• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Süleyman Önsay
Süleyman Önsay
TÜM YAZILARI
30 Ağustos 2019

30 Ağustos’u anmak ve anlamak!

“Cihad ve Fetihler Ayı” diye tarihe geçen bu günlerde, Allah’ın, cennet karşılığında canlarını satın aldığı şehitlerimizi (Tevbe, 111) ve Mevlâ’ya verdikleri sözlerine canlarını vererek sadakat göstermek için savaşan gazilerimizi (Âhzab, 23), rahmet ve şükranla anıyoruz. Bu günlerle ilgili olarak, gönül dünyamızda ecdadımıza karşı bu duyguları taşırken ve yaşarken, diğer taraftan da bilinç âlemimizde şu sorulara cevap aranmasının gerektiğine inanıyoruz: Evet, o günlerde, yapılan bu savaşların ve gerçekleştirilen zaferlerin nedenleri neydi? Korkusuzca savaşıp destanlaşan atalarımızın hedefleri ve beklentileri neler idi? Ve onlar, niçin, canları pahasına işgalci Yunanlılara, Fransızlara, İtalyanlara ve İngilizlere karşı çıkmışlardı? Ve yine onlar, niçin işgalcilerin hakimiyetlerini kabullenip sağlık ve afiyet içinde ömür sürmek yerine onlara karşı çıkıp savaşıp ölmeyi tercih etmişlerdi? Bütün bu soruların ışığında şehit kanlarıyla yoğrulan bu topraklar üzerinde, bugünlerimizi ve vaziyetimizi inceden inceye değerlendirmemiz, acı da olsa bir özeleştiri yapmamız hayati bir zorunluluktur. Zira bu değerlendirme, şunu veya bunu yargılamak veya yaftalamak için değil; geleceğimizle geçmişimizi, atalarımızla torunlarımızı aynı değerler ve hedefler üzerinde tekrar buluşturmak açısından kaçınılmazdır. Nesilden nesile ulaştırılması gereken tarih bilincimizi yani öz varlığımızı, millî şahsiyetimizi devam ettirebilmenin ilk ve en önemli şartıdır. Aynı zamanda bu özeleştiri; hem ecdadımıza hem de gelecek kuşaklarımıza karşı taşıdığımız sorumluluğun tabii bir gereğidir. 

O halde gelin hep birlikte şu acı gerçeklerin altını bir kez daha çizelim:

Dün, askerleri denize dökülen ve bir karışlık bile toprağımızı ele geçiremeyen Yunan; bugün, maalesef felsefesiyle, düşünce sistemleriyle, kendine has hayat tarzlarıyla, onları denize dökenlerin torunlarının kafalarını, yüreklerini işgal etmiş olmanın hazzını yaşamaktadır. 

Dün, ordusuyla bu topraklardan kovulan İngiliz; bugün, siyasetiyle, politik oyunlarıyla bu ülkenin sorunları, çıkarları üzerinde söz sahibi olmanın gururunu taşımaktadır.

Dün, Sütçü İmam’ın uyarısıyla “Seni başımızdan defetmeden bize Cuma namazı kılmak yakışmaz” denilerek tepelenen Fransız; bugün modasıyla, her türlü hayasız akımlarıyla, çeşit çeşit şirretlik biçimleriyle gençliğimizin iffetini, izzetini, istikametini ve hatta inancına hükmetmenin zevkini tatmaktadır. 

Evet dokuz yüz küsur sene evvel Anadolu’yu fethedenler acaba bu topraklar üzerinde böyle bir tabloyu mu düşlemişlerdi?

Ve yine seksen küsur yıl önce;

“Dökülen kan senin!

Çiğnenen vatan senin!

Yere serilen Kur’an senin!

Horlanan îman senin…

Kirletilen nâmus, kıyılan can senin…

Müslüman!...Uyan!...Uyan!...Uyan!...”

 (Ali Erkan Kavaklı, Gülü Koklayamadım, s. 45) çığlıklarıyla yerlerinden doğrulup, geri dönmemecesine cephelere koşanlar, bu toprakların işgalden kurtulması için kanlarını dökenle, canlarını verenler, evet onlar; torunları Yunanlılar gibi düşünsün, İngilizler gibi davransın ve Fransızlar gibi yaşasın, diye mi savaşmışlardı?

O gün, “Ya istiklâl! Ya ölüm!” kararlılığıyla, düşmana doğru “Allah! Allah!” nidâlarıyla koşulan hedef; kültürel, sosyal ve ekonomik esareti önemsemeyen ve hatta öngören bir bağımsızlık anlayış ve biçimi miydi? 

Dünün düşmanları, asırlar boyu cephelerde yenemedikleri bir milletin evlatlarını, bugün, ellerine geçirmiş oldukları teknolojik gücün sağladığı; internet siteleri, cd, dvd, uydu destekli görsel ve albenili yazılı basın gibi tüm imkanlarla, içten içe çökertmeyi, yok etmeyi, dünya ve tarih sahnesinden silip süpürmeyi hedeflemekte ve bu doğrultuda da hızla yol almaktadırlar. Bunun için tasarladıkları plan ve programları, adım adım, sinsice ve maalesef başarıyla yürütmektedirler. Bizler ise, tüm bu olup bitenlere karşı, halkın bir bölümünün ahlamasının-vahlamasının ve ağlamasının dışında ne yapmaktayız? Kültürel, sosyal ve yasal hangi tedbirleri almaktayız? Sen-ben demeden hangi millî politikaları düşünmekte ve uygulamaktayız? Aynı mihrakların bizleri Kürt-Türk savaşının, Alevî-Sünnî çatışmasının, lâikçi-dinci mücadelesinin içine doğru süratle sürüklemesine karşı bizler, neyi üretmekteyiz? Bizleri tıpkı tarihte olduğu gibi “ bir duvarın tuğlaları misali” birbirimize kenetleyecek biricik alternatif olan, ruha ve şuura karşı yıllardır amansız bir savaş vermekten başka hangi pozitif bir hedefi ortaya koymaktayız? 

Bütün bu noktalar üzerinde duyarlık göstermek, düşünce ve fikir üretmek, tasa ve teşebbüs sahibi olmak; şehitlerimizin ve gazilerimizin huzur içinde olmalarına ve belki de bizler üzerindeki haklarını helâl etmelerine vesile olacaktır. 

Ruhları şâd olsun!

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Ahmet

Başta Mustafa Kemal Atatürk, Fevzi Çakmak, İsmet İnönü ve aziz şehitlerimiz ve gazilerimizin ruhu şad olsun, Allah mekanlarını cennet etsin.
  • Yanıtla

ATATURKCU

BIZI SURIYE IRAK SOMALI YEMEN AFGANISTAN IRAK LIBYA ARAKAN FILISTIN GIBI IC SAVAS KAOS KARANLIK DUSMAN CIZMESI ALTINDA EZILMEKTWN KURTARAN BAGIMSIZ YAPAN DUSMANI KOVAN ORTADOGU BATAKLIGINDAN KURTARAN ATATURK VE SILAH ARKADASLARINDAN ALLAH RAZI OLSUN BINLERCE TESEKKUR VE SUKRAN
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı