İnsan, hayvan mıdır?
Belki bu da nereden çıktı, olur mu böyle şey, diyeceksiniz. Efendim bu İslam dışı inanç, düşünce ve ideolojilerin insana bakışının ortaya koyduğu bir sorudur. Zira, Maddecilere göre insan, hayvan türlerinden bir türdür. Aslı maymundan gelme, tekamül ede ede insan denilen varlığın şeklini almıştır. Yine güya insanlığı ışık saçma onları hakikate ulaştırma iddiasındaki feylozofların insan tanımları da bundan farklı değildir. Şu tabloya bir göz atalım:
- İnsan öğrenen hayvandır (Konfüçyüs)
- İnsan sorgulayan hayvandır (Sokrates)
- İnsan toplumsal bir hayvandır (Eflatun)
- İnsan düşünen hayvandır (Aristo)
- İnsan tartışan hayvandır (Heraklitos)
- İnsan eleştiren hayvandır (I. Kant)
- İnsan konuşan hayvandır (Descartes)
- İnsan sistematik hayvandır (G. Hegel)
- İnsan itiraz eden hayvandır (A. Camus)
- İnsan yalanlayan hayvandır (K. Popper)
İnsan mücadeleci bir hayvandır (K. Marx)
- İnsan düpedüz hayvandır (Nietzche)
Bütün bu yaklaşımlarda değişmeyen nokta insanın hayvan olarak kabul edilmesidir. İnsanı temelde hayvan olarak gören insanlığa ona yakışır bir yaşam biçimi yani din sunamamışlardır. Yüce Rabbimiz de onların hayatlarını şöyle özetlemiştir: “Kafir olanlar zevklenirler, davarların yediği gibi yerler. Sonunda onların barınağı ateştir.” (Muhammed, 12)
“Âyet, inkâr edenleri, ahireti tanımayan, başlarına gelecekten habersiz, bütün imkânlarını midelerine ve şehvetlerine harcayan muhteris yaratıklar şeklinde tanımlamaktadır.” (Diyanet Vakfı Meali)
“Hayvanlar rızkın kim tarafından yaratıldığını, bu nimetler karşılığında kendisinden ne beklendiğini düşünmezler. Çünkü bunlar yükümlü değildirler.”
Burada bir noktayı açıklamak zorundayız. Genelde “kafl” lafzı türkçeye inkarcı diye, “küfür” de inkar olarak tercüme edilmektedir Bizde inkarcı ateisti, inkar da ateizmi çağrıştırmaktadır. Halbuki kafir sadece ateist, küfür de inkkarcılık değildir. O halde küfür nedir ve kafir kimdir?
a - Allah’ın varlığını inkar küfürdür. Münkir (inkarcı) kafirdir.
b- Allah’a inanıldığı halde O’na şirk (ortak) koşmak küfürdür. Müşrik (ortak koşan) kafirdir,
c- Görünüşte müslüman olmak (nifak) küfürdür. Münafık (sözde mümin) kafirdir.
d- Mümin olduktan sonra bir tek farzı bile red etmek veya bir haramı sakıncasız görmek veyahut İslam’ın simgelerinden herhangi birine istizada bulunarak, hafife alarak imanı bozmak (irtidat) küfürdür. Mürted (imanını bozan) kafirdir.
Ayet-i celilelerde zikrolunan küfür ve kafir lafızlarıya bütün bu anlamlar veya bundan her hangi biri kastedilmiş olabilir. Hal böyle iken olayı sadece inkar ve münkire indirgemek şirk ve müşrik, nifak ve münafık, irtidat ve mürted gerçeğini idraklardan gizlemek ve silmek aşamına gelir ki bu da kafirlerin ekmeğine yağ sürmekten öte bir mana ve amaç ifade etmez.
Evet Rabbimiz öyle buyurdu: “Kafir olanlar zevklenirler, davarların yediği gibi yerler. Sonunda onların barınağı ateştir.” (Muhammed, 12)
Hatta haYvandan da aşağı OLDUĞUNU buyurur
“Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.” (Araf 179)
***
Bu gibi kimseler, akıllarına ve kendilerine ulaşan ilâhî tebliğe uymayıp sırf hissiyatına göre hareket etmeleri bakımından hayvanlara benzetilmiş; hayvanlarının hareketlerinin kendilerine verilen güç ve kabiliyetlerin yaratılış amacına uygun olmasına karşılık böyle kimselerin davranışlarının bu özellikten yoksun bulunmasından ötürü de onlardan gidişçe daha sapık oldukları belirtilmiştir.
Kafirlerin hayvanlardan daha şaşkın, sapık, aşağı olarak nitelendirilmesinin nedenini Hz. Ali (k.v.) şöyle açıklar: Canlılar üç türdür: melekler, insanlar ve hayvanlar. Allah meleklere sadece akıl vermiştir. Anlarlar, kavrarlar ve gereğini yerine getirirler. Bunlar; sadece itaat üzere yaratılmışlardır. İnsanlara ise akıl ve bunun yanında nefis verilmiştir. İnsan akıl veya nefse göre yaşama arasında serbest bırakılmıştır. Hayvanlar ise yalnız iç güdü özelliğine sahiptirler. Şayet insan, nefsine değil de aklına uyarsa melekleşir. Hatta meleklerden de üstün olur. Çünkü; meleklerde nefis yoktur, ama insanoğlu nefsine ve ona bağlı değişik duygulara rağmen itaat ettiği için meleklerden de üstün olmuş olur. Ama insan aklının değil de nefsinin adamı olursa hayvanlaşır,akıl nimetine sahip olmayan hayvanlara nisbetle bu emanate ihanet ettiği için hayvanlardan da aşağı bir derekeye düşer.
Burada akla tabi olmanın mahiyeti üzerinde şu önemli hususları da dikkatlerden uzak tutmamalıyız. Akla göre yaşamak: Keyfe, heva ve arzulara göre hareket etmek değildir. Akıl bir araçtır. Akıl kendini ve her şeyi yaratan Allah’ın belirlediği çerçeve içinde, gösterdiği istikamet yönünde ve tayin ettiği hedef peşinde yaşamak zorundadır. Yoksa akıllı ile akılsızın yaşayışı arasında değer farkı olmaz. Suriyeli alim Muhammed Nabusi bu hususta şu çarpıcı örneği verir: Biri gözleri fevkalade gören bir insanla, gözleri doğuştan kapalı olan bir diğer kişiyi birlikte karanlık bir odaya koyarsanız ikisi de hiçbir şekilde görmez. Aralarında bir fark kalmaz. Görmeleri için göz yeterli değildir. Bulundukları yeri aydınlatacak bir ışığa ihtiyaç vardır. Aklın konumu da aynen böyledir. Aklın sahibini doğruya, huzura ve insani erdemlere götürebilmesi için vahyin yani Kur’an’ın nuruna ve Hz. Peygamber (sav)’in ışık saçan aydınlığına ihtiyaç vardır. Onun için akıl İslam’a uymak zorundadır.