünüyorum.İrtibat kursanız, birlikte hareket etseniz nasıl olur?
  • Lokman Sahin Lokman Sahin 27 gün önce
    Hocam Allah razi olsun. Sizin gibi mutefekkirlerimizin devlet tarafindan degerlendirilmesi lazimdir.
  • pınar demirpınar demir27 gün önce
    hocam ilgili yerlere bildirseniz nasıl olur...birde bunlardan örnek verseniz günümüzdekilere...yazınız için teşekkürler
  • Süleyman Sırrı DinçerSüleyman Sırrı Dinçer27 gün önce
    Sağol..Cesur..Yürek..DİKKAT.çeken..cümleniz.."Hükümet..içinde..de.güçlü..olan.gizli..yahudiler"..cümlesine..takıldım..Eski..dönem..hükümetleri..mi..ŞU..ANDAKİ..HÜKÜMET.Mİ..Açıklamaya..devam..etmenizi..istirham..ediyorum.Selamlar.
  • Bilgi lütfen?Bilgi lütfen?27 gün önce
    Vehbi Bey, Menderes için onun da Sabetayist olduğunu(hakkını yemeden) yazmışsınız, fakat ben de diğer bir çok kişi gibi onun esasen Kırım menşeli bir Tatar olduğunu biliyorum; yanlış mı bu bilgi?

Günün Özeti